TEK SEVDİĞİM: Karısını toprağa verdiği gün, Fedor’un gözünden tek damla yaş düşmedi. Mahallede fısıltılar başladı: “Bak gördün mü? Ben demiştim, Zina’yı hiç sevmedi.” Çocuklar ise annesiz, sessiz kalan bu babanın gölgesinde büyüdü. Herkes, Fedor’un gönlünde eski sevda Gülizar mı olur, yoksa komşu Kadriye mi, diye konuştu. Ama Zina’nın dualarla kavuştuğu ikizleri, Polina ile Misha, annelerinin son nasihatleriyle hayata tutundu. Köyde fısıltılar bitmedi: Fedor’un ketum duruşunun ardında neler saklıydı? Eski yarım kalan aşklar, dedikodular, gözyaşı dökmeyen bir adam ve annesiz kalan iki çocuk… Sadakatin, yitirilen sevdanın ve köyün acı-tatlı dedikoduları arasında, Fedor’un gerçek aşkı kimeydi?

TEKÂŞIK

Eşinin cenazesinde Mehmetin gözünden bir damla yaş bile süzülmedi.
Bak hele, ben demedim mi, Sevgiyi hiç sevmemişti, diye fısıldadı komşusu Nazana, Sevim.
Sus be. Artık ne önemi var. Çocuklar öksüz kaldı, böyle bir babayla, dedi Nazan.
Göreceksin, kesin Şuleyle evlenir, diye Sevimi temin etti Elif.
Şule de nereden çıktı? O ne alaka? Esas aşkı Gülperi değil mi? Hele sen samanlıklarda gezmelerini unuttun mu? Şule bulaşmaz onunla. Kendi evi, ailesi var. Zaten unutmuştur genci çoktan.
Ne biliyorsun sanki?
Tabii ki biliyorum. Şulenin kocası bir numara, ne yapsın Mehmeti çocuklu dul başına. Pratik kadındır o. Ama Gülperi perişan zaten Mithatla. Bak gör, onlar yeniden başlarlar, dedi Elif, Sevimi inandırır gibi.

Sevgi toprağa verildi. Çocuklar sımsıkı el ele tutundular.

Muratla Pelin daha sekiz yaşlarına yeni girmişti. Sevgi, Mehmetle büyük bir aşkla evlenmişti; gerçi Mehmetin onu sevip sevmediğini o da bilmezdi, köylüler de bilmiyordu.

Duyan derdi ki, hamile kaldı diye Mehmet mecburen evlenmiş Sevgiyle. Kader de, ilk kızları yedi aylık doğmuş, çok yaşamamıştı. Ondan sonra da yıllarca çocuk hasreti çekmişlerdi. Mehmet hep kasvetli, az konuşan bir adamdı. Herkes ona kendi kendine Yalnız Mehmet dermiş. Lakabı da buydu. Hele sevgiyi, şefkati zaten onun yanında kim görecekti ki, en çok da Sevgi bilirdi eksikliğini.

Ama sonunda Allah ona merhamet etti. Dilekleri, duaları nereye varmıştı, sadece kendisi bilirdi. Bir sabah, tanrının lütfu gibi, Sevgiye iki çocuk birden geldi: Pelinle Murat, ikizler.

Murat anasına benze, yufka yürekli, sevecen bir çocuktu. Pelin ise tam babasına çekmişti. Bir kelam duymak mümkün değil, içine kapanık, kilitli kutu gibi. Ne zaman ne düşündüğünü anlamak mümkün değil. Belki tam da bu yüzden, babasına daha yakındı.

Mehmet ahşap işleriyle uğraşırken, Pelin hep yanında dolanırdı. O anlama öğretici, hayattan bahsederdi.
Murat ise annesinin yanı başından ayrılmazdı. Bir yandan evi süpürür, bir yandan küçük kovasıyla su taşırdı. Küçüktü ama elinden geleni yapardı. Sevgi iki çocuğunu da severdi fakat Pelini bir türlü anlayamazdı, Murata ise yüreğiyle bağlanmıştı adeta. Ve ölüm döşeğindeyken oğluna dedi ki:

Oğlum, ben yakında göçerim. Sen evde baş olacaksın. Kız kardeşini sakın üzme, onu koru. Sen erkeksin, ona sahip çıkmak senin görevin. O daha narin, yardıma muhtaç,
Baba peki? diye sordu Murat.
Ne var? dedi Sevgi, anlamamış gibi.
Babam korur mu bizi?
Bilmem oğlum. Zaman gösterecek.
O zaman anne, ölme. Biz sensiz ne yaparız? gözyaşlarıyla söyledi Murat.
Ah oğlum, sanki elimde olsa dedi Sevgi usulca. Ertesi sabah da ruhunu teslim etti.

