Benden sonra bu evden çıkman gerekecek, Selma. Evi oğluma bırakacağım. Bu konuda gerekenleri ayarladım zaten. Umarım bana kırgın değilsin? Senin de çocukların var, onlar seninle ilgilenirler, dedi eşim Mehmet.
Hayat beni her köşede savurmuştu. Devlet yurdunda büyüdüm, annemi babamı hiç tanımadım. Genç yaşta büyük bir aşkla evlendim, ama mutluluğu bulamadım. Otuz beş yıl önce, çocuklarım Meltem ve Barış küçücükken dul kaldım; eşim Cemali bir trafik kazasında kaybettim. Beş yıl boyunca yalnız yaşadım, sürekli çalıştım ki çocuklarıma bir şey olmasın. Neyse ki üzerinde yaşadığımız ev bana eşimden miras kalmıştı.
Sonra Mehmetle tanıştım. Aramızda on üç yaş vardı, onun da iyi bir geliri, üç odalı bir dairesi vardı. Kısa sürede evlenme teklif etti, ben de evet dedim ve çocuklarımla birlikte taşındık. Mehmet, çocuklarımı kendi evlatları gibi sevip bağrına bastı. Meltem başta temkinli davrandı ama zamanla ona alıştı. Barış ise daha o zamanlardan baba demeye başladı. Mehmet onlara kendi çocuklarından ayırmadı, sevgisini eksik etmedi.
Yıllar geçti, Barış ve Meltem kendi hayatlarına atıldılar. Meltem genç yaşta evlendi, yuvadan uçtu. Barış ise asker olma hayaliyle evden uzakta yaşamaya başladı.
On yıl önce, çocukları bir gün ziyarete çağırdım. Önemli bir meseleyi konuşmam gerekiyordu.
Çocuklar, bizim iki odalı eski evi satmak istiyorum, dedim. Burada tadilat şart. Eşyaları yenilemek, banyodaki boruları değiştirmek gerekiyor. O eski evde artık kimse yaşamıyor, boşuna bekliyor. İzin verirseniz, satıp parasını paylaşalım istiyorum.
Meltem sakince omuz silkti:
Benim için sakıncası yok anne. Evi istemiyorum ama maddi olarak destek olursa elbette iyi olur. Biliyorsun, oğlumun tedavisi için çok para harcamamız gerekiyor. Umudumuzu kaybetmeden savaşıyoruz.
Meltemin oğlu doğuştan rahatsızdı, tedavi ve rehabilitasyon süreci sürekli para gerektiriyordu. Barış da kardeşini destekledi:
Ben de razıyım. Hakkımı Meltem Ablama ver anne. Aliyi İstanbula götürsün, iyi bir yerde tedavi ettirsin. Ben kredimi zaten ödüyorum, başımı sokacak bir evim var. Sağlığı daha önemli.
İki odalı evi sattım, paranın yarısını Melteme verdim, kalanıyla da Mehmetin evinde geniş bir tadilat yaptım. Bütün boruları, kabloları değiştirdim; eşyaları, beyaz eşyayı da kendi paramla aldım. Meğer bunca emek, bu eve boşunaymış.
Sonra Mehmetin sağlığı bozulmaya başladı. Dört yıl önce diz ağrılarından şikayet ediyordu, sabahları yataktan kalkamıyordu. Ben de sürekli:
Mehmet, hastaneye git. Doktor görsün, yeni tedavi uygulasın, bak iyi olacaksın diye üsteledim.
Başlarda direndi:
Boşuna gideceğim, bir sürü pahalı ilaç yazarlar, yine faydası olmaz! Yıllardır ağrıyor, şimdi daha kötü…
Ama Meltem ve ben, ikna ettik; doktora gittik. Doktor, dizlerindeki kilodan ve yıllardır devam eden yükten bahsetti, Hemen kilo vermeniz lazım dedi. Ben de sıkı bir diyet hazırladım, her şeyi kısıtladım, tatlıyı meyveyle değiştirdim. Mehmet ise sinirlendi, Ne o öyle, o otları yemem, oldum olası diyetle işim olmaz diye çıktı işin içinden.
Israrla sürdürdüm, bir süre sonra ikna oldu; tedaviye devam etti, diyet yaptı. Ama ilaçlar sadece kısa süreli fayda etti, ağrılar hep geri döndü. Sonra kalp de problem çıkarmaya başladı. Mehmetin gücü hızla tükeniyordu. Meltem ve Barış da durumuna üzülüp yanında olmaya çabaladılar.
Yıllardır Mehmetin yanında hemşire gibi çalıştım. Altı ay önce, yine hastanelik oldu. Bütün gün yanında refakatçi kaldım. Bir gün, ona ev yemekleri hazırlarken kapı çaldı. Genç bir adamdı, yabancı ama tanıdık gelen bir yüz:
Merhaba, Mehmet Yılmazı görebilir miyim?
Merhaba, şu an evde yok. Siz kimsiniz?
Ben Serkan. Mehmet Beyin oğluyum.
Donakaldım. O genç adam, Mehmetin gençliğine çok benziyordu. Aklımda hiç yoktu; meğersem Mehmetin benden önce bir evliliği, bir oğlu varmış; yıllardır haberim olmamış. Serkan, babasını ziyaret etmek istedi.
