Varsayılan Ayrılık
Her şey güzel olacak, diye fısıldadı Baran, sesi kendine bile inandırıcı gelsin istercesine. Derin bir nefes aldı, sonra ağır ağır kapı ziline bastı. Akşam, önlerinde heybetli bir dağ gibi duruyor, tedirgin bir gölgeyle salınıyordu. Kızın ailesiyle tanışmak, bunu her Türk genci bilir, kolay bir sınav değildir
Kapı neredeyse anında aralandı. Girişte Nevin Hanım duruyordu. Saçları mükemmel bir topuzda, üzerindeki koyu mavi elbisesiyle, yüzünde belli belirsiz bir makyaj Bakışları Zeynepten Barana, sonra Zeynepin kolundaki minik kurabiyeli sepete kaydı. Dudaklarında belki de göze çarpmayacak kadar kısa bir büzülme oldu; anlık, neredeyse hayal mi gerçek mi diyeceğin kadar belirsiz bir hareketti ama Zeynep onu fark etti.
Buyurun, dedi Nevin Hanım, sesi ne sıcak ne soğuk, sanki evine dost değil de usulen bir misafir alıyordu.
Baran sessizce içeri adım attı, annesine bakmamaya çalışarak. Zeynep, bir an bile tereddüt etmeden onu izledi, ayakkabılarının altından sanki halının eşiğinde, başka bir âleme geçiyormuş hissiyle eşikten geçti. Daire onları kısık bir ışık, sandal kokusuna karışmış bir sabun ferahlığı ile karşıladı. Her köşe pırıl pırıldı, ne bir kitap yamuk ne bir atkı kanepede… Evin havası, örtülü bir asabiyetle Düzen ve Disiplin diye haykırıyordu adeta.
Nevin Hanım onları salona götürdü. Büyük salonda, krem rengi kalın perdeli pencereler, yaldızlı koltuklar, ceviz sehpa Her şey bir sergi odası düzeninde, dokunsan bozulacakmış gibi. Nevin Hanım’ın işaretiyle oturdular.
Çay mı kahve mi istersiniz? diye sordu, hâlâ Zeynepe bakmadan, sesi beyaz duvarlar kadar nötr.
Çay iyi olur, çok teşekkürler, dedi Zeynep. Elindeki kurabiye sepetini usulca sehpaya koydu, kırmızı kurdeleye bir düğüm attı, kapağı araladı. Taze kurabiye kokusu anında yayıldı. Kurabiyeyi ben yaptım. Umarım tadına bakmak istersiniz
Nevin Hanım sadece başını salladı ve mutfağa doğru ilerledi. Çaydanlığın kaynama sesi uzaktan bir vapur düdüğü gibi duyuluyordu.
Kadın mutfaktayken, Baran hafifçe Zeynepe eğildi:
Kusura bakma Annem hep böyledir, dedi, sesi kısık bir özürle titrek.
Problem değil, dedi Zeynep, elini Baranın eline bırakırken. Senin yanında olman bana yeterli.
Salon, çayın hazırlanmasını beklerken sessizliğe gömüldü. Zeynepi, evin o gösterişli, steril havası içine sığmayan biri gibi hissettirdi; burası ev değil, bir katalog fotoğrafıydı sanki.
Bir süre sonra Nevin Hanım döndü. Gümüş tepside kuş desenli porselen fincanlar, narin bir semaver, özenle dizilmiş kurabiyeler Sehpanın üstü kısa sürede bir pastanenin vitrini gibi oldu. Kadın koltuğa geçti, ellerini dizlerinde birleştirip, karşıya oturdu.
Evet, Zeynep, dedi usulca; bakışları Zeynepin yüzünde kısa bir tur attı, saçının teline, gözlerinin rengine, fincanı tutuşuna dahi dikkat. Baran dedi ki, üniversitede okuyorsun. Okul öncesi öğretmenliğiymiş galiba?
Evet, üçüncü sınıftayım. Çocuklarla birlikte olmak bana iyi geliyor. Onların gelişimine dokunmak, küçücük bir fark yaratabilmek Bana göre büyük anlamı var, dedi Zeynep, sesini dengelemeye çalışarak.
Çocuklar dedi Nevin Hanım, kaşında minik bir dalgalanmayla. Elbette çok kıymetli. Ama bilirsin ki, öğretmen maaşı ile hayat zor. Bugünün Türkiyesinde gelecek önemli, istikrar daha da önemli.
Baran hemen atıldı.
Anne, daha ilk dakikadan paraya bağlama hemen! sesi beklenenden sert çıkmıştı, ardından hemen yumuşattı. Zeynep işini seviyor, bunun önemi büyük. Parası olur, olmaz İleride biz birbirimize destek olacağız. O daha değerli değil mi sence de?
