— Benim vefatımdan sonra bu evi boşaltmak zorunda kalacaksın, daireyi oğluma bırakacağım… — Affet Gül, ama ben öldükten sonra bu evi boşaltman gerekecek, daireyi oğluma bırakıyorum. Gerekli talimatları verdim bile. Umarım bana bu yüzden kırılmazsın? Senin de çocukların var, onlar sana bakar zaten. Gül’ün hayatı kolay geçmedi. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyüdü, anne babasını hiç tanımadı. Büyük bir aşkla erken yaşta evlendi ama kocasından mutluluk göremedi. Otuz beş yıl önce, iki küçük çocuğun annesi genç bir kadinken, kocası Necati’yi trajik bir kazada kaybetti ve dul kaldı. Beş yıl boyunca tek başına yaşadı, hem kızını hem de oğlunu hiçbir şeye muhtaç etmemek için çok çalıştı. Sonra Anatol’le tanıştı. Neyse ki, kendi evi vardı – kocasından ona miras kalan bir daire. Gül’ün seçtiği adam ondan on üç yaş büyüktü, üç odalı dairesi vardı ve iyi kazanıyordu. Hızla anlaşıp evlenmeye karar verdiler, Gül de Anatol’ün teklifini hemen kabul edip birlikte yaşamaya başladı. Anatol, Gül’ün çocuklarıyla çok iyi anlaştı. Kızı Alev, başlarda üvey babasına çekingen yaklaşsa da zamanla ona güvendi. Küçük oğulları Bora ise Anatol’e neredeyse hemen baba demeye başladı. Anatol, üvey çocuklarını kendi çocukları gibi büyüttü, onlara hiç üzmedi; ne paradan ne vakitten esirgedi. Hem Alev hem de Bora, ona mutlu bir çocukluk yaşattığı için çok minnettardı. *** Bora ve Alev uzun zamandır ayrı yaşıyorlardı. Alev genç yaşta evlendi ve ailesinden koptu. Bora ise asker olma hayaliyle yıllardır ayrı yaşadı. On yıl önce Gül çocuklarını çağırıp önemli bir mesele konuşmak istedi. — Kendi iki odalı dairemizi satmak istiyorum, — dedi çocuklarına, — burada büyük bir tadilat yapmak lazım. Eşyaları yenilemek, banyodaki boruları değiştirmek gerek. Zaten o daire yıllardır boş, durup duruyor. Size de danışmak istedim. Satıp parasını paylaşalım mı? Alev omuzlarını silkti: — Benim için sorun yok. O evde hakkım yok ama doğrusu, anne, paradan istemem demem. Biliyorsun, oğlumu tedavi ettirmem lazım. Onu ayağa kaldırmaktan umudumuzu kesmedik. Alev’in büyük çocuğu sağlık sorunluydu. Sürekli tedaviler, rehabilitasyonlar, Ankara’ya sık seyahatler ve özel merkezlerdeki masraflar için büyük miktarda paraya ihtiyaç vardı. Bora da ablasını destekledi: — Benim için de sorun yok. Anne, payımı Alev’e ver. Gerekirse Gökhan’ı İstanbul’a götürsün. Ben kredimi ödüyorum, kendi evim var. Yeğenimin sağlığı daha önemli. Gül daireyi sattı, paranın yarısını Alev’e verdi, kalanıyla eşinin evini tamamen yeniledi; tesisattan mobilyaya, elektrikten beyaz eşyaya kadar hepsini yeniledi. Gül o zamanlar başka birinin evine boşuna yatırım yaptığını bilmiyordu. Otuz yıllık evlilikten sonra eşinin ona ihanet edeceğini hiç düşünmemişti. Anatol’ün sağlık sorunları dört yıl önce başladı. Şiddetli diz ağrılarından şikayetçiydi, bazen yataktan kalkamıyordu. Gül ısrar etti: — Tolga, kendine çocuk gibi davranma! Hastaneye git, tedavi ol, rahat edersin. İstersen ben de gelirim. Kendi sağlığına kim bakacak? Anatol kendi içine kapandı: — Gül, hastaneye gidersem bir sürü pahalı ilacı yazacaklar, zaten faydası yok! Gençliğimden beri dizim sorunlu. Alev ve Bora üvey babalarını seviyorlardı, ondan hiç vazgeçmediler. Gül ile beraber tedaviye ikna ettiler. Sonunda Anatol tedaviye ve diyete yanaştı ama ilaçlar çok fark ettirmedi. Ağrıları geçici olarak azaldı ama sonra geri döndü, hareket etmekte zorlandı, banyoya Gül’ün yardımıyla gidiyordu. Zaten eklemden başka, kalp ve tansiyon da sıkıntılıydı. Vaşa ve Bora, onun yanında daha çok vakit geçirmeye çalıştı. *** Yıllar Anatol için mücadeleyle geçti. Tedavinin kimi zaman faydası olsa da sonra hastalık tekrar nüksediyordu. Gül hep yanında oldu, asla hasta kocasını bırakmayı düşünmedi. Altı ay önceki