Bir zamanlar, yıllar yıllar önceydi… Eşim minik köpeğimizi veterinere götürüyordu. İçinde yavaş yavaş büyüyen bir endişe vardı; büyük bir hata yaptığına kanaat getirmeye başlıyordu. Evimizde o zamana kadar tek bir şanssız dost varken, şimdi iki olmuştu.
Her şey, o talihsiz kedicik evimize geldiğinde başlamıştı. Aslında gelmek denemez, çünkü eşim çöpe çöp atmaya gittiğinde, minik yavruyu bir çöp tenekesinin içinde bulmuştu. Kim bilir hangi zalim, onu oracıkta kaderine terk etmişti…
Eşim elinde poşetler yerine, şapşal bir kedi yavrusuyla eve döndü. Adını Talihsiz koyduk, ona Şanssız anlamındaki Nevik ismini verdik.
Nevik, ilk gününde iki ön patisiyle kaynar çorba tenceresine düştü. Eşim zavallıyı masadan yakalamaya çalışırken, bu kez arka patileriyle yoğurtlu bir kasede yüzdü. Sonrası zaten tam bir komediydi…
Rastgele bir yerden atlayıp, dört patisini birden incitebilen ender kedilerden biriydi Nevik. Tablaların üstünden su bardakları, kase, vazo ne varsa devirdi; devirdiğiyle de kalmayıp, tam kafasına inmesini sağlıyordu, sanki özellikle altına atlıyordu.
Sofrada tuz varsa, herkes hemen elini üzerine koyardı. Çünkü bilirlerdi ki, Nevik birazdan zıplayacak ve kesinlikle tuzu hedef alacak!
Üç defa elektrik çarpmasına uğradı. Kediye elektriği dokundururlar ama, galiba bir koruyucu meleği vardı, çünkü üçünde de veteriner mucize eseri yaşattı…
Defalarca yer silmek için bırakılan su kovasında boğulma tehlikesi atlattı. Artık evde su dolu kova gören herkes gözünü ondan ayırmaz oldu.
Zıplamasını da bir başka garip yapardı, hiçbir zaman hedefi tutturamaz, duvar köşelerine, aynalara, koltuk kenarlarına çarpa çarpa hoplardı.
Eşim son çare olarak, kısmet açan yaşlı kadınlara taşıdı Neviki. Kadıncağızlar güldüler, ama paralarını da aldılar, yumurtayla büyüyü bozmaya çalıştılar. Ama Nevik, hepsinin kahve setini, porselen takımını devirdiğinden, ünü yayıldı da bu işten anlayan kimse onu eve almaz oldu.
Kısmet açıcılar pes edince eşim bir arkadaşından akıl istedi. Ona, Kediye bir arkadaş bul, ya başka bir kedi, ya da bir köpek al, dedi arkadaşı.
Eşim çok sevindi bu fikre. Az buz da para değil yani, ciddi bir meblağ ödeyip, kızı ve kendisi için bir köpek aldık: Tipini görenin korkudan irileceği, cinsine Çivava denen süslü bir köpek.
Neden korkutucu? Siz hiç yakından gördünüz mü bu tuhaf miniği? Havlaması? Yani, havlamak mı dersin yoksa öksürmek mi dersin bilinmez…
Eğer gördüyseniz, beni anlarsınız.
Ertesi gün işin rengi belli oldu. Müstakil bir evde yaşıyorduk ve ne yazık ki evde fareler vardı…
Nevik farelerden korkmuyor, hatta onlarla saatlerce göz göze bakışıp, bazen de oyunlar oynuyordu da, işte bu nedenle evde tuzaklar kurulu idi.
Bir gün bu tuzaklardan birine, köpek sandığımız bu minik canavar Reks yakalandı…
Eşim acayip şekilde inleyen köpeği veterinere taşırken, yaptığı hatanın büyüklüğünü fark ediyordu: Artık evde tek değil, iki şanssız varlığa sahipti…
Nevik hemen Reksin abisi kesildi. Bahçede birlikte gezer oldular. Tabiri caizse, gözünüz üzerlerinde olmalıydı.
Bir gün karınca yuvasına daldılar, başka bir gün arı soktu. Kaz, gagasıyla yakaladı, tavuk gagaladı. Yani işimiz bir hayli çoğaldı.