Nevin Hanım hafifçe Barana döndü, ama cevapsız bıraktı. Sadece çayından bir yudum aldı, damağında sözcükleri tarttı.
İşe duyulan sevgi güzel. Ama sadece ona dayanmak yetmiyor bazen. Mezun olunca ne yapacağını düşündün mü? Önümüzdeki birkaç yıl için planların var mı? diye devam etti.
Zeynep yutkundu, içindeki buruğu silkeleyip konuşmaya hazırlandı. Bu, sınavın gerçek sorusuydu belli ki.
Düşündüm. Önce bir anaokulunda çalışmaya başlarım diyorum, deneyim kazanmak için. Sonrasında farklı eğitimler belki özel gereksinimli çocuklarla çalışmak isterim. Kolay bir yol değil ama bana göre anlamlı, dedi usulca.
Nevin Hanım başını salladı; bir an sessizlik oldu. Sanki Zeynepin ruhunu ince ince tartıyordu gözleriyle.
Barana yük olmayı düşünmem, dedi Zeynep, az önce geçen trambüsün içindeki bozuk para sesi gibi kararlıysıra. Hem çalışacağım, hem öğrenmeye devam edeceğim. Benim için önemli olan, salt para değil mutlu olduğum işi yapmak.
Peki, hiç düşünmedin mi daha kazançlı işler yapmayı? Mesela görünüşün, iletişimin çok iyi Satış ya da pazarlama Oralarda maaşlar daha yüksektir.
Baran müdahale etmek ister gibi oldu, fakat Zeynep elini kaldırlayarak durdurdu. Bu anın nereden geldiğini anlamadan, direkt sordu:
Siz ne iş yapıyorsunuz Nevin Hanım?
Soru bir ok gibi fırlamış, havada asılı kalmıştı. Nevin Hanım hafif irkildi. Ama çabuk toparladı.
Ben çalışmıyorum, dedi boş bir tınıyla, titremeyen sesiyle. Eşim bakıyor eve, ben evime bakarım. Ev işi de iştir, yalnızca maaşı yoktur.
Elbette, dedi Zeynep, sesi hiç titremedi. Ama madem siz tercihinizi böyle yapmışsınız, neden bana asgari maaşın kıymetli olan bir iş için, sırf para için vazgeçmemi söylüyorsunuz? Barandan geçinmek istemiyorum ki ben.
Kısa bir duraksama. Sessizlik büyüdü, salonun ortasında görünmez bir duvar gibi.
Eşim kendi istedi, çalışmama. Sağlam bir geliri vardı. Ama Baran dedi Nevin Hanım, bakışını oğlundan alamayarak.
Baran, incecik bir sandalye bacağında titreyen tedirginlikle oturuyordu. Gözleriyle annesini aradı, sonra Zeynepe baktı. Zeynep dimdikti; gözlerinde bir anlık şaşkınlık parladı ama gururdan yana bir taviz yoktu.
Bak Zeynep dedi Baran, zorlanarak, sesi neredeyse duyulmaz. Annem sana karşı kötü hislerle konuşmuyor. Sadece endişeli. Bizim mutlu olmamızı istiyor. Zorluk çekmeyelim
Zeynepin içinde bir şey kırıldı. Daha dün yanında destek olan adam, şimdi annesinin çizgisine çekilmişti. Hiç ummadığı bir kırgınlıkla sordu:
Yani bana katılıyorsun? Sevdiğim bir mesleği bırakayım mı diyorsun sen de? Hayat geçim derdi, nefrete dönüşsün işim, yeter ki cüzdanımız kalın mı olsun?
Yani öyle tam söylemesem de dedi Baran, sessizce, ellini fincanda birleştirerek.
Nevin Hanım oğluna bir memnuniyet ışıltısı yolladı. Ardından Zeynepe döndü, bu kez yumuşak ama ısrarcı bir tonla:
Diyelim ki, oğlum hayalinden vazgeçmeli mi? Baranın tutkusu gazetecilik. Hep ülke ülke gezmek, haber yazmak, röportaj yapmak isterdi. Oysa bir aile sorumluluğu geldiğinde bunları terk etmesi gerekirse?
Zeynep cevap vermeye niyetlendi ama Baran atıldı:
Anne, ben
Cevap ver Baran, dedi Nevin Hanım, beklenmedik bir sertlikle. Bu kız için sen de hayallerinden vazgeçecek misin? Komandoluklardan, haberlerden, gezilerden?