bir atakta Anatol hastaneye kaldırıldı. Gül gece gündüz refakat etti. Bir gün mutfakta eşine taze yemek hazırlarken beklenmedik bir şekilde kapı çaldı. Gelen genç adamda bir tuhaflık vardı: — Merhaba! Anatol Bey’i görebilir miyim? — Merhaba, — dedi Gül, — şimdi evde değil. Siz kimsiniz? — Ben Serkan. Anatol Bey’in oğluyum. Gül şaşırdı: Demek kocasının gençliğine çok benzeyen bu kişi oğluydu! Serkan, Gül’ün şaşkınlığını görünce ekledi: — Babamı çoktandır görmüyorum, onu ziyaret etmek istedim. Kendisini hastanede görebilir miyim? Gül yolculuğa beraber çıktılar. Anatol önce oğlunu tanıyamadı. Ziyaret kısa sürdü, Serkan işleri olduğunu söyleyip gitti. Sonra Anatol geçmişini anlattı. — Serkan’ın annesiyle dört yıl evli kaldım. Oğlum üç yaşındayken ayrıldım; çok seviyordum ama bana ihanet etti. Ailemin yanına taşındı, oğlumu bana göstermedi. Çocuğumdan koparıldım, aradım-taradım ama sonunda pes ettim. Hayat işte, otuz sene sonra Serkan kendisi aradı buldu beni. Kendi oğlum ama sanki yabancı. Ne hissedeceğimi bilmiyorum. — Tolga, o senin kanın, çocuğuna sırt çevirme, kalbine al, sonra pişman olma, — dedi Gül. Anatol, Gül’ün tavsiyesiyle oğluyla görüşmeye başladı. Serkan, babasını sık sık ziyaret etti, Alev ve Bora ile de tanıştı. Gül, kocasının oğluyla yeniden buluşmasına seviniyordu. Gül ve Anatol’un birikimi vardı. Yıllarca biriktirdikleri yastık altı parayı Gül, kocasından saklamadan bankaya yatırmıştı. Paranın büyük kısmı, satılan daireden kalandı. Bir gün Gül tesadüfen bankadan SMS gördü: — Ben para çekmedim. Tolga dışarı bile çıkmadı. Kim bankadan yüz elli bin çekti? Gül hemen eşine koştu: — Tolga, hesabımızdaki banka kartı nerede? İki gün önce hesabımızdan yüz elli bin TL çekilmiş! SMS’i görmemişim. Polisi çağırsak mı? Anatol soğukkanlıydı: — Kimse bizi soymadı. Kartı Serkan’a verdim. Paraya ihtiyacı vardı, ben de oğluma yardımcı oldum. Gül, bankayı arayıp kartı hemen iptal etti. Akşam Serkan geldi: — Baba, kart çalışmıyor, para çekemedim! — Evet, çünkü ben iptal ettim, — dedi Gül. — Yardıma ihtiyacın vardı, yardımcı olduk. Ama tüm paramı harcamanı kimse istiyor demedi! Bu kart artık yok. Serkan bozuldu. Anatol ise Gül’e çıkıştı. Bu olaydan sonra Gül ilk defa yorulduğunu hissetti. *** Birkaç gün Serkan ortada yoktu, Anatol ise Gül’ü görmezden geldi. Gül biraz moral toplamak için kızına gitti: — Tolga düşünsün biraz. Belki de ayrı kalmamız daha iyi. Gece döndüğünde Anatol çok neşeliydi: — Bugün nasıl geçti? — diye sordu Gül. — Eh işte… Serkan geldi, bir yerlere gittik. Yeni döndüm eve, yorgunum. Bir süre sessizlik oldu, sonra Anatol birden konuştu: — Umarım kızmazsın? — Neden kızacakmışım? — dedi Gül. — Bugün notere gittim. Bu evi oğluma, Serkan’a bağışladım. Gül gözlerini kısarak sordu: — Neyin karşılığında? — Serkan benim tek oğlum, başka mirasçım yok. Ben ölürsem ev ona kalacak. Sen de artık kendi geleceğini düşün. Kızına mı gideceksin, oğluna mı? Gül içine oturan bir acıyla “Emeğim hiçe sayıldı…” diye düşündü. Bu evdeki her şey onun alın teriydi. — Teşekkürler Tolga, — dedi sessizce Gül, — haklısın, geleceğimi düşünmenin zamanı geldi. Şimdi oğlunu ara, sana baksın artık. — Ne diyorsun? — dedi şaşkınlıkla Anatol. — Serkan niye taşınacak? — Sen yalnızlıktan hoşlanmazsın ya, akşamları yanında olur. — Sen nereye gidiyorsun? Gül, neler oluyor? Açıkla! — Açıklayacak bir şey yok, Tolga. Senden boşanıyorum. Eşyalarımı alıp çocuklarımın yanına gidiyorum. Kendi hayatımı kuracağım. Gül, oğlunun üç odalı evine taşındı. Kızı da Gül’ü yanına almak istedi ama Gül istemedi. Anatol mahkemeye çıktı, boşanmak istemediğini söyledi. Hakim onlara düşünme süresi verdi ama Gül sonunda boşanmayı başardı. Eski kocası ve onun oğlu gözünde şimdi Gül, miras peşinde koşan çıkarcı bir kadın olmuştu.