Hastaneye beraber gittik, Mehmet önce tanıyamadı. Serkan kısa süre hastanede kaldı, sonra konuyu fazla uzatmadan gitti. Akşam eve döndüğümüzde Mehmet, eski hayatını anlatmaya başladı:
Serkanın annesiyle dört yıl evli kaldık, sonra ayrıldık. Oğlum üç yaşındayken annesi beni aldattı, sonra da bir daha görüşmedik. Evlenip başka birine gitti, oğlumdan beni uzak tutmaya çalıştı. Yıllarca peşlerinden koştum, sonunda pes ettim. Hayat bu, ne getirir bilinmez. Serkan yıllar sonra beni buldu. Ne tuhaf, şimdi ona nasıl davranacağımı bilmiyorum. Bir yanda öz oğlum, bir yanda ise bana yabancı biri…
O senin kanın, dedim Mehmete. Hiçbir çocuğu inkâr etmemeli. Suç onda değil; annesiyle yaşananlarda kabahati yok. İzin ver, seni tanısın, vakit varken bunun kıymetini bil.
Mehmet biraz zorlanarak da olsa Serkanla görüşmeye başladı. Hatta Meltem ve Barışla da tanıştı. Herkes iyi anlaştı. Serkan haftada birkaç kez geliyordu, odada uzun uzun sohbet ediyorlardı. Ben hiçbir zaman ne konuştuklarını merak edip kulak kabartmadım.
Mehmetle benim de kendimize ait birikimimiz vardı. Yıllarca çalıştığım muhasebecilikten kenara para koyuyordum, özellikle eski ev satışından gelen paranın çoğunu bankaya yatırmıştım, ayda bir miktar da üzerine koyuyordum. Mehmet uzun süredir çalışmıyordu, bu yüzden bütün yük bana düşüyordu.
Bir gün cep telefonuma bankadan gelen mesajda yüklü bir para çekilmiş olduğunu gördüm:
Ben para çekmedim, Mehmet de yataktan kalkamıyordu. Acaba kartı kim aldı? 150 bin lirayı kim çekti? deyip panikledim.
Mehmet, kart nerede? Dün 150 bin lira çekilmiş! Bankayı arayayım mı, hırsızlık var galiba!
Mehmet gayet rahat:
Yok bir şey Selma. Kartı Serkana verdim. Paraya ihtiyacı olmuş, o yüzden verdim.
Sersemlik içinde:
Mehmet, bana neden haber vermedin? Neden danışmadın? Ne oldu da oğluna bu kadar para vermen gerekti?
Selma, bunlar seni ilgilendirmez, benim oğlum! İsterim verir isterim vermez, sana ne?
Mehmet son zamanlarda hiç olmadığı kadar kaba olmaya başladı. İçimden sakin kaldım, soğukkanlılıkla:
Peki, kart nerede şimdi?
Serkanda…
Lütfen geri verdir kartı. O para zor günler için birikti, başka kimsenin kullanmasını istemiyorum!
O benim oğlum, ona güvenirim. Sen ona niye güvenmiyorsun? Kartı ver falan demem, dedi öfkeyle.
Ben daha fazla dayanamadım. Yıllardır ben çalıştım, şimdi öz oğluna bana sormadan kartı vermesine çok içerledim. Bankayı arayıp kartı iptal ettirdim. Akşam Serkan geldi:
Kart çalışmıyor, para çekemedim!
Evet, çünkü iptal ettirdim. Sana yardımcı olduk, ancak elindeki kartı kullanmana izin veremem. Artık finansal meseleler sadece benim kontrolümde, dedim.
Serkan alınarak gitti, Mehmet de bana kızdı. İlk defa ayrılmayı düşündüm; bunca yıl emeğim, sevgim hiç görülmemişti.
Birkaç gün geçti, evde sessizlik hakim. Ben de hava değişikliği için laptopumu aldım ve Melteme gittim, birkaç gün orada kaldım. Ama eve döndüğümde Mehmetin keyfi yerindeydi, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu.
Bugün nasıl geçti diye sorduğumda,
Serkan geldik birlikte birkaç iş hallettik. Sonra noterden geldik…
Birden yüzü ciddileşti:
Sana kızmazsın umarım. Evi Serkana bağışladım noterde. O benim tek oğlum ve evi ona bırakmak istedim. Sen de artık geleceğini planla, Selma. Kızına mı oğluna mı gidersin, bilemem.
Bir anda içimi büyük bir kırgınlık kapladı. Burada yıllarca emek verdim, evi baştan aşağı yeniledim, ama günün sonunda hiçbir hakkım kalmamıştı. Perdeyi, halıyı, mutfağı, her şeyi yenileyen bendim, şimdi hepsi Serkana kalacak.
Sağ ol Mehmet, dedim sessizce. Belki haklısın. Benim de geleceğimi düşünmem lazım artık…
Dolabımdan bavulumu çıkardım.
Nereye gidiyorsun? diye şaşırdı.
Ben senden ayrılıyorum. Boşanacağım ve kendi hayatımı kuracağım artık. Çocuklarımı arayıp, onlarla yeni bir düzen kuracağım, dedim.
Barışa taşındım; kocaman evi vardı, bana bir oda açıktı. Meltem de almak isterdi ama ona yük olmak istemedim. Mehmet de mahkemede boşanmayı istemedi ama sonunda hâkim ayrılık kararı verdi. Yıllarca verdiğim değer ve emek, Mehmet ve oğlu Serkanın gözünde başkasının malına göz diken bir kadın olarak kaldı. İçimde buruklukla yeni hayatıma başladım. Ama biliyorum, bir insan sadece kendini değil, başkasını da düşünmeyi bilmeli. Umarım artık bana, emeğime daha fazla değer verildiği günler gelir.




