Oksana, Müsait misin? — Annesi Kapıdan Sordu, Kızının Bir Dakika Sonra Yeni Yıl Arifesinde Alışveriş…

Elif, kızım, müsait misin? diye sordu annesi, odasının kapısından bakarak.
Bir dakika anne, hemen bir mail atıp geliyorum, dedi Elif, gözünü bilgisayar ekranından ayırmadan.
Salata için mayonez eksikmiş. Hesap edemedim. Dereotu da almayı unutmuşum. Market kapanmadan gidip alabilir misin?
Tamam, giderim.
Kızım, seni yine yordum. Saçını yapmışsındır, şimdi bozulacak. Şu bayram telaşı başımı döndürdü vallahi, diye iç çekti annesi.
Bitirdim, kapatıyorum bilgisayarı, dedi Elif, bilgisayarı kapatıp annesine döndü. Ne dedin?
Çabucak çizmelerini, montunu giydi ama saç modeli bozulmasın diye beresini takmadı. Zaten market hemen yan apartmanda, üşümezdi. Dışarıda hafif bir soğuk ve ince ince yağan bir kar vardı tam bir yılbaşı masalı gibiydi.
Markette kimse kalmamıştı neredeyse. Son anda bir şeyleri unutanlar koşuşturuyordu. Dereotu ise sadece maydanoz ve taze soğanla birlikte, solmuş bir demet olarak kalmıştı. Elif, annesine mesaj atıp sormak istedi; ancak telefonunu evde unuttuğunu fark etti. Biraz düşündü, yine de o solgun yeşilliklerden bir demet alıp, kalan son mayonez paketini de sepete atarak kasada parasını verdi. Hızla marketten çıktı.
Marketten daha birkaç adım uzaklaşmamıştı ki, bir köşeden dönen araba farlarını Elifin üstüne çevirdi. Ani bir refleksle kenara çekildi. Çizmesinin topuğu, gözle görülmeyen buzlu bir zeminde kayınca dengesini kaybedip kaldırıma düştü. Çantası elinden fırladı.
Kalkmaya çalıştı, ama bileğinde öyle bir acı hissetti ki gözleri yaşardı. Kimse yoktu civarda, telefonu da yoktu. Ne yapacağını şaşırdı. Arkadan arabanın kapısının yumuşakça kapandığını duymamıştı bile.
İyi misiniz? diye sordu genç bir adam eğilerek. Kalkabilir misiniz? Yardım edeyim, deyip elini uzattı.
Sizin yüzünüzden, ayağımı burktum galiba! Hepiniz şu arabalarla yolları buz pistine çevirdiniz! dedi Elif, sesi titreyerek, adamın elini reddetti.
Yani, topuklu ayakkabıyla gece gece dolaşırsan…
Hadi ordan! Elif kızgınca tersledi.
Burada sabaha kadar mı oturacaksın? Neyse, ben kimseye kötülük etmem. Hangi apartmanda oturuyorsun?
Şurada, Elif, hemen yan bloğu eliyle gösterdi.
Adam birden gitti. Fakat Elif, motor sesini duydu. Araba geriye gelip yanında durdu.
Şimdi seni kaldıracağım, sakın sakat ayağına basma, anlaştık mı? Bir, iki, üç… Daha Elif tepki veremeden genç adam onu yukarı kaldırıp tek bacak üstünde dengede tuttu.
Ayakta durabiliyor musun? dedi, bir eliyle Elifi tutarken diğer eliyle arabanın kapısını açtı. Tutun bana, oturun.
Çantam! dedi Elif, hızla koltuğa otururken.
Adam dönüp çantayı alıp arka koltuğa koydu.
Apartmanın kapısında ona yardım etti, kucağına aldı. Ayağıyla kapıyı kapattı.
Apartman girişinde durdu.
Anahtarların çantada mı? Evde biri var mı?
Annem var.
O zaman kapı şifresini gir, anneni çağır.
Binalarında asansör yoktu. Adam, Elifi üçüncü kata kadar kollarında taşıdı. Elif, ona boynuna sarılarak destek oldu. Genç adamın nefesinin hızlandığını, alnından terler süzüldüğünü gördü. Oh olsun sana! Bir daha market önünde hız yapmazsın! diye geçirdi içinden Elif.