Benden sonra bu evden çıkman gerekecek, Selma. Evi oğluma bırakacağım. Bu konuda gerekenleri ayarladım zaten. Umarım bana kırgın değilsin? Senin de çocukların var, onlar seninle ilgilenirler, dedi eşim Mehmet.

Hayat beni her köşede savurmuştu. Devlet yurdunda büyüdüm, annemi babamı hiç tanımadım. Genç yaşta büyük bir aşkla evlendim, ama mutluluğu bulamadım. Otuz beş yıl önce, çocuklarım Meltem ve Barış küçücükken dul kaldım; eşim Cemali bir trafik kazasında kaybettim. Beş yıl boyunca yalnız yaşadım, sürekli çalıştım ki çocuklarıma bir şey olmasın. Neyse ki üzerinde yaşadığımız ev bana eşimden miras kalmıştı.

Sonra Mehmetle tanıştım. Aramızda on üç yaş vardı, onun da iyi bir geliri, üç odalı bir dairesi vardı. Kısa sürede evlenme teklif etti, ben de evet dedim ve çocuklarımla birlikte taşındık. Mehmet, çocuklarımı kendi evlatları gibi sevip bağrına bastı. Meltem başta temkinli davrandı ama zamanla ona alıştı. Barış ise daha o zamanlardan baba demeye başladı. Mehmet onlara kendi çocuklarından ayırmadı, sevgisini eksik etmedi.

Yıllar geçti, Barış ve Meltem kendi hayatlarına atıldılar. Meltem genç yaşta evlendi, yuvadan uçtu. Barış ise asker olma hayaliyle evden uzakta yaşamaya başladı.

