Lanetli Kehanetin Ardındaki Sır: Anadolu Kasabasında Yalnız Bir Anne, Üç Oğul ve Saklanan Bir Aşk Hikayesi

Sır

Küçük, kasabadan çok köyü andıran bir yerde Derya adında bir kız yaşardı. Bir gün, mistik inançlara meraklı annesi, Deryayı yanına alıp mahallede çok konuşulan bir falcıya götürdü.

Falcı kadın kartları açtı, bir süre düşündü ve dedi ki:
Derya çok mutlu bir hayat sürecek. Her işi yolunda gidecek. Sadece, yanında bir adam görmüyorum.

O zaman Derya henüz on yaşındaydı. Yaşlı kadının ağzından çıkan bu tuhaf sözler kafasına kazındı; tam anlamasa da unutamadı.

Yıllar geçti, Derya boylu poslu, güzel bir genç kız oldu. Mahallenin delikanlıları onun için birbirine düşüyordu, ama Derya hiçbirini kendine yaklaştırmadı. Biraz bu çocukla, biraz öbürüyle görüşür, kimseyle ciddi olmazdı.

Liseyi bitirince iyi bir öğrenciydi ama üniversiteye gitmeyi düşünmedi. Kasabadaki mandırada çalışmaya başladı. Aralarında, müdürüyle arasında ilişki olduğundan bahsedenler olsa da, kimse ikisini yan yana görmemişti.

Mandırada çalışan kadınlar yeni gelenlere böyle derdi:
Derya, burada kalıp ömrünü harcama, git bir şehre yerleş. Senin gibi akıllı ve güzel bir kızı orada kapış kapış alırlar.

Derya sadece gülümseyip geçerdi, cevap vermezdi.

Bir gün kasabada bomba gibi bir haber yayıldı: Derya hamileydi!
Herkes kendi arasında “Deryayı kim mutlu etti, bu çocuğun babası kim?” diye tahminler yürütüyor, bir isim çıkaramıyordu.

Deryanın annesi fazla düşünmeden açıkladı:
Başına gelmeyen kalmadı, şimdi de düştüğün duruma bak. Beni düşünme, artık kendi başının çaresine bak. Sana bir ay mühlet, nerede yaşayacaksan karar ver.

Derya annesine sakince:
Tamam anne, giderim. Sonra beni çağırmazsın artık, dedi.

İki hafta içinde Derya, civardaki bir evin satışa çıktığını duymuş, varını yoğunu verip küçük, bakımsız bir ev almıştı. Komşulara göre, evi sahibi şehirdeki çocuklarına gidince sudan ucuza satılmıştı. Hamile Deryanın nereden bulduğu para ise hep merak konusu oldu.

Sonrasındaysa adeta mucizeler başladı. Derya kısa zamanda evi baştan aşağıya elden geçirdi, yepyeni ve modern hale getirdi. Çit yapıldı, bahçeye tulumba kuruldu. Sürekli birileri geliyor, işler hızla tamamlanıyordu.

Bir gün kargo kamyonu geldi, Deryaya kutu kutu beyaz eşya ve yeni mobilyalar getirdi. Derya ise güleryüzlü, sağlıklıydı; kırgın, yılgın biri gibi durmuyordu.

Sonbaharda dünyaya bir oğlu geldi ona Baran adını verdi. Güzel, bakımlı evin bahçesinde mavi, yepyeni bir bebek arabası vardı artık. Derya doğumdan hızla toparlandı. Eski halinden daha güzeldi, her zaman şık giyinir, başını dimdik tutarak gezerdi.

Ev işi, bebek bakımı, bahçeyle uğraşmak kolay değildi. Ama Derya çocukluğundan beri çok çalışkandı. Hiç kimseye halinden şikayet etmedi.

Çevredeki kadınlar onun bu azmine hayran kaldı, zamanla ona ısındılar. Bazen Barana göz kulak oldular, bazen yardım ettiler. Özellikle bahçede işleri işleri olursa, ya eşlerini gönderir, ya da birlikte çapaya gelirlerdi. Fakat çoğunlukla Derya tek başına her şeyi hallederdi.

Baran iki yaşına yaklaşırken komşulardan biri heyecanla diğerine koşturdu:
Gördün mü? Derya yine hamile!
Hadi canım, öyle mi?
Vallahi doğru, bak istersen kendin gör!

Kasabada yeniden söylentiler başladı. Her kafadan bir ses çıktı, ama babayı bilen yoktu.

Derya hiç kimseyi umursamadan kendi yoluna bakıyordu. Bu arada evine küçük bir hamam eklendi, gazcılar sırf ona hat çekip doğal gaz bağladılar. Bahçede modern bir sera bile kuruldu. Mahallede artık çok konuşulan şu soruydu:
Kadıncağız nasıl oluyor da bu kadar parayı buluyor? Kimseyle görüşmüyor, büyük ihtimal sevdiği başında bir amir var Ama işin aslını kimse çözmedi.

İkinci çocuğu dünyaya geldi adını Yiğit koydu. Birkaç yıl sonra üçüncü oğlu, Kerem doğdu. Derya üç sağlıklı oğlan büyütüyor, kimse çocukların babasını bilmiyordu.

Bazıları onunla alay ediyor, dedikodu yapıyor, bazıları ise bu yalnız ve güçlü kadına hayran kalıyordu. Kızım bak, böyle olma diye kendi çocuklarına örnek gösterenler bile vardı. Deryanın annesi ise kızına bir türlü yaklaşmamış, ne torunlarını görmeye gelmişti.

Derya ise inatla yoluna devam ediyordu; dik duruşunu hiç bırakmadı.

Zaman geçti. Bir gün Deryanın kapısında lüks bir araba durdu. Arabadan mandıranın sahibi Hasan Bey, elinde kocaman bir çiçekle indi. Evin içine girdiğinde hemen çevreyi meraklı kalabalık sardı.

Ne oluyor yahu? Hasan Bey, Deryaya çiçekle niye geldi?
Herkes biliyordu ki, Hasan Bey bir yıl önce eşini kaybetmişti. Eşi yıllarz uzun yatakta kalmış, Hasan Bey ona hep bakmış, asla yalnız bırakmamıştı.

Bir süre sonra Derya, Hasan Beyi uğurlamak için kapıya çıktığında, oradaki kalabalık söylenenleri duymamış gibi sustu. Hasan Bey, Deryayı kendine çekip tüm mahallenin önünde sevgiyle öptü ve gür bir sesle:
Derya, evlenme teklifimi kabul etti! Biz ve oğullarımız, herkesi düğüne bekliyoruz!

Herkes şaşkınlık içinde onları izliyordu. Şimdi anlıyorlardı: Deryanın oğulları Hasan Beye ne kadar da benziyorlardı Sonra etraftan alkışlar, tebrikler yükseldi.

Kalabalık ve coşkulu bir düğünden sonra Hasan Bey, Derya ve çocuklarını evine aldı. Taşınmaya bütün mahalle yardım etti.

Bir yıl sonra bu ailenin en kıymetli bebeği, bir kız çocuğu doğdu.

İşte böyle; insan ne kadar isterse istesin, falcılara değil, kendi çabasına ve kalbine inanmalı. Çünkü kimse senin kaderini senden iyi bilemez. Hayatın sırrı, dedikodulara kulak tıkamak ve kendi yolunda kararlılıkla ilerlemekten geçer.

Rate article
Lifequest
Lanetli Kehanetin Ardındaki Sır: Anadolu Kasabasında Yalnız Bir Anne, Üç Oğul ve Saklanan Bir Aşk Hikayesi