Kabarık Melek
Bugün yaşadıklarımı, hala etkisi geçmemiş bir halde, oturma odamda yazıyorum. Kahramanım, unutulmaz bir dost… O, tam karşımda oturuyor şu anda. Hem huzurlu hem uyanık bir şekilde, bana sessizce bakmakla meşgul. Bu hikaye onun sayesinde bambaşka bir anlam kazandı.
Her şey birkaç ay önce, İstanbulun sakin bir mahallesinde, iş çıkışında eve yürürken başladı. O akşam üzeri, alışık olduğumdan yalnız ve huzursuz hissediyordum. Çünkü yolun tam ortasında, dev gibi bir köpek sessizce oturmaktaydı. Kimseye aldırış etmiyor, başı dik, gözleri dikkatli bir şekilde etrafa bakıyordu.
Küçüklüğümden beri köpeklerden hep çekinmişimdir. Babam ve annemle Kocaelindeki anneannemi ziyarete gittiğimiz bir yaz, bu korkunun kökeni atıldı. O zamanlar sadece dört yaşındaydım. Komşunun sevimli bir yavru köpeğini görünce dayanamadım, onu kucağıma aldım. Tam kapıdan içeri girecekken, yavrunun annesi önüme çıktı. Dişlerini gösterip tehditkâr bir şekilde hırladı ama saldırmadı. Fakat o an, bana saatlerce süren bir dehşet gibi geldi. Ağzından dökülen o birkaç saniyelik hırlama, kalbime korkuyu mühürledi. O gün bugündür, avuç içi kadar köpeği bile görsem gerilirim.
Şimdi ise karşımda, o korkularımı ikiye katlayan devasa bir köpek vardı. Gözleri bir an bile üzerimden ayrılmıyordu. İçimden İyi köpek, uslu köpek diyerek yavaşça geriye çekildim. Belli ki bana saldırmak istemiyordu ama yerinden de kıpırdamıyordu. Riski almak istemedim; yavaşça yolun karşısına geçerken arkamı dönmemeye özen gösterdim. Ancak iki adım attıktan sonra usulca dönüp bakınca arkamdan yavaş adımlarla geldiğini gördüm. Benden ne istiyordu, sahibi nerede diye düşünürken içim huzursuzlukla doldu.
Eve yaklaşınca, hızlıca apartmanın kapısına yöneldim. Anahtarı cebimde ararken, köpek aramızdaki mesafeyi bozmadan beni izliyordu. Kapıdan içeri girip hızla üst kata çıktım. Camdan baktığımda, hâlâ kaldırımda oturuyordu. Gözleriyle merdiven başında bana veda ediyordu adeta.
O gün tesadüf sandığım bu olay, bir rutine dönüştü. Her akşam ofisten çıkıp eve dönerken, köpek bir köşeden beliriyor ve sessizce arkamdan geliyordu. Başta on metreden uzak dururken, aradan günler geçtikçe aramızdaki mesafe kaybolmaya başladı. Artık çoğu zaman yanımda, omuz omuza yürüyordu. Korkum azalmaya başlamıştı. Artık bir anda koşmaya kalksa bile heyecandan kalbim küt küt atmıyor, onu alışılmış bir mahallenin sakini gibi görmeye başlamıştım.
Hayatımın bu yeni döneminde ona bir isim vermek istedim. Adının Karakızan olmasına karar verdim. O kadar heybetli ve vakur ki, başka hiçbir isim yakışmazdı. Sonraki gün Karakızan! diye seslenince hemen başını kaldırdı. Sanki isminin anlamını kavramış gibiydi, bu davranışına istemsiz güldüm.
Bir reklam ajansında müşteri ilişkileri yöneticisiyim. Sabahları toplantılar, gün içinde müşterilerle görüşmeler, dosya revizyonları ve akşama kadar süren telefonlar arasında koşturup duruyorum. Akşam eve yürüyüşüm, Karakızan’ın da bana eşlik etmesiyle, sadece ev yolu değil huzur yolu oldu. Ne kadar yorgun olsam bile, onun yanında rahatlıyordum. Ne havlıyor, ne ısırmaya çalışıyor, ne de dikkat çekmek için gereksiz hamle yapıyordu. Sanki benim kaygımı hissediyor, kendi sessizliğiyle beni huzurla örtüyordu.
Zamanla birbirimize alıştık. Onun yürüyüşündeki sakinliği, gözlerindeki uyanıklık, kulaklarının hareketleri bana güvende olduğumu hissettirmeye başlamıştı. Korkumun yavaşça yok olması garip bir huzur sunuyordu.
Eylülün sonlarından bir akşam, işten daha geç ayrılmak zorunda kaldım. Hava bozulmaya başlamış, caddeler gölgeli ve tenhaydı. O güne kadar Karakızan sokağın köşesinden belirir, bana eşlik ederdi. O akşam her zamanki köşeyi döndüğümde yoktu. İçim bir tuhaf oldu. Ya hastalandıysa, ya başına bir şey geldiyse? Diye diye ilerlerken iyice ürkmeye başladım.
Karanlık bir sokaktan geçerken, arkamdan bir adamın sesini duydum:
Selam güzelim, bir tanışalım mı?
Kendimi toparlayıp hızla yürümeye başladım. Adam peşimden geldi; karanlıkta tedirginliğim daha da arttı. Kaçmaya mı çalışsam, yoksa görmezden mi gelsem? diye düşünürken, adam birden kolumdan yakaladı.
Sana söylüyorum ya! Sen beni dinleyeceksin! dedi azarlayan bir sesle.
Korkudan ellerim buz gibi olmuştu. Bırakın beni, yoksa bağırırım! diyebildim ama sesim titriyordu.
