Abi bir gün izinli olduğum için evde miskin miskin uyuyordum. Bir anda kapı zili çaldı, öyle bir irkildim ki! Kim gelir sabahın köründe diye düşündüm. Kapıyı açınca karşıma yaşlı, tanımadığım bir kadın çıktı. Gerçekten ürkek görünüyordu.
Kime geldiniz teyze? dedim şaşkın bir şekilde.
Oğlum, anneni hiç mi tanımadın?
Anne? … Gir içeri…sen misin? dedim, zor konuşabildim.
Anne deyince bir anda içime o eski günler doldu. Zaten annemi benden aldıkları günü unutmadım. Yıllarca onun gelip beni yuvadan çıkarıp eve götürmesini bekledim. Bir süre sonra o acı yavaş yavaş köreldi. Sonra okulu bitirdim, üniversiteye gittim ve kendi işimi kurdum. Kimseye annem babam nerede diye sorduklarında vefat ettiler diyordum hep. Hayata yalnız alıştım, kendi kendime yetmenin tadını aldım. Kendime güvenim tamdı, kimseye muhtaç değildim ve işim gücüm yerindeydi, kimse de beni yurttan çıkmış bir çocuk sanmazdı.
Kadın, yani annem, aslında ebeveynlik hakkının elinden alındığı günü bile tam hatırlamıyor. Gençliğinde çok içki içmiş, kafası o kadar karışıkmış ki, aklı başında bile değilmiş. Hapise düştü, orada biraz oğlunu düşünüyor ama, gerçekten sevdiği söylenemez; daha çok acıyormuş bana.
Sonra ikinci oğlu doğunca kadın birden anne olmanın ne demek olduğunu anlamış. O yeni doğan için her şeyini verecek hale gelmiş. Önceki oğlunu, yani beni, hiç düşünmemiş, küçük oğlunun mutluluğu için ise dünyayı yakabilirmiş.
O küçük oğlan ise büyüdükçe tıpkı annesi gibi biri olmuş. Defalarca çocuk esirgeme yurdunda kalmış, 15 yaşında ilk denetimli serbestliği almış. Kısa süre içinde ikinci ceza, ardından da hapis yolu. Annesi onu hapisten kurtarmak için elinden geleni yapıyor çünkü hayatın parmaklıklar arkasında ne demek olduğunu kendisi biliyor. Büyük oğlunun, yani benim, onun hayatının düzeldiğini öğrenince hemen beni aramaya başlıyor.
Şimdi kadının karşısında oturuyorum, ağlıyor, ellerimden tutmaya çalışıyor. Bana nasıl aradığını, Allaha dua ettiğini ve her gün beni bulmayı ümit ettiğini anlatıyor. Dediğine inanasım geliyor ama içimden bir ses de dikkatli olmamı söylüyor. Sonuçta ona bir ev tuttum, para verdim, yardımımın olacağını söyledim. Ama kendim de takipteyim, bakıyorum iyi niyetli mi gerçekten?
Bir gün Kurban Bayramı yaklaşırken eski yurda, yani Eskişehirde çocukluğumun geçtiği yere uğradım. Zaman zaman oraya oyuncak, yiyecek götürürüm. Yaşlı bir bakıcı kadın yanıma geldi.
Annen senin adresini aradı.
Evet abla, sen de yardım etmişsin sağ olasın.
Ama dikkatli ol, annen küçük oğlunu kurtarmak istiyor. Onun tek derdi para, güvenme! Hiç sevmedi seni, sevmez de…
Benim kardeşim mi var?
Evet, git kendisiyle konuş.
O an boğazım düğümlendi, nefes alamadım neredeyse. Annemin yine beni kullanacağını anlamak çok koydu. Ama kendimi toparladım, gittim ve her şeyi sordum. Kadın sıkışıverdi, küçük oğlundan bahsetmek istemedi, yardım etmem diye korktu.
Birkaç gün sonra sokakta saldırıya uğradım. Çok ağır dayak yedim. Polis saldırganları yakaladıktan sonra itiraf ettiler: Hepsini annem tutmuş! Anlatınca buz kestim; kadın büyük oğlunu öldürtüp mirasa konmak, küçük oğluna rahat bir hayat sağlamak istemiş.
Mahkemede kadın gözyaşlarıyla pişmanlık gösterdi, benden af diledi, ama ben artık her şeyi anlamıştım.
Ben annesiz büyüdüm, bundan sonra da öyle yaşarım! dedim hıçkırarak.