Ama bir sabah, her şey değişti…
Evin önünde duran arabamla işe gidip gelirdim. Allaha şükür, sokakta yer sıkıntısı yaşamazdık. Sabahları kahvemi alır, kapıyı kilitler, arabaya geçer, işe öyle giderdim.
Her sabah olduğu gibi, Nevik yine kahve fincanımı devirip, sandviçi yere düşürdü; bu kez masanın altına kaçmak yerine, koşup kapının önüne barikat kurdu.
Geç, dedim. Hafifçe ittim, ama o an öyle bir tırmaladı ki az daha dengen kayboluyordu.
Seni yaramaz! dedim Kahvemi döktün, sandviçimi attın, bir de tırmalıyorsun ha! Defol şuradan!
Tam ayağımla itecekken…
Yatağın altından, köpekten çok başka bir şeye benzeyen o minik Reks fırladı. Kendine has öksürük-havlama karışımı sesiyle, kedi arkadaşının önüne dikildi.
Reks titrek incecik patileriyle durdu, Neviki tamamen örttü. Son derece ciddi bir şekilde hırlayarak, minik dişlerini gösterdi, gözlerinde ise azim ve öfke vardı:
Asla dokundurtmam! bakışları aynen böyle söylüyordu. Önce beni ezmeden geçemezsin!
O anda durum ciddileşti.
Hayrola, ne yapıyorsunuz siz? diye bağırdım. İşe yetişeceğim!
Koşa koşa yatağa gidip, eşimi uyandırdım.
Kalk, acelem var! Şu ikisi yolumu kesiyor!
Kim, kim kesiyor? eşim uykulu uykulu sordu.
Birlikte geldik kapıya. Nevik ve Reks barikat gibi kapının önünde dikilmişti ki, tam o anda dışarıdan korkunç bir çarpma sesi geldi.
Bahçeye fırladık, kapıyı açınca gördük ki, mahalledeki mandıra kamyonu frenleri tutmayıp, son hızla gelmiş ve arabaya çarparak onu hurda yığınına çevirmiş…
Taze demlenmiş kahve fincanı elimden düştü… Şoförü ambulans aldı, kalp krizi geçirmiş dediler… Olacak iş değil…
*****
O günden sonra Nevik ve Reks beni özgürce uğurlamaya başladılar ama artık her çıkarken kapıda durup mutlaka sorardım:
Çocuklar, dışarısı güvenli mi? Bir aksilik yok ya?
Reks kısacık dişlerini gösterir, başını sallar…
Şimdi belki de merak ediyorsunuzdur: Acaba artık şansları döndü mü? Hiç sanmam!
Bu ikili hâlâ her türlü maceraya balıklama dalar. Saymakla bitmez; ama ne eşim ne ben artık başımızı iki elimizin arasına alıp dertlenmiyoruz, zararları saymıyoruz, bahtsızlığımıza ağıtlar yakmıyoruz.
Şimdi onları kucağımıza alıp öpüp kokluyoruz, yoğurtlu salçadan arındırıyoruz. Rekse en şık ve pahalı tasmayı aldık. Nevik için her köşeye tırmalama tahtası koyduk, şahsına özel puf yatağı bile aldık.
Gerçi o yatakta hiç yatmaz. Yine de, geceleri gelip bizim ayak ucunda uyur. Tabii oradan her gece düzenli şekilde yere düşer ve evde yaygara kopar…
O yaygaraya yardıma Reks yetişir. O da yeni pufunda uyur, uyandığında öksürük havlamasıyla herkesi korkutur, en ufak tehditte kedi dostunu savunmaya ant içer.
Yarım saat sonra ailece tekrar yatağa uzanırız. Reks ve Nevikle hep birlikte uyumak, sabaha kadar huzur içinde tekrar uyuyabilmemizi sağlar…
Belki burada size fazla gelebilir. “Bunda ne var ki?” diyebilirsiniz. O zaman, bu bölümü geçiverin…
Her zamanki gibi, bu da sevgiyle ilgili. İnanın, Reks ve Neviki insanlar şanslı ya da şanssız oldukları için değil, yalnızca var oldukları için böylesine seviyorlar.
Ve işte, gerçek baht ve mutluluk da bu!




