1987 Kışında Sıcak Bir Dayanışma: Soğukta, Uzayan Kuyrukta, İstanbul’un Bir Mahalle Bakkalının Önünde Birbirine Kol Kanat Geren İki Kadının Hikâyesi – Sabahın Köründe Umutla Bekleyenler, Sararmış Deftere Yazılan Sıra Numaraları, Paylaşılan Bir Termos Çay ve Son Parça Süt ile Ekmek Kadar Kıymetli Olan O İnsanlık Anı

1987nin kışı, İstanbulda herkesin sıcaklıkları değil, market kuyruklarını anlattığı yıllardan biri oluyor. Kar her yeri kaplıyor; ama şehir her sabah karı uyandırmadan sokaklara dökülüyor. Beş olmadan, mahalledeki bakkalın önünde ışıklar sönük, ama kuyruk sessizce uzamış bile.

Kimse tam olarak ne geleceğini bilmiyor. Birinden birinin duyduğuna göre et ve süt gelmiş olacak. Herkes poşetlerde boş şişelerle, kalın paltoyla, yorgun yüzleriyle sırada. Sanki hayatta başka bir iş yapmamış gibi, yavaşça birbiri ardına diziliyorlar.

Meryem altıncı sıraya denk geliyor. 38 yaşında, bir tekstil atölyesinde çalışıyor. Sabah dördü yarım geçe alarmını kurmuş, karanlıkta aceleyle, sessizce kahvesini içmiş ve apartmandan hiç gürültü yapmadan çıkmış. Evde eşi uyuyor hâlâ; belki bugün sofraya bir şey fazla koyabiliriz diye içinden geçiriyor.

Kuyruk anında uzuyor. Küçük kağıtlara adlar yazılıyor, birileri numaraları aklında tutuyor. Ara sıra bir komşu eve uğrayıp geliyor, başkası termosundan çay dağıtıyor. Kısa, soğuk esprilerle birbirlerine güç veriyorlar. Yüksek sesle şikâyet eden yok zaten; faydası da yok.

Bir ara, kuyruğun ortalarına doğru, Meryem göz ucuyla onu fark ediyor.

Sıranın biraz gerisinde, binanın soğuk duvarına dayanmış, sefil bir başörtüsüne sarınmış, eski ve ince bir paltoyla, görünür şekilde titreyen, sarkık poşetini tutan yaşlı bir kadın. Gözleri yere bakıyor, tek başına bekliyor.

Bu, komşusu, Fatma teyze. Onu hemen tanıyor; iki apartman ötede oturuyor. İki ay önce kocası ansızın vefat etmiş, o günden beri dışarıda neredeyse hiç görünmüyor. Şimdi burada, kuyrukta, tek başına sessizce bekliyor.

– Fatma teyze! diye sesleniyor Meryem.

Yaşlı kadın kafasını zorla kaldırıyor, belli ki tanıdık bir ses beklemiyor. Göz göze gelince hafifçe gülümsüyor.

Meryem, sırasına bakıyor on beşinci. Sonra yine ona.

– Gelin, teyzeciğim, öne geçin, benim yerimde bekleyin. Bu soğukta böyle durulmaz.

Fatma teyze biraz ses çıkarsa da, Meryem çoktan yana çekilmiş oluyor. Kimse itiraz etmiyor. Birinin dudaklarından bırak kızım, geçsin gibi bir cümle dökülüyor. Fatma teyze öne geçiyor, Meryem ise arka sıralara geçiyor.

Bir kırk dakika daha geçiyor. Kuyruk yavaşça ilerliyor. Marketin kapısı açıldığında içeriden olanca netlikle haber geliyor: Süt ve yumurta sadece ilk on iki kişiye yetecek!

Meryem hızlıca hesap yapıyor ve artık o sabah bir şey kalmayacağını anlıyor. Yine de seviniyor; artık Fatma teyze eli boş dönmeyecek.

– Kızım, nereye gidiyorsun? Gel geri. Burası senin hakkındı. Ben yaşlıyım, bana fazla bir şey gerekmez. Sen boş boş dönme, diyor Fatma teyze yüksek sesle.

– Gerek yok, Fatma teyze. Yerimi size seve seve verdim. Bana bir şekilde yine nasip olur, diyor Meryem.

