Adam, uzun zamandır beklediği izin gününün tadını çıkarıyordu ve rahatça uyuyordu; fakat aniden kapı zili çaldı. Kim gelmişti bu kadar erken? Kapıyı açınca karşısında tanımadığı, korkmuş yaşlı bir kadın buldu. – Kime geldiniz teyze? – diye sordu Adam. – Oğlum, anneni tanımadın mı? – Anne? Sen… gir içeri… – güçlükle konuşabildi. Adam, annesinin bir gün onu almak üzere yetimhaneye geleceğini yıllarca beklemiş, sonunda acısına alışmıştı. Okulunu bitirip üniversiteye gitmiş, kendi işini kurmuş ve anne-babası sorulduğunda “vefat ettiler” diyerek kendine yeni bir hayat kurmuştu. Kadın ise ne zaman çocuğundan alındığını bile hatırlamıyordu. Gençken çok içmiş, alkol gençliğini ve hayatını kaydırmıştı. Cezaevine girdiği dönemlerde tek düşündüğü oğluydu; ona hiç sevgi duymamış, sadece acımıştı. İkinci çocuğunun doğumuyla annelik duyguları kabaran kadın, küçük oğlu için her şeyi yapmaya hazırdı. Büyük oğlunun ise aklına bile gelmiyordu. Ama küçük oğlunu mutlu etmek için elinden geleni ardına koymadı. Ne yazık ki küçük oğul da annesi gibi oldu; çocuk esirgeme kurumlarında büyüdü, 15 yaşında denetimli serbestlik aldı, sonra hapis hayatı başladı. Anne, hapishanede yaşamın ne olduğunu bildiği için, küçük oğlunu kurtarmak için yollar ararken Adam’ın başarılı hayatını öğrenip onu aramaya karar verdi. Şimdi Adam’ın evinde oturuyor, ağlıyor, ona dokunmaya çalışıyordu. Adam’a yıllarca onu nasıl aradığını, sağlık ve huzurunu nasıl dilediğini, bir gün tekrar buluşacaklarını umut ettiğini anlattı. Adam ona inanmak istedi ama içindeki ses mesafesini korumasını söylüyordu. Yine de annesine ev ve para verdi, ona yardım edeceğini söyledi; ama içten içe annesinin iyi niyetli olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Bayram öncesi Adam, büyüdüğü çocuk yuvasına gitti. Her zaman oraya oyuncak ve yiyecek götürürdü. Yaşlı bir bakıcı yanına gelip, – Annen senin adresini aradı. – Evet, ona yardımcı olduğun için teşekkür ederim. – Ama dikkat et, o sadece küçük oğlunu kurtarmak istiyor, senden para istemeye geldi! Sana hiç sevgisi olmadı, hâlâ da yok. – Benim bir kardeşim mi var? – Evet, kendisinden sor. Adam’ın boğazı düğümlendi, nefes almakta güçlük çekti. Annesinin yine ihanet etmeye çalıştığına inanmak istemese de duygularını bastırıp annesine giderek her şeyi öğrenmeye karar verdi. Kadın, böylesine baskıyı beklemiyordu, küçük oğlundan bahsetmek istemiyordu — Adam’ın ona yardım etmeyeceğinden korkuyordu. Birkaç gün sonra Adam saldırıya uğradı; ağır şekilde dövüldü. Yakalanan saldırganlar, polisi ifadelerinde Adam’ın annesinin kendilerini tuttuğunu itiraf ettiler. Kadın, büyük oğlunu öldürüp mirası almak ve küçük oğluna rahat bir hayat sunmak istemişti. Mahkemede pişmanlığını dile getirip Adam’dan affetmesini istedi, fakat Adam kararını vermişti: – Annemsiz yaşadım, yine yaşarım! – diye gözyaşlarıyla fısıldadı.

Abi bir gün izinli olduğum için evde miskin miskin uyuyordum. Bir anda kapı zili çaldı, öyle bir irkildim ki! Kim gelir sabahın köründe diye düşündüm. Kapıyı açınca karşıma yaşlı, tanımadığım bir kadın çıktı. Gerçekten ürkek görünüyordu.