On yıl önce, çocukları bir gün ziyarete çağırdım. Önemli bir meseleyi konuşmam gerekiyordu.

Çocuklar, bizim iki odalı eski evi satmak istiyorum, dedim. Burada tadilat şart. Eşyaları yenilemek, banyodaki boruları değiştirmek gerekiyor. O eski evde artık kimse yaşamıyor, boşuna bekliyor. İzin verirseniz, satıp parasını paylaşalım istiyorum.

Meltem sakince omuz silkti:
Benim için sakıncası yok anne. Evi istemiyorum ama maddi olarak destek olursa elbette iyi olur. Biliyorsun, oğlumun tedavisi için çok para harcamamız gerekiyor. Umudumuzu kaybetmeden savaşıyoruz.

Meltemin oğlu doğuştan rahatsızdı, tedavi ve rehabilitasyon süreci sürekli para gerektiriyordu. Barış da kardeşini destekledi:
Ben de razıyım. Hakkımı Meltem Ablama ver anne. Aliyi İstanbula götürsün, iyi bir yerde tedavi ettirsin. Ben kredimi zaten ödüyorum, başımı sokacak bir evim var. Sağlığı daha önemli.

İki odalı evi sattım, paranın yarısını Melteme verdim, kalanıyla da Mehmetin evinde geniş bir tadilat yaptım. Bütün boruları, kabloları değiştirdim; eşyaları, beyaz eşyayı da kendi paramla aldım. Meğer bunca emek, bu eve boşunaymış.

Sonra Mehmetin sağlığı bozulmaya başladı. Dört yıl önce diz ağrılarından şikayet ediyordu, sabahları yataktan kalkamıyordu. Ben de sürekli:

Mehmet, hastaneye git. Doktor görsün, yeni tedavi uygulasın, bak iyi olacaksın diye üsteledim.

Başlarda direndi:
Boşuna gideceğim, bir sürü pahalı ilaç yazarlar, yine faydası olmaz! Yıllardır ağrıyor, şimdi daha kötü…

Ama Meltem ve ben, ikna ettik; doktora gittik. Doktor, dizlerindeki kilodan ve yıllardır devam eden yükten bahsetti, Hemen kilo vermeniz lazım dedi. Ben de sıkı bir diyet hazırladım, her şeyi kısıtladım, tatlıyı meyveyle değiştirdim. Mehmet ise sinirlendi, Ne o öyle, o otları yemem, oldum olası diyetle işim olmaz diye çıktı işin içinden.

Israrla sürdürdüm, bir süre sonra ikna oldu; tedaviye devam etti, diyet yaptı. Ama ilaçlar sadece kısa süreli fayda etti, ağrılar hep geri döndü. Sonra kalp de problem çıkarmaya başladı. Mehmetin gücü hızla tükeniyordu. Meltem ve Barış da durumuna üzülüp yanında olmaya çabaladılar.

Yıllardır Mehmetin yanında hemşire gibi çalıştım. Altı ay önce, yine hastanelik oldu. Bütün gün yanında refakatçi kaldım. Bir gün, ona ev yemekleri hazırlarken kapı çaldı. Genç bir adamdı, yabancı ama tanıdık gelen bir yüz:

Merhaba, Mehmet Yılmazı görebilir miyim?
Merhaba, şu an evde yok. Siz kimsiniz?
Ben Serkan. Mehmet Beyin oğluyum.

Donakaldım. O genç adam, Mehmetin gençliğine çok benziyordu. Aklımda hiç yoktu; meğersem Mehmetin benden önce bir evliliği, bir oğlu varmış; yıllardır haberim olmamış. Serkan, babasını ziyaret etmek istedi.

