Adam Bey, İtmeyin Lütfen. İğrenç… Bu Koku Sizden mi Geliyor? – Özür Dilerim, – diye mırıldandı ada…

Beyefendi, biraz dikkat edin lütfen. Üstelik koku da sizden mi geliyor?
Affedersiniz, diye mırıldandı adam, hafifçe kenara çekilerek.
Yanında yine homurdanıp durdu, memnuniyetsiz ve mahzun bir hali vardı. Avucunda ufak tefek bozuklukları sayıp duruyordu. Muhtemelen bir şişeye yetmiyordur, diye düşündü Sevda. Dikkatini adamın yüzüne çevirdi istemsizce. İlginçti, sarhoş da değildi.
Beyefendi kusura bakmayın, kötü bir niyetim yoktu, dönüp gitmeye davranmıştı ki bir hisle geri durdu.
Sorun değil.
Adam gözlerini ona çevirdi. Sanki gökyüzünün mavisinden birer damla almışlardı, upuzun, capcanlıydı. Adam, Sevdayla yaşıt gibiydi. Böyle mavi gözlere gençliğinde bile rastlamamıştı doğrusu.
Sevda, adamı kolundan nazikçe tutup küçük kasadaki sıradan kenara çekti.
Bir şey mi oldu, yardımcı olabilir miyim? Hafifçe yüzünü ekşitmemeye çalıştı.
Sevda sonunda adamdan gelen kokunun ne olduğunu çözdü; eski, birikmiş ter kokusuydu sadece. Adam suskundu, paraları cebine geri attı. Belli ki derdini anlatmak da istemiyordu, hele ki tanımadığı, bakımlı bir kadına.
Benim adım Sevda. Sizin adınız ne?
Cemil.
Yani yardıma ihtiyacınız var mı? ısrarcı gibi hissetti kendini birden.
Bir evsize adeta kendini zorluyordu. Cemil ise bir kez göz ucuyla baktı, tekrar kaçırdı bakışlarını. Peki öyle olsun, dedi içinden Sevda. Tam gidiyordu ki, adam sesiyle onu durdurdu.
İş lazım bana. Burada bir yerde ufak tefek bir iş çıkar mı? Tadilat, bahçe, ev işleri… Kasaba güzel ama kimseyi tanımıyorum. Kusura bakmayın…
Sevda sessizce dinledi. Cemil yine kendi kendine mırıldanıyordu en sonunda, utancından. “Eve kim olsa almalı mı?” diye düşündü Sevda. Tam o sırada banyoda seramikleri değiştirmeyi planlamıştı. Oğlu bunu kendi yaparım, sakın ustaya para verme diye tembihlemişti. Ama oğlan işten kafasını kaldıramıyor, kim bilir ne zaman yapacaktı
Fayans döşemeyi biliyor musun? diye sordu Cemile.
Bilirim, dedi adam.
10 metrekare banyo, ne kadar alırsın?
Cemil içten içe bir vay be dedi. Alanın genişliğine şaşırmıştı.
Görmem lazım. Ama ne verirseniz o olur.
Cemil banyoyu tam anlamıyla şahane yaptı. Önce duş alabilir miyim diye izin istedi Sevda kendi kendine sevindi, adamın aklına geldiği için. İnşallah bir şey bulaştırmamıştır diye geçirdi aklından. Merhum kocasının eski eşyalarını ona verdi, kendi elbiselerini yıkadı. İş iki günde bitti. Eski fayansları sökerken hiç ortalığı batırmadı, kullandığı aletleri iyice silip yerine koydu. Gece yeni fayans duvarlar ve yerlerde mis gibi parlıyordu. Sevda biraz tedirgin oldu bitirince. Adam belli ki evsizdi. Bir gece daha kalsa mıydı, dışarı atmak da istemedi. Cumartesi gece gözünü kırpmamıştı; odasına kilitlenip kulak kesilmişti. Ama Cemil yorgunluktan kanepede sızıp kalmıştı.
Buyurun bakalım Sevda Hanım! diye çağırdı Cemil ertesi sabah.
Tam anlamıyla mükemmel bir iş çıkarmıştı.
Cemil, peki asıl mesleğin ne? diye hayran hayran baktı Sevda.
Fizik öğretmeniyim. İstanbul Üniversitesi mezunuyum.
Vay be Peki ya bu işler
Erkek adam her şeyi yapabilmeli Ben öyle düşünüyorum.
Sevda başını salladı, az önceden hazırladığı parayı çıkardı. Ellerini sıkmadan, cebine koydu, paltosunu aldı. Kendi giysileri kurumuştu, onları giydi.
