Kamyonete onu aldım, çünkü içim burkuldu… Ama koltuğunun altındaki gizli olan beni adeta dondurdu.
Yıllardır tir şoförlüğü yapıyorum, yollarım genellikle Bursa, Eskişehir ve Afyon arasında uzanır.
Ne yükler taşımadım kiçimento, kereste, meyve, yedek parça…
Ama hiçbir zaman böylesine ağır bir hikaye taşımamıştım.
Geçen gün yaşlı bir teyzeyi aldım, adı Naciye Teyzeydi.
Yolun kenarında yürüyordu, bariyerin dibinden ağır adımlarla, ayakları sanki yerden kalkamıyor gibiydi.
Üzerinde koyu renk bir palto, eski ve yıpranmış bir çift ayakkabı vardı, elinde ise iplerle bağlanmış küçük bir valiz taşıyordu.
Evladım şehre mi gidiyorsun? diye usulca sordu, öyle bir tondu ki, sanki yılların cefasını sessizce içine gömmüş bir Anadolu kadınıydı.
Buyur, teyze. Bindir seni. Şehre bırakayım.
Sırtını dikleştirip oturdu, ellerini kucağında birleştirdi.
Tesbihini sıktı, camdan dışarıya baktı uzun uzun, bir şeylere veda eder gibiydi.
Bir süre sonra içi yanan bir sesle:
Beni evden kovdular, evladım
Ne ağlama, ne bağırış.
Yalnızca yorgunluk.
Gelin öyle demiş:
Artık senin burada yerin yok. Engelsin.
Çantaları kapının önüne koymuşlar.
Ve oğlu kendi oğlu
Sessizce durmuş. Hiç savunmamış annesini.
Tek başına büyüttüğün bir çocuğun, yıllarca gecelerinde başında oturup ateşini düşürdüğün, tencereye iki kaşığı bölüştüğün, yol parası bulamayınca saatlerce yürüdüğün çocuğun, bir gün sana yabancıymışsın gibi bakması Düşünebiliyor musun?
Naciye Teyze hiç karşılık vermemiş.
Kabanını alıp valizini kavramış, sessizce çıkıp gitmiş.
Aramızda pek konuşmadık; sessizce yol aldık.
Bir ara naylona sarılı bir avuç kuru bisküviyi bana uzattı.
Torunum severdi artık gelmiyor dedi kısık bir sesle.
O an anladım ki;
Ben yolcu taşımıyordum.
Bir annenin yüreğini taşıyordum, her türlü yükten daha ağır bir acı.
Mola verdik, içimizi çekelim dedik. O sırada koltuğunun altına sıkıştırılmış birkaç poşet gördüm.
İçim rahat etmedi.
Teyzeciğim, ne var orada?
Bir an tereddüt etti, sonra valizini açtı.
Düzgünce katlanmış birkaç giysinin altında para vardı.
Senelerce biriktirmiş.
Birikimlerim bunlar, evladım. Emekli maaşım, ördüğüm dantellerden, komşuların yardımından Hepsi torunlarım için.
Oğlun biliyor mu?
Hayır. Bilmesin de.
Kin yoktu.
Yalnız hüzün.
Niye kendine harcamadın bu paraları?
Çünkü onların yanında yaşlanırım sandım. Şimdi ise, çocuğumu görmeme bile izin yok. Ona da gitti demişler.
Gözleri doldu.
Benim de boğazım düğümlendi.
Dedim ki, bu şekilde para taşınmaz.
Türkiyede azına bile gasp ediyorlar maalesef.
Yanındaki ilçede bir bankaya götürdüm.
Ev almak için değil,
Sadece güvende olması için.
Parayı yatırdıktan sonra dışarı çıktı, öyle derin derin nefes aldı ki,
Yılların yükünü omuzlarından indirmiş gibi oldu.
Şimdi nereye? diye sordum.
Köyden bir kadın arkadaşım dedi, gel, odada kalırsın, kısa süreliğine de olsa yanında ol. Oraya gideceğim
Bıraktım onu.
Bana para vermek istedi.
Kabul etmedim.
Sen zaten fazlasını verdin, Naciye Teyze.
Şimdi sadece kendin için yaşa.
Bazen hayat bizi, toplumun unuttuğu insanlarla bir araya getirir
Aslında bize, bir annenin hayatından kolayca çıkarılmasının ne kadar acı olduğunu
ve insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığında gerçek huzurun o kadar da kolay olmadığını hatırlatmak için.