Bırakın ben burada ineyim, dedi dairesinin önünde.
Adam cevap vermedi, sadece sessizce yüküyle mücadele etti. Kapı aniden açıldı, annesi eşiğe dikildi.
Elif? Ne oluyor orada?
Adam annesinin üzerinden adeta geçti, annesi de hemen kenara çekildi. Adam Elifi yere bıraktı ve derin bir nefes aldı.
Bir sandalye getirin, dedi korkmuş anneye.
Anne mutfaktan sandalye getirdi. Elif sandalyeye oturup ağrılı ayağını uzattı. Adam bir diziyle önünde çömeldi.
Ne oluyor burada? diye sordu annesi şaşkınlıkla.
Adam cevap vermedi. Elifin ayağını tutup, bir eliyle fermuarı aniden çekti. Elif acıyla inledi.
Ne yapıyorsunuz? Çok acıyor!
Aman, dikkat edin! kızla annesi neredeyse aynı anda bağırdı, bileğin hızlıca şişip morardığını görünce.
Hemen ambulans çağırıyorum, dedi annesi.
Kırık değil, burkulma. Ben doktorum. Buz getirin hemen, diye emretti adam.
Annesi usulca mutfağa koştu, birazdan buz yerine buzlu tavukla geldi.
Şunu bileğine koyun, dedi adam, sonra kapı kolunu tuttu.
Gidiyor musunuz? dedi Elif sesi endişeli.
Arabada elastik bandajım var, hemen gelip çantanı da getireceğim, dedi adam ve çıktı.
Çantayı adamın arabasında mı bıraktın? Kim bu adam? dedi anne, Elifin bileğine buzlu tavuğu koyarken.
Elif sancıdan inledi.
Arabayla kenardan dönerken önümde çıktı, kaçmaya çalıştım, düştüm. Getirip beni eve bıraktı, başka bir şey bilmiyorum.
Ya hırsız falan çıkarsa? Kart, para, anahtar çantanda. Polisi mi çağırsak? dedi annesi kısık sesle.
Anne, ne polisi! Hırsız olsa, beni bırakır giderdi. Evime kadar taşımazdı.
Bilmem ki, dedi annesi düşünceli.
Tam o sırada kapı otomatiği çaldı.
O geldi. Anne, aç kapıyı, dedi Elif.
Adam içeri girdi, Elife ve annesine baktı, çantayı vestiyere bıraktı.
Kontrol edebilirsiniz, her şey tamamdır, dedi. Montunu çıkarıp yere serdi, üzerine diz çöktü.
Biraz acıyacak. Şimdi burkulmayı yerine oturtacağım. Sandalyenin koluna tutun.
Bir eliyle ayağı kavradı ve hafifçe büktü. Elif acıyla dişini sıktı.
Tenceren yanıyor galiba, dedi adam, göz ucuyla annesine bakarak.
Anne mutfağa fırladı.
Bir sonraki anda Elifin ayak bileği öyle bir sızladı ki, gözleri karardı.
Şimdi rahatlayacaksın, dedi adam yumuşak bir sesle.
Annesi şaşkınlıkla içeri girdi, Elifin ağlayan yüzüne baktı.
Fırında bir şey yokmuş aslında… demeye başladı, adam onu sözünü kesti.
Çıktı yerine. Birkaç gün ağrır, fazla üstüne basma, dedi adam, Elifin ayağını usulca yere koydu, sonra montunu giydi.
Çok teşekkür ederiz. Hakkınızda kötü düşündüm, kusura bakmayın. Hazır sofrayı da kurmuştum, yılbaşı geldi sayılır. Gitmeseydiniz, birlikte karşılasaydık yemeği… dedi annesi.
Adam bir an düşündü.
Kalabilirim, size yük olmazsam.
Olur mu canım, hem de ne güzel olur! Birlikte kutlarız!
Anne! diye uyardı Elif annesini kısık sesle.
Ne var, ben etleri çıkarayım, siz de Elifi odaya götürün, dedi annesi.
Elif, adamın koluna tutunarak zor da olsa oturma odasında kanepeye geçti. Ayağını uzatırken adam yanına oturdu.
Teşekkür ederim, dedi Elif.
Ben sebep oldum, benim suçum, dedi adam mahcup.
Aslında suçun yok. Ben panikledim. Adınız ne bu arada?