Kime geldiniz teyze? dedim şaşkın bir şekilde.

Oğlum, anneni hiç mi tanımadın?

Anne? … Gir içeri…sen misin? dedim, zor konuşabildim.

Anne deyince bir anda içime o eski günler doldu. Zaten annemi benden aldıkları günü unutmadım. Yıllarca onun gelip beni yuvadan çıkarıp eve götürmesini bekledim. Bir süre sonra o acı yavaş yavaş köreldi. Sonra okulu bitirdim, üniversiteye gittim ve kendi işimi kurdum. Kimseye annem babam nerede diye sorduklarında vefat ettiler diyordum hep. Hayata yalnız alıştım, kendi kendime yetmenin tadını aldım. Kendime güvenim tamdı, kimseye muhtaç değildim ve işim gücüm yerindeydi, kimse de beni yurttan çıkmış bir çocuk sanmazdı.

Kadın, yani annem, aslında ebeveynlik hakkının elinden alındığı günü bile tam hatırlamıyor. Gençliğinde çok içki içmiş, kafası o kadar karışıkmış ki, aklı başında bile değilmiş. Hapise düştü, orada biraz oğlunu düşünüyor ama, gerçekten sevdiği söylenemez; daha çok acıyormuş bana.

Sonra ikinci oğlu doğunca kadın birden anne olmanın ne demek olduğunu anlamış. O yeni doğan için her şeyini verecek hale gelmiş. Önceki oğlunu, yani beni, hiç düşünmemiş, küçük oğlunun mutluluğu için ise dünyayı yakabilirmiş.

O küçük oğlan ise büyüdükçe tıpkı annesi gibi biri olmuş. Defalarca çocuk esirgeme yurdunda kalmış, 15 yaşında ilk denetimli serbestliği almış. Kısa süre içinde ikinci ceza, ardından da hapis yolu. Annesi onu hapisten kurtarmak için elinden geleni yapıyor çünkü hayatın parmaklıklar arkasında ne demek olduğunu kendisi biliyor. Büyük oğlunun, yani benim, onun hayatının düzeldiğini öğrenince hemen beni aramaya başlıyor.

Şimdi kadının karşısında oturuyorum, ağlıyor, ellerimden tutmaya çalışıyor. Bana nasıl aradığını, Allaha dua ettiğini ve her gün beni bulmayı ümit ettiğini anlatıyor. Dediğine inanasım geliyor ama içimden bir ses de dikkatli olmamı söylüyor. Sonuçta ona bir ev tuttum, para verdim, yardımımın olacağını söyledim. Ama kendim de takipteyim, bakıyorum iyi niyetli mi gerçekten?

Bir gün Kurban Bayramı yaklaşırken eski yurda, yani Eskişehirde çocukluğumun geçtiği yere uğradım. Zaman zaman oraya oyuncak, yiyecek götürürüm. Yaşlı bir bakıcı kadın yanıma geldi.

Annen senin adresini aradı.

Evet abla, sen de yardım etmişsin sağ olasın.

Ama dikkatli ol, annen küçük oğlunu kurtarmak istiyor. Onun tek derdi para, güvenme! Hiç sevmedi seni, sevmez de…

Benim kardeşim mi var?

Evet, git kendisiyle konuş.

O an boğazım düğümlendi, nefes alamadım neredeyse. Annemin yine beni kullanacağını anlamak çok koydu. Ama kendimi toparladım, gittim ve her şeyi sordum. Kadın sıkışıverdi, küçük oğlundan bahsetmek istemedi, yardım etmem diye korktu.

Birkaç gün sonra sokakta saldırıya uğradım. Çok ağır dayak yedim. Polis saldırganları yakaladıktan sonra itiraf ettiler: Hepsini annem tutmuş! Anlatınca buz kestim; kadın büyük oğlunu öldürtüp mirasa konmak, küçük oğluna rahat bir hayat sağlamak istemiş.

