Bugün yaşadıklarımı ve hissettiklerimi kağıda dökmek istedim, çünkü bu günler benim için çok özel. Adım Gülseren Aksoy, 62 yaşındayım. Beş yıldır yalnız yaşıyorum. Eşimi kaybettim, çocuklarım ise büyüyüp kendi ailelerini kurdular, benden uzakta kendi hayatlarını sürdürüyorlar.
Havalar soğumadıkça İstanbulun yakınlarındaki küçük köy evimde yaşıyorum. Kış gelince şehirdeki iki odalı daireme dönüyorum. Ancak bahar başladığında, şehir gürültüsünden uzaklaşıp köy havasını içime çekmek bana huzur veriyor.
Köyde yaşamayı çok seviyorum. Temiz hava, kendi ellerimle baktığım bahçem Bir de evin hemen yakınında yemyeşil bir orman var; yazları mantar ve böğürtlen toplamayı seviyorum. Her şeyin düzeni var ama bu kez işler başka gelişti. Bir haftalığına köyden ayrılmam gerekti, önemli işlerim vardı. Döndüğümde ise kapının ardına kadar açık olduğunu gördüm. İçimi bir huzursuzluk kapladı; Acaba hırsız mı girdi? Sanırım burada para ya da mücevher sakladığımı sandılar, diye düşündüm.
Ama ne camlarda kırık vardı, ne eşyalar karıştırılmıştı. Sadece masada bir tabak duruyordu. Oysa ben asla evden çıkarken bulaşık bırakmam, hele ki uzun süre yok olacaksam. İşte o an anladım ki, evde birisi kalmış.
Bu düşünceyle içeri daha dikkatli girdim. Salonda, kanepemde uyuyan bir çocuğu görünce her şey bir anda açıklığa kavuştu.
Çocuk uyanıp uykulu gözlerle bana baktı. Hiç panik yapmadı, kaçmaya da çalışmadı. Sessizce oturdu ve:
Özür dilerim teyze, izin almadan buraya geldim, dedi.
Ne kadar kibar ve terbiyeli bir çocuktu, içim birden yumuşadı.
Ne zamandır buradasın sen? diye sordum.
İki gündür buradayım.
Aç değil misin? Ne yedin?
Yanımda börekler vardı. Biraz kaldı, ister misiniz?
Elindeki poşeti uzattı; bayatlamış börekler vardı. Kıyamadım ona.
Adın ne senin?
Doruk.
Ben de Gülseren Aksoy. Peki, tek başına neden buradasın Doruk? Annen, baban nerede?
Annem sıkça beni yalnız bırakıyor. Eve geldiğinde de çok sinirli oluyor, hep bana bağırır. Sen olmasan hayatım daha güzel olurdu, derdi. İki gün önce yine çok bağırınca dayanamadım, kaçtım ben de.
Belki şimdi seni arıyordur?
Hiç sanmam. Daha önce de evden kaçtığım oldu, bazen haftalarca dönmedim, fark etmedi bile. Onsuz rahat ediyor. Döndüğümde de sevindiğini hiç görmedim.
Dorukun yalnız, ilgisiz bir annesiyle yaşadığını öğrendim. Annesi oğluyla ilgilenmek yerine başka şeylerle uğraşıyor, çoğu zaman da bir başkasının yanında kalıyormuş. Bu sırada Doruk kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyormuş.
Çok üzülmeme rağmen elimden bir şey gelmeyeceğinden korktum. Emekliyim, devlet benim gibi birine kolay kolay koruyucu ailelik imkanı sağlamaz, çocuk yurduna gitmeyi ise Doruk hiç istemiyor. O gece tok karnına, güven içinde, bir kez daha burada kalmasına izin verdim.
Tüm gece gözümü kırpmadım, Dorukun geleceğini düşündüm. Sonra aklıma eski arkadaşım Yasemin Hanım geldi; kendisi sosyal hizmetlerde çalışıyor. Sabah olur olmaz hemen onu aradım, derdimi anlattım.
Yasemin Hanım yardımcı olabileceğini söyledi, ama biraz zaman gerekiyordu. Üç hafta sonra Doruku evlat edindim. Dorukun annesi ise, oğluma sahip çıkacağımı öğrenince hemen velayet hakkını vermeyi kabul etti.
Şimdi Dorukla baş başayız; o, her yerde bana Anneannem, diyor, ben ise yeniden bir torunum olduğu için çok mutluyum.
Doruk çok akıllı ve yetenekli bir çocuk. Bu sonbahar birinci sınıfa başladı. Öğretmeni hep olumlu şeyler söylüyor. Kısa sürede okumayı çözdü, matematikte ise şimdiden çok iyi.
Hayat bazen insanın karşısına hiç ummadığı güzel sürprizler çıkarıyor. Doruk sayesinde yuvam yeniden neşe doldu. Şükrediyorum; bana verilen bu hediyeye çoğu zaman dualarımla minnettar oluyorum.