– Hadi canım, gel buraya. Ben gideceğim, beklemeyeceğim daha, diye ısrar ediyor yaşlı kadın.

Sıradakiler sessizce iki kadını hayranlıkla izliyor. Herkesin karnı açken iyi niyet göstermek cesaret istiyor; böyle şeyler hele bugünlerde iyice nadirleşmiş.

Meryem şaşkınlıkla Fatma teyzenin yanına yaklaşıyor, elinden tutup:

– Hiçbir yere gitmeyin teyzeciğim. İkimiz bekleyelim. Ne çıkarsa paylaşırız, ama sakın eli boş dönmeyin, diye fısıldıyor.

Fatma teyze sessizce başını sallıyor, başka bir şey demiyor. İki kadın, ısınmak için birbirlerine yaklaşarak, kol kola kuyrukta ilerlemeye devam ediyor.

Tezgahta ise sadece bir porsiyon ürün kalıyor: Süt, birkaç yumurta ve küçük bir et parçası. Meryem hemen atılıyor:

– Paylaşalım.

Kasadaki kadın ellerine bakıyor, Fatma teyzenin Meryeme tutunuşuna, ikisinin aceleciliğine; sanki önemli olan tek şey hiçbirinin eli boş evine dönmemesi. Kasadaki kadın birkaç saniye duruyor. Sonra teraziyi kenara bırakıyor, perdeyi biraz çekip arka tarafı kapatıyor. Tezgahtan, başka bir şey için sakladığı son süt şişesini çıkarıyor ve hiç konuşmadan Fatma teyzenin poşetine koyuyor.

Eti de ortadan ikiye bölüp, ikisinin torbasına paylaştırıyor, poşetleri sıkıca bağlıyor.

– Böyle daha iyi, diyor usulca. İkinize de yetsin.

Meryem teşekkür etmek istiyor, ama kelime bulamıyor. Fatma teyze başını eğip sadece Allah razı olsun diyor, sesi mağazadaki uğultuda kayboluyor.

Kasadaki kadın elini sallıyor:

– Hadi, yeterince beklediniz, çıkın artık soğuktan.

İkisi dışarı çıkıyor, kar usulca yağıyor. Kuyruk azalmış. Kimse bir şey demiyor ama herkes olanı hafızasında tutuyor.

Bu hikayeden pek kimsenin haberi olmuyor. Orada bekleyenlerle sınırlı kalıyor; kışın herhangi bir sabahında, herhangi bir market kuyruğunda yaşanıyor. Ama toplumun ihtiyacı olan o küçük umut kıvılcımı oradakilere ulaşıyor herkesin yalnız olmadığını hatırlatıyor.

Sonraları, ağızdan ağıza basitçe anlatılıyor: Bir gün market kuyruğunda ne oldu biliyor musun? diye başlıyor hikâyeler. Büyük bir şeymiş gibi değil, anıymış gibi aktarılıyor.

Çünkü o yıllarda, kuyruklar sadece ekmek için değildi. İnsan içindi. Gözlerle anlatılan dertler, başkalarının yerine göz kulak olmak, yorgun ya da hasta birine yer bırakmak, azdan çok yapmak Hayatı olağanlaştıran, belki de insanca kılan şeylerdi.

Meryem ve Fatma teyzenin hikâyesi, bunlardan sadece biri. Benzerleri nice market önünde, nice kış sabahında yaşanıyor. Hepsi iyi bitmiyor belki. Ama yeterince çok ki, unutulmuyor.

Çünkü bazen yoklukların arasında, tükenmeyen tek şey insanlık oluyor.

Eğer senin de aklına böyle bir anı geldiyse, bizimle paylaş. Bazı hikâyeler, anlatmaktan başka bir şey beklemiyor.

Rate article
Lifequest
1987 Kışında Sıcak Bir Dayanışma: Soğukta, Uzayan Kuyrukta, İstanbul’un Bir Mahalle Bakkalının Önünde Birbirine Kol Kanat Geren İki Kadının Hikâyesi – Sabahın Köründe Umutla Bekleyenler, Sararmış Deftere Yazılan Sıra Numaraları, Paylaşılan Bir Termos Çay ve Son Parça Süt ile Ekmek Kadar Kıymetli Olan O İnsanlık Anı