Hastaneye beraber gittik, Mehmet önce tanıyamadı. Serkan kısa süre hastanede kaldı, sonra konuyu fazla uzatmadan gitti. Akşam eve döndüğümüzde Mehmet, eski hayatını anlatmaya başladı:

Serkanın annesiyle dört yıl evli kaldık, sonra ayrıldık. Oğlum üç yaşındayken annesi beni aldattı, sonra da bir daha görüşmedik. Evlenip başka birine gitti, oğlumdan beni uzak tutmaya çalıştı. Yıllarca peşlerinden koştum, sonunda pes ettim. Hayat bu, ne getirir bilinmez. Serkan yıllar sonra beni buldu. Ne tuhaf, şimdi ona nasıl davranacağımı bilmiyorum. Bir yanda öz oğlum, bir yanda ise bana yabancı biri…

O senin kanın, dedim Mehmete. Hiçbir çocuğu inkâr etmemeli. Suç onda değil; annesiyle yaşananlarda kabahati yok. İzin ver, seni tanısın, vakit varken bunun kıymetini bil.

Mehmet biraz zorlanarak da olsa Serkanla görüşmeye başladı. Hatta Meltem ve Barışla da tanıştı. Herkes iyi anlaştı. Serkan haftada birkaç kez geliyordu, odada uzun uzun sohbet ediyorlardı. Ben hiçbir zaman ne konuştuklarını merak edip kulak kabartmadım.

Mehmetle benim de kendimize ait birikimimiz vardı. Yıllarca çalıştığım muhasebecilikten kenara para koyuyordum, özellikle eski ev satışından gelen paranın çoğunu bankaya yatırmıştım, ayda bir miktar da üzerine koyuyordum. Mehmet uzun süredir çalışmıyordu, bu yüzden bütün yük bana düşüyordu.

Bir gün cep telefonuma bankadan gelen mesajda yüklü bir para çekilmiş olduğunu gördüm:
Ben para çekmedim, Mehmet de yataktan kalkamıyordu. Acaba kartı kim aldı? 150 bin lirayı kim çekti? deyip panikledim.

Mehmet, kart nerede? Dün 150 bin lira çekilmiş! Bankayı arayayım mı, hırsızlık var galiba!

Mehmet gayet rahat:
Yok bir şey Selma. Kartı Serkana verdim. Paraya ihtiyacı olmuş, o yüzden verdim.

Sersemlik içinde:
Mehmet, bana neden haber vermedin? Neden danışmadın? Ne oldu da oğluna bu kadar para vermen gerekti?

Selma, bunlar seni ilgilendirmez, benim oğlum! İsterim verir isterim vermez, sana ne?

Mehmet son zamanlarda hiç olmadığı kadar kaba olmaya başladı. İçimden sakin kaldım, soğukkanlılıkla:

Peki, kart nerede şimdi?
Serkanda…

Lütfen geri verdir kartı. O para zor günler için birikti, başka kimsenin kullanmasını istemiyorum!

O benim oğlum, ona güvenirim. Sen ona niye güvenmiyorsun? Kartı ver falan demem, dedi öfkeyle.

Ben daha fazla dayanamadım. Yıllardır ben çalıştım, şimdi öz oğluna bana sormadan kartı vermesine çok içerledim. Bankayı arayıp kartı iptal ettirdim. Akşam Serkan geldi:

Kart çalışmıyor, para çekemedim!
Evet, çünkü iptal ettirdim. Sana yardımcı olduk, ancak elindeki kartı kullanmana izin veremem. Artık finansal meseleler sadece benim kontrolümde, dedim.

Serkan alınarak gitti, Mehmet de bana kızdı. İlk defa ayrılmayı düşündüm; bunca yıl emeğim, sevgim hiç görülmemişti.

Birkaç gün geçti, evde sessizlik hakim. Ben de hava değişikliği için laptopumu aldım ve Melteme gittim, birkaç gün orada kaldım. Ama eve döndüğümde Mehmetin keyfi yerindeydi, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu.

Bugün nasıl geçti diye sorduğumda,
Serkan geldik birlikte birkaç iş hallettik. Sonra noterden geldik…

Birden yüzü ciddileşti:
Sana kızmazsın umarım. Evi Serkana bağışladım noterde. O benim tek oğlum ve evi ona bırakmak istedim. Sen de artık geleceğini planla, Selma. Kızına mı oğluna mı gidersin, bilemem.