Tamer. Sen de bana sen de artık olur mu?
Peki. Sen gerçekten doktor musun?
Evet, ben cerrahım. Markete uğrayıp birkaç bir şey alacaktım aslında, dedi Tamer, Elifin yanına otururken.
Eşiniz bekliyor mu sizi evde?
Altı ay önce ayrıldık. Evde olmayışımdan bıktı. Kızımızı alıp annesine döndü.
Ben şimdi dağılmışımdır kesin, dedi Elif utanarak.
Hiç de bile, çok güzel oldun, dedi Tamer gülümseyerek.
Böylece üç kişi, o gece yeni yılı birlikte karşıladılar. Yeni yılı nasıl karşılarsan, öyle geçer derler ya…
Tamer gittikten sonra annesiyle birlikte yatağa uzanan Elif, bir türlü uyuyamadı. Hâlâ Tamerin sıcak ellerini, kollarında taşınırken hissettiği duyguları unutamıyordu.
Sabah yürüyebildi, ama bileği daha çok şişmişti. Ama idare ediyordu.
Ertesi gün Tamer tekrar geldi, bandajı açıp kontrol etti, tekrar sardı.
Gayet iyi. Basabiliyor musun üstüne?
Evet, dün sen diye konuşmuştuk ya zaten, diye gülümsedi Elif.
Çay ister misin? dedi annesi.
Başka zaman, işe dönmem lazım.
Tekrar gelirsin değil mi? diye sordu Elif çekinerek.
Adam gülümseyip gitti.
İki ay sonra Elif, Tamerin evine taşındı.
Adam hâlâ boşanmamış. Ya eşi dönerse? dedi annesi valizini toplarken.
Dönmez. Giderse gider, zaten başka hayatı var artık, dedi Tamer.
Yine de acele etme kızım, dedi annesi.
Geçen yıl Elif için çok mutluydu. Ama Tamer eski eşini ve kızını ziyaret ettiğinde Elif kıskanıyordu. Yine de, ne zaman yanında olsa Elifin içi huzur doluyordu.
Bir yıl geçti. Hiç kolay olmasa da mutluydu. Tek üzüntüsü, Tamerin hâlâ resmi olarak boşanmamış olmasıydı. Annesinin Gidip konuş, ne olacağına karar verin! ısrarlarına rağmen Elif bekliyordu.
Yılın son günü mutfakta hummalı bir şekilde çalışıyordu. Salonu süsleyen yılbaşı ağacı ışıl ışıldı, odada yeni elbisesi hazırdı. Fırındaki eti kontrol ettikten sonra telefon sesi duydu, odaya geçti. Tamer, pencerede telefonla konuşuyordu.
Tamam, hemen geliyorum, dedi ve Elife döndü.
Yine nöbete mi gidiyorsun? dedi Elif, sesi düşük.
Hayır, eşim aradı. Kızımız beni bekliyormuş, ağlıyormuş; yatmak istemiyor. Sadece biraz gidip döneceğim, hemen geleceğim.
Tamer, yılbaşına üç saatten az kaldı Elifin sesi titredi.
Yetişirim, merak etme. Kızımızı yatırır, hediyesini verip dönerim. Hemen geleceğim. Elifi yanağından öptü ve gitti.
Elif kendi kendine sabretmeye çalıştı ama yerinde duramıyordu. Her şeyi hazırladı, yeni elbisesini giydi. Saat yaklaşırken Tamerden hâlâ haber yoktu. Aramadı, zira araç kullanıyor olabilirdi. Sadece mesaj attı, cevap alamadı.
Uzun bekleyişin ardından, Elif sofraya hüzünlüce baktı, mumları söndürdü. O an Tamerin eski eşini de anlamıştı. Annem belki de haklı diye düşündü; ya dönerse? Oysa Elif, Tameri çok seviyordu.
Boş eve ses dinlemek dayanılmazdı. O sırada ilk kattaki yaşlı komşu teyze geldi aklına. O kadını kimse ziyaret etmezdi, yalnızdı. Elif de şimdi yalnızdı. Yalnız başına yeni yıl kutlamak doğru değildi. Mutfaktan iki tabak alıp birine salata, diğerine pasta koydu, aşağı indi.