Baran sustu. Zeynepin gözlerinde kırgınlık büyürken, Baran iç savaşında kaybolmuştu. Kafasında iki Baran tartışıyordu: Biri Zeynepe sarılıp, Her şey yoluna girecek! diye bağırmak, diğeri ise annenin haklı olmasından çekiniyordu.
Hayallerimden vazgeçmek istemiyorum. Ama Zeynepi de kaybetmek istemem. Denge kurarız diye umut ediyorum. Belki eskisi kadar gezmem, ama yine de işimi yaparım, Zeynep de yanımda olur, ben de ona destek olurum, dedi Baran, diliyle yolunu bulmaya çalışarak.
Nevin Hanım başını salladı; kendi köşesine çekilen bir general gibi pozisyon aldı.
Ne güzel dengeymiş! dedi Zeynep, biraz acı bir gülümsemeyle. Yani Baran hayalinden vazgeçemez ama ben mecbur muyum? Ben geçinmek için sırf para uğruna başka bir iş mi bulayım? Bu adil mi sizce?
Baran yere bakarken elindeki fincan hafifçe titredi. Çay tabağına vurduğunda çıkardığı ses, içindeki korkuyu ele verdi. Kafasındaki düşünceler birbirine girip çıkıyordu. Yanıt vermek imkansız gibiydi.
Belki belki bir şekilde birleştiririz, dedi Baran adeta kendi kendine fısıldayarak.
Birleştirme mi? dedi Nevin Hanım, bu kez ironiyle karışık bir kesinlikle. Hayat ikiye ayrılmaz. Ya birini seçersin ya da öbürünü. Yarım işleri hayat sevmez.
Baran bir şey demeye çalıştı, ama kelimeler boğazında düğümlendi. Anneler bazen yalnızca bir bakışıyla, insanı çocukluk yıllarına geri döndürebilirdi
Bence bu akşam yeter, dedi Nevin Hanım ani bir kararla. Koltuğundan kalkışında bile bir tür ihtişam, bir Ben son sözü söyledim havası vardı. Ortalık kararmaya başladı. Burası biraz tenha akşamları, Zeynep sen artık evine gitsen iyi olur. Baran, seninle ayrıca konuşmamız gerek.
Baran itiraz edecek gibi oldu:
Anne, Zeynepi en azından durağa kadar götüreyim?
İzin vermiyorum! dedi annesi arkasını dahi dönmeden. Kafamda türlü ihtimal olacak, istemem. Burada kal.
Baranın omuzları düştü, elleri dizlerinde güçsüzce yattı. Annesine karşı tartışmanın beyhude olacağını biliyordu.
Özür dilerim Zeynep, dedi gözlerini kaçırarak. Hakikaten annem endişelenecek gibi; seni götüremem. Taksi çağır bence.
Zeynep tek kelime etmeden başını salladı. Ne tartıştı, ne ısrar etti. Fincanı usulca masaya koydu, çantasına sarıldı ve ayağa kalktı.
Teşekkür ederim çay için, dedi; sesi o kadar sakindi ki, kendi öfkesini bile yerinden oynattı. Ben gidiyorum o hâlde.
Hırkasını düzeltti, bu sıradan dokunuş, zihnindeki karmaşayı toplamak için bir çapa belki. Artık gülmeye çalışmadı. Çıkış, buraya ait olmadığını iyice içselleştirdiği bir törene dönüştü.
Hoşça kalın, dedi, sesi buz gibi mesafeli, sadece bir zarafet gereğiydi bu cümle. Karşılık ise tek kelime oldu:
Hoşça kal, dedi Nevin Hanım, göz ucuyla bile bakmadan.
Zeynep ağır ağır kapıya yürüdü, içi sıkışa sıkışa Bir anlamda bir rüyadan uyanır gibi. Kapıdan çıkmadan önce kısa bir süre arkasına baktı: Baran hâlâ divanda, gözleri yerde, elleri cansız. Kımıldamıyor, konuşmuyor, bir daha asla sarılamayacaklarmış gibi O donukluk, Zeynepin kalbine taş gibi oturdu.
Dışarıya adım atar atmaz, serin akşam havası ciğerlerini arındırdı ama içindeki o kasvetli duygu, daha soğumuştu sadece. Bir acılık, öfke ve hayal kırıklığı birleşti, göğsünde birbirine sarıldı; bunları bırakmak ister gibi yürüdü. Baranın annesinin arkasında kalacağını, Baranın yanında kalamayacağını bir daha, bir daha, bir daha düşündü. Beni savunmadı. Seçmedi Caddede elleri ceplerinde hızlandı. Birileri görse, belki yalnızca nefessiz biri gibi kabul ederdi, ama o, her adımında biraz daha çözülüyordu.