Bir anda içimi büyük bir kırgınlık kapladı. Burada yıllarca emek verdim, evi baştan aşağı yeniledim, ama günün sonunda hiçbir hakkım kalmamıştı. Perdeyi, halıyı, mutfağı, her şeyi yenileyen bendim, şimdi hepsi Serkana kalacak.

Sağ ol Mehmet, dedim sessizce. Belki haklısın. Benim de geleceğimi düşünmem lazım artık…

Dolabımdan bavulumu çıkardım.
Nereye gidiyorsun? diye şaşırdı.
Ben senden ayrılıyorum. Boşanacağım ve kendi hayatımı kuracağım artık. Çocuklarımı arayıp, onlarla yeni bir düzen kuracağım, dedim.

Barışa taşındım; kocaman evi vardı, bana bir oda açıktı. Meltem de almak isterdi ama ona yük olmak istemedim. Mehmet de mahkemede boşanmayı istemedi ama sonunda hâkim ayrılık kararı verdi. Yıllarca verdiğim değer ve emek, Mehmet ve oğlu Serkanın gözünde başkasının malına göz diken bir kadın olarak kaldı. İçimde buruklukla yeni hayatıma başladım. Ama biliyorum, bir insan sadece kendini değil, başkasını da düşünmeyi bilmeli. Umarım artık bana, emeğime daha fazla değer verildiği günler gelir.