Yaşlı bayan hemen kapıyı açmadı. Elif sebebini kısaca anlattı. Sonunda kapı açıldı, yaşlı kadın şaşkın Elife baktı.
Salata ve pasta getirdim. Ben yaptım. Sizi rahatsız etmek istemem, paylaşmak istedim, dedi Elif.
Gel kızım, dedi yaşlı teyze.
Kadıncağız minyon, tedirgin görünümlüydü; ama ev sıcaktı, temizdi. Ne yılbaşı ağacı vardı, ne sofra. Sadece küçük bir televizyon açıktı.
Elif yiyecekleri masaya koydu.
Sağ ol kızım, geç otur. Ben çay koyayım, dedi bayan ve mutfağa yürüdü.
Tamer Beyle mi yaşıyorsun? dedi çay eşliğinde.
Evet, dedi Elif.
Kadıncağız başını onaylarcasına salladı.
Eski karısı hep soğuktu, kimseyle selamlaşmazdı. Çalışmazdı da. Sen öyle değilsin. Tameri yine hastaneye mi çağırdılar?
Kızına gitti.
Döner, üzülme, o akıllı adamdır.
Siz hep yalnız mıydınız?
Hep, evet. Gençken sevdam vardı ama dostum aldattı beni.
Nasıl oldu?
Liseden sonra hemşirelik okuluna girdim, şehre gittim. Sevgilim Ferit köyde kaldı. Yılbaşında, ders çıkışında yanına gitmek istedim. Otobüs bozuldu, karanlık bastı, telefon bile yoktu. Şoför yardım almaya gitti. Ben de aşkımın kuvvetiyle kar fırtınasında yayan devam ettim. Yol kar, tipiye döndü. Nihayet eve vardım ki yüzüm, ellerim donmuş. Dört gün ateşler içinde yattım. Ayıldığımda arkadaşımdan hamile kaldığını, Feritle şimdi onların birlikte olduklarını söyledi.
Onu affetmedim, sonra bir daha görmedim. Gençtim, gurur yaptım. Seneler sonra öğrendim ki hamile falan değilmiş. Ferit de kendini bırakıp, bir kış donup kalmış. Keşke konuşsaydım, affetseymişim. Hayatım bambaşka olurdu, dedi yaşlı kadın gözleri süzülerek.
Sizi pencerenizden gördüm. Tamer Bey hiç bu kadar mutlu olmamıştı eski eşiyle. Ona güven, kıskanma. Varsa imkanınız, başka yere gidin. Hayatını erteleme, ben hata yaptım; sen sakın yapma, yüreğini dinle, dedi yaşlı kadın.
Elif eve döndü, sofrayı kaldırdı, yatağa geçti. Tamer sabah eve döndü.
Affet beni, nasıl oldu bilmiyorum, çayın içine bir şey koydu galiba; şimdi yeni ayıldım, dedi.
Neden boşanmıyorsun? Hâlâ onu mu seviyorsun?
Hayır tabii ki. Onu bilsen böyle sormazdın. Sadece kızımızı seviyorum. Şunu bil, dün gece hiçbir şey olmadı. Bana güveniyor musun?
Elif sarıldı, gözlerinin içine baktı.
Hadi gidelim uzaklara. Başka yer olmadı, bir hastane buluruz yine. Sen iyi bir doktorsun…
Bugün konuşamasak? Başım çatlıyor. Sonra olur mu? Ben seni seviyorum.
Uyudu, Elif yanına kıvrıldı. Yaşlı teyzenin dediklerini düşündü.
Kızları daha çok küçük, çocuklar çabuk alışıyor. Zaten birlikte bile yaşamıyorlar. Eski eşi, belki sırf bıktırıp beni vazgeçirmemi istiyor. Ama yılmadım. Onu bırakmayacağım. Uyanınca her şeyi konuşacağız…
Elif, yılbaşı süslerinin ışıklarını söndürüp Tamere sokuldu.
Aşk her şeyi anlatmaya yetmeyen bir kelimeydi. Ama Elif içinden, Seni seviyorum, dedi.
Seviyorsan, affetmeyi bilmelisin. En affedilmez olanı ise; sevilmediğini hissetmektir.

Rate article
Lifequest
Oksana, Müsait misin? — Annesi Kapıdan Sordu, Kızının Bir Dakika Sonra Yeni Yıl Arifesinde Alışveriş…