– Gelinim dün yine torunumu hafta sonu için bana bıraktı, – diye dert yandı bana komşum Leman, apartmanın merdivenlerinde karşılaştığımızda. – Çocuğa doğru dürüst yemek yediremiyorum ki! “Annem dedi ki, prensesler fazla yemezmiş!” diyor, iki kaşık alıyor, bırakıyor! Yetersiz beslenmekten solmuş, rengi uçmuş çocuğun!
Leman, oğlu Serhatın eşi Gülşahı, ilk gördüğü günden beri hiç sevememişti. Sebep de Gülşahın oğlundan tam yedi yaş büyük olmasıydı. Daha çocuk dediği Serhat, liseyi yeni bitirmişti.
– Kadınlardan anlamazdı ki oğlum! – diye hayıflanıyordu komşum. – Şaşacak şey mi, kadın tecrübesiyle kandırıverdi hemen! Avuçlarının içine aldı, bittik biz de!
Ama Gülşah gerçekten çok güzel, alımlı bir kadındı. Daima fit kalır, şık giyinir, kendine ve kariyerine çok özen gösterirdi. Serhatın ona tutulmasında şaşılacak hiçbir şey yoktu bence. Erkek milleti bildiğin gibi, önce göze aşık olur; onda da bakmaya değer şey çoktu doğrusu.
Gülşah diyetine dikkat eder, sağlıklı beslenmeye büyük önem verirdi. Kızını da aynı şekilde yetiştiriyor, az yemeye, sağlığını ve formunu korumaya teşvik ediyordu.
Serhat ile tanıştıktan birkaç ay sonra Gülşah hamile kaldı. Belki kayınvalidesine inat, belki artık evlenmek istediği için, belki de sadece tesadüf; doğrusu mühim de değil. Çünkü Serhat Gülşahla evlenmeyi kafasına koymuştu. Henüz 18inde, Gülşah ise 25inde.
Liseden diplomasını alan Serhat, bir meslek yüksekokuluna kayıt oldu. Hem okula devam etti hem de çalışmaya başladı. Çünkü Gülşahla ailesinden ayrı yaşamaya başlamışlardı ve yeni ailesini geçindirmesi gerekiyordu. Önce kirada oturdular, sonra küçük bir oda satın aldılar büyükçe bir apartman dairesinde.
Gençler mutluydu ama Leman pes etmedi; sürekli Gülşaha kusur bulacak çıkaracak bir şey buluyordu. Ya yemeği beğenmiyor, ya gömleği düzgün ütülemedi diye eleştiriyor, ya da torununu yanlış giydirdiğinden dertleniyordu. Ona göre gelinin hiçbir meziyeti yoktu, sadece hataları vardı. Gülşahın üstüne üstüne gitti de gitti, oğluna da dert yandı…
En sonunda Gülşah kayınvalidesiyle görüşmeleri minimuma indirdi. Kızını kendi götürüp getirmeye başladı, kreşe, cimnastiğe, satranç kursuna… Yorulmak bilmeden işe gidip gönderiyor, ardından kendi sporu, bakımına da zaman ayırıyordu… Günün sonunda evde vakit geçirmeye fırsat bulamıyordu.
Serhat eve geliyor, bomboş bir ev buluyordu; kızı etkinlikte, Gülşah ya onunla dışarıda ya da kendine vakit ayırmış.
Bir akşam üstü komşuları Esra kapısını çaldı. 38 yaşında, dul, iki genç çocuk annesi. Apartmanın ortak mutfağında musluk bozulup su akmaya başlayınca, Serhattan yardım istemiş. Alt komşulara su sızmasın diye acil yaptırılması gerekiyordu.
Serhat marifetliydi; hemen suyu kapadı, gereken tamiri yaptı. O sırada Esra da makarna ve köfte hazırlıyordu; tamiri için teşekkür etmek adına Serhata da bir tabak sundu. O da tabii ki memnuniyetle kabul etti, çünkü Gülşah ona köfte kızartmaz olmuştu, zaten son zamanlarda ev yemeğine vakit yoktu.
O günden sonra Esra sık sık Serhatı yemeğe davet etti. Serhatın ailesi evde yokken mutfakta nefis yemekler eşliğinde sohbet etmeye başladılar. Derken aralarında bir yakınlık gelişti. Nasıl olduğunu anlamadan birbirleriyle geçirdikleri sıcak anları bekler hale gelmişlerdi.
Apartmanda her şey göz önündeydi, herkes birbirinin hayatına vakıf olurdu. Tabii bu ilişkiyi de biri hemen Gülşaha yetiştirdi: Kocan komşuya misafirliğe kitap okumak için gitmiyor, diye.
Büyük bir kavga koptu: apartmanın nerdeyse bütün sakinleri olayın ortasında kaldı. Gururlu bir kadın olan Gülşah, Serhatın eşyalarını toplayıp kapının önüne koyarak onu evden kovdu.
Serhat ailesinin evine gitmeye utandı, gidecek başka yeri de yoktu. Esra ise onu evine buyur etmekte tereddüt etmedi.
O zamanlar Gülşah ve Serhatın kızları altı yaşındaydı. Serhat 25, Gülşah 32, Esra ise 39 yaşındaydı.
Komşum Leman, oğlunun karısından ayrılıp gittiğini duyunca bayram etti; istediğini elde etmişti! Ama Serhatın kendisinden 14 yaş büyük, iki çocuklu bir kadına gittiğini öğrenince, birden sustu…
Bu tavrı bana çok garip geldi. Yıllarca oğlundan yaşça büyük diye Gülşaha demediğini bırakmadı, ama şimdi sesi çıkmıyordu. Ya pes etti, ya da yaptığı hatanın farkına vardı…
Serhat ve Gülşahın boşanma hikâyesinin üzerinden tam 15 yıl geçti. Serhat o zamandan beri Esra ile birlikte. Hiç ortak çocukları olmadı. Yine de araları çok iyi, yaş farkına rağmen gayet mutlu bir hayat sürüyorlar. Şimdi Serhat 40, Esra 54 yaşında. Leman şimdilerde ikisinin de evine huzurla gidip geliyor, ne şikâyet ediyor ne laf sokuyor; her şey sütliman. Ben de görüyorum ki Serhat, esas mutluluğu şimdi bulmuş.
Sizce de, bir kadın erkekten büyük olunca, gerçek bir mutluluk yaşanamaz mı?