Rate article
Lifequest
— Benim vefatımdan sonra bu evi boşaltmak zorunda kalacaksın, daireyi oğluma bırakacağım… — Affet Gül, ama ben öldükten sonra bu evi boşaltman gerekecek, daireyi oğluma bırakıyorum. Gerekli talimatları verdim bile. Umarım bana bu yüzden kırılmazsın? Senin de çocukların var, onlar sana bakar zaten. Gül’ün hayatı kolay geçmedi. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyüdü, anne babasını hiç tanımadı. Büyük bir aşkla erken yaşta evlendi ama kocasından mutluluk göremedi. Otuz beş yıl önce, iki küçük çocuğun annesi genç bir kadinken, kocası Necati’yi trajik bir kazada kaybetti ve dul kaldı. Beş yıl boyunca tek başına yaşadı, hem kızını hem de oğlunu hiçbir şeye muhtaç etmemek için çok çalıştı. Sonra Anatol’le tanıştı. Neyse ki, kendi evi vardı – kocasından ona miras kalan bir daire. Gül’ün seçtiği adam ondan on üç yaş büyüktü, üç odalı dairesi vardı ve iyi kazanıyordu. Hızla anlaşıp evlenmeye karar verdiler, Gül de Anatol’ün teklifini hemen kabul edip birlikte yaşamaya başladı. Anatol, Gül’ün çocuklarıyla çok iyi anlaştı. Kızı Alev, başlarda üvey babasına çekingen yaklaşsa da zamanla ona güvendi. Küçük oğulları Bora ise Anatol’e neredeyse hemen baba demeye başladı. Anatol, üvey çocuklarını kendi çocukları gibi büyüttü, onlara hiç üzmedi; ne paradan ne vakitten esirgedi. Hem Alev hem de Bora, ona mutlu bir çocukluk yaşattığı için çok minnettardı. *** Bora ve Alev uzun zamandır ayrı yaşıyorlardı. Alev genç yaşta evlendi ve ailesinden koptu. Bora ise asker olma hayaliyle yıllardır ayrı yaşadı. On yıl önce Gül çocuklarını çağırıp önemli bir mesele konuşmak istedi. — Kendi iki odalı dairemizi satmak istiyorum, — dedi çocuklarına, — burada büyük bir tadilat yapmak lazım. Eşyaları yenilemek, banyodaki boruları değiştirmek gerek. Zaten o daire yıllardır boş, durup duruyor. Size de danışmak istedim. Satıp parasını paylaşalım mı? Alev omuzlarını silkti: — Benim için sorun yok. O evde hakkım yok ama doğrusu, anne, paradan istemem demem. Biliyorsun, oğlumu tedavi ettirmem lazım. Onu ayağa kaldırmaktan umudumuzu kesmedik. Alev’in büyük çocuğu sağlık sorunluydu. Sürekli tedaviler, rehabilitasyonlar, Ankara’ya sık seyahatler ve özel merkezlerdeki masraflar için büyük miktarda paraya ihtiyaç vardı. Bora da ablasını destekledi: — Benim için de sorun yok. Anne, payımı Alev’e ver. Gerekirse Gökhan’ı İstanbul’a götürsün. Ben kredimi ödüyorum, kendi evim var. Yeğenimin sağlığı daha önemli. Gül daireyi sattı, paranın yarısını Alev’e verdi, kalanıyla eşinin evini tamamen yeniledi; tesisattan mobilyaya, elektrikten beyaz eşyaya kadar hepsini yeniledi. Gül o zamanlar başka birinin evine boşuna yatırım yaptığını bilmiyordu. Otuz yıllık evlilikten sonra eşinin ona ihanet edeceğini hiç düşünmemişti. Anatol’ün sağlık sorunları dört yıl önce başladı. Şiddetli diz ağrılarından şikayetçiydi, bazen yataktan kalkamıyordu. Gül ısrar etti: — Tolga, kendine çocuk gibi davranma! Hastaneye git, tedavi ol, rahat edersin. İstersen ben de gelirim. Kendi sağlığına kim bakacak? Anatol kendi içine kapandı: — Gül, hastaneye gidersem bir sürü pahalı ilacı yazacaklar, zaten faydası yok! Gençliğimden beri dizim sorunlu. Alev ve Bora üvey babalarını seviyorlardı, ondan hiç vazgeçmediler. Gül ile beraber tedaviye ikna ettiler. Sonunda Anatol tedaviye ve diyete yanaştı ama ilaçlar çok fark ettirmedi. Ağrıları geçici olarak azaldı ama sonra geri döndü, hareket etmekte zorlandı, banyoya Gül’ün yardımıyla gidiyordu. Zaten eklemden başka, kalp ve tansiyon da sıkıntılıydı. Vaşa ve Bora, onun yanında daha çok vakit geçirmeye çalıştı. *** Yıllar Anatol için mücadeleyle geçti. Tedavinin kimi zaman faydası olsa da sonra hastalık tekrar nüksediyordu. Gül hep yanında oldu, asla hasta kocasını bırakmayı düşünmedi. Altı