Eve vardığında, hava tamamen kararmıştı. Lambaların loş ışığı, yağmurdan sırılsıklam asfalta gölge veriyordu. Zeynep ayakkabılarını çıkardı, antredeki küçük pufa oturdu. Sessizlik, huzur değil bir tür boşluk gibi, üstüne serildi. Uyandığında asla anlamayacağı bir kabus gibi Kendi dairesinin güveninde, nihayet rahat nefes aldı.
Dakikalarca öylece durdu. İçindeki kaos yavaş yavaş yerini netliğe bıraktı. Hayır, dünyanın sonu değildi bu. Sadece, hikâyenin doğal sonuydu. Belki hiç başlamaması gereken bir hikâye Derin bir nefes aldı, sonra bıraktı. Yeni bir gün başlayacaktı. O da yolunu bulacaktı.
*******************
Ertesi gün Baranı aramadı. Telefonu defalarca çaldı; ekran ışığı ona bir masal anlatıyormuş gibi yanıp sönsün, o açmadı, hiç açmadı. Şimdi kendi aklına, hislerine ihtiyacı vardı. Kafasında aynı sorular durmadan dolandı: Baranın hayatında ben hep annesinin gölgesinde mi kalacağım? Her adımda, her kararında annesinin onayını bekleyip, bana yine yarım mı dönecek? Geleceği düşününce içi fenalaşır gibi oldu.
Günler sıradan geçti; okula gitti, arkadaşlarıyla buluştu, ödev yaptı Ama hepsi otomatik, bir çeşit uyurgezerlik haliyle. Baranın o akşamdaki sustuğu an, tıpkı yeni bitmiş bir rüya gibi defalarca aklına geldi.
Birkaç gün sonra, okul dönüşü apartman kapısında bekleyen Baranı gördü. Gitmek için adımını atarken arkasından seslendi:
Zeynep!
Arkasına döndü. Baran, montunun ceplerine ellerini hapsetmiş, yine ezik durmuştu. Eskisi gibi kendinden emin değil, göz göze gelmeye çekiniyordu. Yanına geldi, ayakta durmakta güçlük çeken biri gibi.
Konuşmamız lazım, dedi, gözlerini karşı kaldırıma kaçırarak. Annem konuştu benimle Yani sence uygun biri değilsin bana diyor.
Duyduğu anolay, Zeynepin içinde bir buz gibi bir şey kıpırdadı, ama dışarıdan ifadesizliğini bozmadı.
Sen ne düşünüyorsun? diye sordu, sesi pürüzsüz, çatlak bırakmadan.
Baran bir süre yutkundu, sözcüklerle savaştı resmen:
Yani sonuçta o annem. Üzülmesini istemem. Onu kıracak bir şeye güç bulamam.
Bu cümle, bir cevap değil, bir yapamadım itirafıydı Zeynep ona biraz daha yaklaşıp, içindeki son umudu kontrol etti.
Yani onun dediklerine hak veriyorsun?
Ben öyle demiyorum dedi Baran hızla, panikle. Ama o ailem. Onu yüzüstü bırakacağım bir yol bulamam.
Bir çıkış, bir çözüm, bir kurtuluş bekliyordu ondan, ama bulamıyordu. Zeynep sustu. Kendi kendine şöyle dedi: Bu hiç değişmeyecek. Her kararda hep annesine dönecek. Ben hep ikinci olacağım.
Baran, sen benimle olmak istiyor musun? dedi Zeynep, net, kararlı ve çıplak bir soru ile.
Baran, cevap vermeye çalıştı ama olmadı. Sadece derince iç çekti, omuzları daha da düştü, gözlerini kaçırdı.
Zeynep, her şeyin doğrulandığını hissederek, başını salladı. Tek bir açıklama daha istemedi. Sırtını dönüp apartmanın kapısından usulca içeri girdi.
Baran, arkasından bakarken, caddede titreyen bir hayalet gibi kala kaldı. Bağırsaydı, o an her şey farklı mı olurdu, bilemedi.
Akşam Zeynep kısa bir yürüyüşe çıktı. Boş caddelerde, serin havanın ve ıslak toprağın kokusu ciğerlerine doldu. Sarı yapraklar yerde, yol boyunca adımlarının altında ezilirken, başını kaldırıp uzaklardaki apartman ışıklarına baktı ve birden gülümsedi. O an için çocuksuz ve hafif bir kahkaha yayıldı dudaklarından, rüya gibi, açıklanamaz ama gerçek Akşamın huzurunda, ileride ne olursa olsun yoluna devam edebileceğini anladı. Artık kimseye kendini kanıtlamak zorunda değildi. Özgürdü Ve bu, en baştan beri ihtiyacı olan şeydi.