Mahkemede kadın gözyaşlarıyla pişmanlık gösterdi, benden af diledi, ama ben artık her şeyi anlamıştım.

Ben annesiz büyüdüm, bundan sonra da öyle yaşarım! dedim hıçkırarak.

Rate article
Lifequest
Adam, uzun zamandır beklediği izin gününün tadını çıkarıyordu ve rahatça uyuyordu; fakat aniden kapı zili çaldı. Kim gelmişti bu kadar erken? Kapıyı açınca karşısında tanımadığı, korkmuş yaşlı bir kadın buldu. – Kime geldiniz teyze? – diye sordu Adam. – Oğlum, anneni tanımadın mı? – Anne? Sen… gir içeri… – güçlükle konuşabildi. Adam, annesinin bir gün onu almak üzere yetimhaneye geleceğini yıllarca beklemiş, sonunda acısına alışmıştı. Okulunu bitirip üniversiteye gitmiş, kendi işini kurmuş ve anne-babası sorulduğunda “vefat ettiler” diyerek kendine yeni bir hayat kurmuştu. Kadın ise ne zaman çocuğundan alındığını bile hatırlamıyordu. Gençken çok içmiş, alkol gençliğini ve hayatını kaydırmıştı. Cezaevine girdiği dönemlerde tek düşündüğü oğluydu; ona hiç sevgi duymamış, sadece acımıştı. İkinci çocuğunun doğumuyla annelik duyguları kabaran kadın, küçük oğlu için her şeyi yapmaya hazırdı. Büyük oğlunun ise aklına bile gelmiyordu. Ama küçük oğlunu mutlu etmek için elinden geleni ardına koymadı. Ne yazık ki küçük oğul da annesi gibi oldu; çocuk esirgeme kurumlarında büyüdü, 15 yaşında denetimli serbestlik aldı, sonra hapis hayatı başladı. Anne, hapishanede yaşamın ne olduğunu bildiği için, küçük oğlunu kurtarmak için yollar ararken Adam’ın başarılı hayatını öğrenip onu aramaya karar verdi. Şimdi Adam’ın evinde oturuyor, ağlıyor, ona dokunmaya çalışıyordu. Adam’a yıllarca onu nasıl aradığını, sağlık ve huzurunu nasıl dilediğini, bir gün tekrar buluşacaklarını umut ettiğini anlattı. Adam ona inanmak istedi ama içindeki ses mesafesini korumasını söylüyordu. Yine de annesine ev ve para verdi, ona yardım edeceğini söyledi; ama içten içe annesinin iyi niyetli olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Bayram öncesi Adam, büyüdüğü çocuk yuvasına gitti. Her zaman oraya oyuncak ve yiyecek götürürdü. Yaşlı bir bakıcı yanına gelip, – Annen senin adresini aradı. – Evet, ona yardımcı olduğun için teşekkür ederim. – Ama dikkat et, o sadece küçük oğlunu kurtarmak istiyor, senden para istemeye geldi! Sana hiç sevgisi olmadı, hâlâ da yok. – Benim bir kardeşim mi var? – Evet, kendisinden sor. Adam’ın boğazı düğümlendi, nefes almakta güçlük çekti. Annesinin yine ihanet etmeye çalıştığına inanmak istemese de duygularını bastırıp annesine giderek her şeyi öğrenmeye karar verdi. Kadın, böylesine baskıyı beklemiyordu, küçük oğlundan bahsetmek istemiyordu — Adam’ın ona yardım etmeyeceğinden korkuyordu. Birkaç gün sonra Adam saldırıya uğradı; ağır şekilde dövüldü. Yakalanan saldırganlar, polisi ifadelerinde Adam’ın annesinin kendilerini tuttuğunu itiraf ettiler. Kadın, büyük oğlunu öldürüp mirası almak ve küçük oğluna rahat bir hayat sunmak istemişti. Mahkemede pişmanlığını dile getirip Adam’dan affetmesini istedi, fakat Adam kararını vermişti: – Annemsiz yaşadım, yine yaşarım! – diye gözyaşlarıyla fısıldadı.