ay önceki bir atakta Anatol hastaneye kaldırıldı. Gül gece gündüz refakat etti. Bir gün mutfakta eşine taze yemek hazırlarken beklenmedik bir şekilde kapı çaldı. Gelen genç adamda bir tuhaflık vardı: — Merhaba! Anatol Bey’i görebilir miyim? — Merhaba, — dedi Gül, — şimdi evde değil. Siz kimsiniz? — Ben Serkan. Anatol Bey’in oğluyum. Gül şaşırdı: Demek kocasının gençliğine çok benzeyen bu kişi oğluydu! Serkan, Gül’ün şaşkınlığını görünce ekledi: — Babamı çoktandır görmüyorum, onu ziyaret etmek istedim. Kendisini hastanede görebilir miyim? Gül yolculuğa beraber çıktılar. Anatol önce oğlunu tanıyamadı. Ziyaret kısa sürdü, Serkan işleri olduğunu söyleyip gitti. Sonra Anatol geçmişini anlattı. — Serkan’ın annesiyle dört yıl evli kaldım. Oğlum üç yaşındayken ayrıldım; çok seviyordum ama bana ihanet etti. Ailemin yanına taşındı, oğlumu bana göstermedi. Çocuğumdan koparıldım, aradım-taradım ama sonunda pes ettim. Hayat işte, otuz sene sonra Serkan kendisi aradı buldu beni. Kendi oğlum ama sanki yabancı. Ne hissedeceğimi bilmiyorum. — Tolga, o senin kanın, çocuğuna sırt çevirme, kalbine al, sonra pişman olma, — dedi Gül. Anatol, Gül’ün tavsiyesiyle oğluyla görüşmeye başladı. Serkan, babasını sık sık ziyaret etti, Alev ve Bora ile de tanıştı. Gül, kocasının oğluyla yeniden buluşmasına seviniyordu. Gül ve Anatol’un birikimi vardı. Yıllarca biriktirdikleri yastık altı parayı Gül, kocasından saklamadan bankaya yatırmıştı. Paranın büyük kısmı, satılan daireden kalandı. Bir gün Gül tesadüfen bankadan SMS gördü: — Ben para çekmedim. Tolga dışarı bile çıkmadı. Kim bankadan yüz elli bin çekti? Gül hemen eşine koştu: — Tolga, hesabımızdaki banka kartı nerede? İki gün önce hesabımızdan yüz elli bin TL çekilmiş! SMS’i görmemişim. Polisi çağırsak mı? Anatol soğukkanlıydı: — Kimse bizi soymadı. Kartı Serkan’a verdim. Paraya ihtiyacı vardı, ben de oğluma yardımcı oldum. Gül, bankayı arayıp kartı hemen iptal etti. Akşam Serkan geldi: — Baba, kart çalışmıyor, para çekemedim! — Evet, çünkü ben iptal ettim, — dedi Gül. — Yardıma ihtiyacın vardı, yardımcı olduk. Ama tüm paramı harcamanı kimse istiyor demedi! Bu kart artık yok. Serkan bozuldu. Anatol ise Gül’e çıkıştı. Bu olaydan sonra Gül ilk defa yorulduğunu hissetti. *** Birkaç gün Serkan ortada yoktu, Anatol ise Gül’ü görmezden geldi. Gül biraz moral toplamak için kızına gitti: — Tolga düşünsün biraz. Belki de ayrı kalmamız daha iyi. Gece döndüğünde Anatol çok neşeliydi: — Bugün nasıl geçti? — diye sordu Gül. — Eh işte… Serkan geldi, bir yerlere gittik. Yeni döndüm eve, yorgunum. Bir süre sessizlik oldu, sonra Anatol birden konuştu: — Umarım kızmazsın? — Neden kızacakmışım? — dedi Gül. — Bugün notere gittim. Bu evi oğluma, Serkan’a bağışladım. Gül gözlerini kısarak sordu: — Neyin karşılığında? — Serkan benim tek oğlum, başka mirasçım yok. Ben ölürsem ev ona kalacak. Sen de artık kendi geleceğini düşün. Kızına mı gideceksin, oğluna mı? Gül içine oturan bir acıyla “Emeğim hiçe sayıldı…” diye düşündü. Bu evdeki her şey onun alın teriydi. — Teşekkürler Tolga, — dedi sessizce Gül, — haklısın, geleceğimi düşünmenin zamanı geldi. Şimdi oğlunu ara, sana baksın artık. — Ne diyorsun? — dedi şaşkınlıkla Anatol. — Serkan niye taşınacak? — Sen yalnızlıktan hoşlanmazsın ya, akşamları yanında olur. — Sen nereye gidiyorsun? Gül, neler oluyor? Açıkla! — Açıklayacak bir şey yok, Tolga. Senden boşanıyorum. Eşyalarımı alıp çocuklarımın yanına gidiyorum. Kendi hayatımı kuracağım. Gül, oğlunun üç odalı evine taşındı. Kızı da Gül’ü yanına almak istedi ama Gül istemedi. Anatol mahkemeye çıktı, boşanmak istemediğini söyledi. Hakim onlara düşünme süresi verdi ama Gül sonunda boşanmayı başardı. Eski kocası ve onun oğlu gözünde şimdi Gül, miras peşinde koşan çıkarcı bir kadın olmuştu.