Mehmet eşinin yanında oturmuş, elini tutuyordu. Tek bir kelime, bir damla gözyaşı yoktu. Sanki birden yaşlanmış, küçülmüştü. Hepsi hepsi buydu.

Hayat yavaş yavaş normale dönmeye başladı. Pelin, evin hanımlığını üstlendi gururla. Yemek yapmaya uğraşır, evi düzenlerdi ama yaşı küçüktü daha. Mehmetin kız kardeşi Nihan, arada uğrar, Peline işleri öğretirdi.

Teyze Nihan, bir gün sordu Pelin, babam yeniden evlenecek mi?
Bilmem kızım. Senin baban bana ne anlatır sanki
Nihanın kendi çocukları, güzel bir yuvası vardı.

Ya bir şey olursa, bizi yanına alır mısın? diye devam etti Pelin.
Saçmalama. Babanız sizi seviyor, kimseye ezdirmez, diye teskin etti Nihan.

Köyde ise dedikodular başlamıştı: Mehmetle Gülperinin eski aşkı yeniden alevleniyor diye.
Bre Gülperi de aklını yitirdi galiba, dedi kulaktan kulağa Sevim, Mehmetle yeniden dönmüş dolaşmış, kendi yuvasını unutmuş.
Ah ne akılsız kadın bu Gülperi, diye fısıldaşıyordu kadınlar bakkal önünde.
Dağılın hanımlar, dedi köyün muhtarı Orhan Bey, elinde değnek, İnsanların arkasından konuşup duruyorsunuz, ama kimseyi gerçekte tanımıyorsunuz diye Mehmeti savundu.

Gülperiyle Mehmetin vaktiyle hakikaten destan gibi bir aşkı vardı. Ama bir gün Mehmet, başka bir köye çalışmaya gönderilmişti, birkaç ay orada kalmıştı. Gülperi ise o arada Mithatla görüşmeye başlamıştı.

Mehmet dönünce duydu bunu, Mithatın suratını dağıttı, sonra Gülperiyle aralarına kara bir perde indi.
Gülperi sonra Mithata vardı. Amma adamın serseriliği bitmedi, içki masalarında gezer, karısını ağlatırdı. Gülperi Mehmeti unutamaz, ağlardı. Mehmet ise içkiye el sürmez, çalışır, lakin suskun bir adamdı.

O günlerin ardından köyde herkes Mehmetin yavaş yavaş Sevgiye gönül verdiğini sezmişti. Sevgi ise adeta mavi bir çiçek gibi açmıştı. Herkesin ağzı açık bakıyordu.
İşte aşk insanları nereye getiriyor, derlerdi.

Sevgi yıllardır Mehmeti severdi de söylemeye dili varmazdı, hele Gülperi yüzünden hiç. Ama kim der ki, başa ne gelir?

Görüşmeye başladılar, sonra bir gün nikâh masasına oturdular. Düğünleri sade geçti. Mehmetin yakınından sadece Nihanı vardı, Sevgininse yaşlı anası. Annesi Sevgiyi geç yaşta doğurmuştu. Dedikodular havada uçuşuyordu, köyde herkes, Zaten onun annesi hep muhtara göz kırpardı, diye mırıldanırdı. Sevginin annesi Oya, köyde sevilmezdi, eğlenceliydi, ama hiç koca bulamamıştı, başka kadınların kocalarına da gönül koyardı. Neyse ki Sevgi ona hiç benzememiş, ağırbaşlı olmuştu. Kız ananın günahını çeker mi hiç?

Köy ahalisi Sevgiyi severdi, özellikle de Mehmetle evleninceye kadar.
Eyvah, dedikodu yine başlar, iç geçirirdi Ayşe Teyze, o adam kıza gönül yok. Hep mutsuz olacak, derlerdi.

Ama tuhaf olan şuydu ki herkes Mehmetin eşine sadık olduğuna emindi. Köyde ne gizli kalır? On beş yıl evli kaldılar, ne kavgaları ne dertleri oldu. Herkes de yavaş yavaş alıştı buna. Ta ki bir kış gününe, Sevgi hastalanıp, ölümüne teşhis konulana dek.