O sırada adam cebinden bıçak çıkardı, gözlerinde alkolün verdiği dalgın bakışla bana baktı. Daha ne yapacağımı bilemeden, karanlığı yaran haykıran bir köpek sesi sokağı doldurdu. Karakızan birden fırladı ve adamı yere yıktı. Adamın elindeki bıçak yere düştü, ben de hızla tekmeleyip çalıların arasına attım. Karakızan adamın kolunu dişleriyle sımsıkı tutuyordu.
Bırak o adamı, ama kaçmasına izin verme, diyebildim sonunda, titreyen bir sesle. Ben hemen polisi arayacağım.
Karakızan adamdan hiç ayrılmadan, onu hareketsiz tuttu. Adam yerden kalkmaya çalışınca hırladı, tehdidini hissettirdi. O anda anladım ki Karakızan, beni korumak için var gücüyle savaşıyor.
Kısa bir süre sonra polis geldi, adamı aldılar. O an Karakızan koşarak yanıma geldi ve kafasını dizlerime koydu. Yavaşça, minnetle kafasını okşadım, gözyaşlarımı tutamadan: Teşekkür ederim, iyi ki varsın Karakızan! dedim. O an, hayatımın dönüm noktasıydı.
O günden sonra Karakızanı evime aldım, apartman dairemin baş köşesini onun için hazırladım. Artık eve geldiğimde, Hoş geldin havası taşıyan kuyruğu ile kapıya koşuyor, günümün tüm yorgunluğunu unutturuyordu. Gece odamda ayak ucumda uyuyor, varlığıyla bana güven veriyordu. O artık sadece bir hayvan değil, bana kendimi güçlü hissettiren, sessiz bir dost olmuştu.
İlk günlerinde dairede yabancılık çekti, odaları ve eşyaları usulca koklaya koklaya gezdi. Kapı önünde oturmayı, camdan dışarıyı izlemeyi kısa sürede sevdi. O sık sık pencereden geçen insanları, araçları izledi, bana huzur verdiğini hissettim. Beraber markete, parka yürüyüşe çıktık her akşam. Artık mahalledeki köpeklere olan çekincem de azalmıştı.
Bir sabah Karakızanın halsizleştiğini fark ettim. Normalde heyecanla karşılarken o gün hareketsizce yerinde yatıyor, suya bile ilgi göstermiyordu. O an içime telaş düştü, hemen veterinere ulaştım. Veteriner, ona virüs bulaşmış olabileceğini; yanlış beslenmeye bağlı enfeksiyon geçirdiğini söyledi. İlaçlarını, vitaminlerini tam zamanında verdim. Mamasını yavaş yavaş değiştirip onun tekrar canlanmasına yardımcı oldum. Her gün bana bakışlarında minneti gördüm. Bir hafta sonra Karakızan eski enerjisindeydi; kendini toparladı, oyunlara döndü, birbirimize iyice alıştık.
Bir aylık süreçte ikimizin yaşam ritmi tamamen düzene girdi. Karakızandaki gelişimi görünce ona temel komutları öğretmek istedim. Birkaç eğitim seansı ile otur, gel, yat gibi komutları hızla kavradı. Parkta köpeklerle tanışmalarına izin vermeye daha fazla güvendim. Çocuklarla oynamayı, yeni arkadaşlar edinmeyi sevdi. Hafta sonları mutlaka onu Emirgan Korusuna götürüp koşturuyor, yorulunca birlikte bir banka oturup biraz dinleniyorduk. Hayat, benim için artık daha huzurlu ve güvenliydi.
Derken bir gün apartmanın önünde biriyle karşılaştım. Orta yaşlarda, yüzünde yorgun bir ifade olan bir adamdı.
Merhaba, siz herhalde Gülbahar Hanımsınız? dedi.
Adımı duyunca şaşırdım. Evet, siz kimsiniz?
Ben Karakızanın asıl sahibiyim. Adım İsmet.
Bir an kalakaldım, bu köpeğin bir sahibi olduğunu düşünmemiştim. İsmet şöyle devam etti:
Ben Zonguldakta çalışmak zorunda kaldım, köpeğimi emanet ettim, ama tanıdığıma fazla güvenmişim. O ise baş edemediğini söyleyip kapıyı açıp sokağa bırakmış. Dönünce her yerde aradım ama bulamadım. Geçen hafta sizi ve Karakızanı beraber görünce rahatladım.
Bunu duyunca içim hem rahatladı, hem de karıştı. Onu geri mi istiyorsunuz? diye neredeyse fısıldadım.
İsmet başını salladı: Onun size alıştığını, sizin de ona sahip çıktığınızı görünce vazgeçtim. Sizin yanında mutlu olduğuna emin olayım istedim.
O sırada Karakızan kapıdan bana bakıyor, kuyruğunu sallıyordu. İçim rahatladı. Emin olun gözüm gibi bakacağım, dedim.
İsmet vedalaşıp uzaklaşırken elimdeki anahtarları sımsıkı tuttum. En yakın dostumun evde beni beklediğini, onun hayatımı sandığımdan çok daha fazla değiştirdiğini bir kez daha hissettim.
Bu aylar bana şunu öğretti: Asıl korkularım, sadece geçmişin gölgesiymiş. Yanımda güvenebileceğim bir dost varken, hayatın ne kadar sıcak ve güzel olabileceğini anladım. Bir köpek yalnızca bir hayvan değildir; o, korkularıyla yüzleşmek isteyen insanlara gerçek anlamda yol arkadaşlığı yapar. Gecenin sessizliğinde, cam kenarında uyuyan Karakızana bakarken, hayatta güvenli bir limanın bazen yalnızca bir dost eli, ya da dost patisiyle kurulabileceğini öğrendim.