O gün Mehmet işte dönerken yolda Gülperi yetişti arkasından.
Mehmet, bir saatliğine uğrasam sana, çocuklarına börek yaptım, elinde tepsiyle laf attı Gülperi.
Sağ ol Gülperi, Nihan dün yığınla börek getirdi.
Olsun, benimki de gönülden,
Nihan da gönülden
Mehmet, gel bu akşam değirmende buluşalım karanlık çökünce, dedi Gülperi, dayattı.
O da ne?
Hani nasıl unuttun aramızdaki her şeyi?
O işlerin üstü toprak oldu. Çocuklarımı seviyorum. Sevgiyi sevdim.
Dönmez artık, dedi Gülperi.
Ama aşk hiç ölmez, dedi Mehmet.
Sevmedin ki onu, bana inat aldın o kızı.
Eve git, Gülperi, dedi Mehmet sessizce.

Adımlarını hızlandırdı, başını çevirmeden evine, çocuklarının yanına döndü. Gülperi köy yolunun ortasında tek başına kaldı.

Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü. Teyze Nihan yine sık sık ziyarete gelir oldu. Artık kardeşinin tekâşık biri olduğuna iyice emindi.

Pelin, duydum sen Ramizle görüşüyormuşsun, dedi teyze kapıdan daha içeri adım atmadan.
Evet, ne olmuş? dedi büyümüş Pelin. “Ne kadar güzel oldu,” diye içinden geçirdi Nihan.
Hiç, öyle sorayım dedim, dikkatli ol diyorum.
Niye ki?
Söylemem gerek mi, artık çocuk değilsin, dedi teyze sertçe.
Teyze Nihan, onu öyle seviyorum ki, sanki yaşam boyu sürecek gibi.
Öyle gelir insana, dedi teyze.
Sanmıyorum, biliyorum.
Sen biliyorsundur belki, ya Ramiz?
Ramiz beni bırakırsa, bir daha hiç kimseyi sevemem.
İşte buna inanırım, dedi Nihan.

Akşam Muratla Pelin babalarını bekliyordu.
Babamız gecikti, dedi Murat.
Hep cuma geceleri geç geliyor ya.
Nedenmiş?
Çünkü o her çarşamba, cuma, bayram günleri annemin mezarına gider,
Nereden bildin? dedi Murat, kaşları havada.
Seni bilmez, babanı hiç anlamazsın Murat,
Usulca mezarlığa doğru yürüdüler. Pelin gizli yoldan, bostanlar arasından götürdü abisini.

Bak, şurada, dedi Pelin, kamburlaşmış babasını gösterdi.
Murat kulak verdi. Babasının biriyle konuştuğunu duydu.

Bak, Sevgi, işler böyle. Yakında Pelini evlendiriyoruz. Çeyizini de hazırladık, Nihan yardım etti. Fena sayılmaz, yavaş yavaş gidiyor hayat.
Beni affet Sevgi, hayattayken güzel sözleri eksik söyledim. Ama kalbim sana tonlarca söz söyledi. Ben kelimelerle anlatamam, daha çok kalbimle konuşurum, dedi Mehmet, boğuk bir sesle ve ağır ağır mezarlıktan çıkıp gitti.

Pelin, Murata baktı. Abisinin gözlerinde yaşlar donmuştu.

Rate article
Lifequest
TEK SEVDİĞİM: Karısını toprağa verdiği gün, Fedor’un gözünden tek damla yaş düşmedi. Mahallede fısıltılar başladı: “Bak gördün mü? Ben demiştim, Zina’yı hiç sevmedi.” Çocuklar ise annesiz, sessiz kalan bu babanın gölgesinde büyüdü. Herkes, Fedor’un gönlünde eski sevda Gülizar mı olur, yoksa komşu Kadriye mi, diye konuştu. Ama Zina’nın dualarla kavuştuğu ikizleri, Polina ile Misha, annelerinin son nasihatleriyle hayata tutundu. Köyde fısıltılar bitmedi: Fedor’un ketum duruşunun ardında neler saklıydı? Eski yarım kalan aşklar, dedikodular, gözyaşı dökmeyen bir adam ve annesiz kalan iki çocuk… Sadakatin, yitirilen sevdanın ve köyün acı-tatlı dedikoduları arasında, Fedor’un gerçek aşkı kimeydi?