Dur bir dakika! Cidden böyle çekip gidiyor musun? Hafif alınmıştı Sevda.
Noldu ki?
Yine o inanılmaz mavi gözleriyle baktı. Onun gözlerini böyle görünce içinde bir şeyler yumuşadı.
Bari yemek ye! Koca gün çalıştın, bir bardak çay içtin sadece, o kadar.
Cemil biraz bocaladı, sonra eliyle peki dedi.
Oturup balık yediler. Genelde altıdan sonra ağzına lokma koymayan Sevda bile kendine şaşırdı. Çünkü Cemilin sohbetiyle zaman su gibi akıp gidiyordu. O hem akıllı biri, hem de nazikti. Sadece hayatta biraz dağılmış, yorgundu belli ki. O yorgunluğu, üstündeki burukluğu, ne duş ne de sıcak yemek silememişti. Bunun için daha fazlası lazımdı.
Cemil, peki ne oldu sana? Affedersin, merak ettim.
Bir süre sustu, sonra ağır ağır anlatmaya başladı:
Bak, şimdi anlatsam; kahramanlık hikâyesi gibi, abartılı ya da uydurma gelir. Ama bu benim başıma gerçekten geldi. Niye anlatayım ki?
Sadece garip… Senin gibi biri ve hayatın bu kadar alt üst…
Cemil ona ciddiyetle baktı. Yerlerinden kalktılar aynı anda. Kapıya yöneldiler, koridorda yan yana geldiler. Bir anda, her şey kendi kendine oldu. Sevda, elli üç yaşında böyle bir şeyi yaşayacağını, eski gençlik ateşiyle yanacağını asla düşünmemişti.
Sonra Cemil başından geçenleri anlattı. Sekiz yıl önce, okulda başarılı ama sorunlu bir öğrencisi belaya bulaşır. Cemil de çocuğu oradan çekip çıkarmak ister. O çetenin başına gidip konuşur ama çocuklar üstüne saldırır. Meğerse Cemil yıllarca judo çalışmış; adamları kolayca dağıtır fakat çetenin liderini yanlışlıkla duvara fırlatır ve çocuk hayatını kaybeder. Cemilin tek suçu mecburi müdafaa; ama 12 yıl ceza verirler. Dört yıl erken tahliye olur.
Hapiste de insanlar var, dedi kısaca.
Eve dönünce yalnızlıkla karşılaşır. Annesi vefat etmiş, abisinde kalıyormuş fakat yengesi hemen “Evde bir mahkûm istemem,” demiş. Cemilin eski eşi ise çoktan başkasıyla evlenmiş. İstanbuldan Ankaraya göçse de şansı yaver gitmez. Sekiz yıl hapis yattığı için kimse iş vermek istemez, ufak tefek işler bulmaya çalışır, ama kasabada insanlar önyargılıdır. Sonunda bir tanıdığının yanında idareten kalır, o da nazikçe çıkmasını ister.
Ne zamandır böyle? diye sordu Sevda, Cemilin sigarasının ucundaki ışığa bakarak.
İki haftadır falan.
Sevda ona kendi sigarasından verdi. Cemil almak istemese de bırakmadı. Düşünsene, iki hafta boyunca sığınacak bir yeri olmamak ne demek?
Gece karanlığında, sadece sigaranın korunun aydınlattığı yüzde Cemil kendini tamamen açtı. Sevda onu yanında yatırdı, daha saklayacak ne kalmıştı ki?
Kimliğin var mı peki?
Var da, adresim yok. Velhasıl bütün sıkıntı burada başlıyor.
Cemil kaldı. Önce geçici adres çıkardılar, markette işe girdi. Branşı dışında olsa da başlamak için yeterliydi. Hafta sonu geldi mi özel ders veriyor, öğrenci buluyordu. Her şey güzel gidiyordu; sevgiyle geçen iki buçuk ay derken oğul geldi: Sinan.
Sinan, annesine evin dışında konuşmaya çağırdı.
Sen bak, bu adamı yolla artık.
Ne diyorsun sen? Sevda şaşkın.
Yolla diyorum anne! Bu adamın burada ne işi var? Sence niye sana yanaşıyor? Barınacak yeri yok ondan! Sen de saf mısın?
Sevda Sinana tokat attı.
Sakın! Benim hayatıma karışamazsın.
Anne, sen galiba unuttun. Ben tek mirasçınım; öyle her gelen adamı ortama alma, sonra dert çıkarsa uğraşamam bak!
Sen beni miras için mi görüyorsun? Ben daha ölmedim ki!
Anne, olur da evlenirsen, o da hak iddia eder. Senin için istemem, benim çıkarım önemli. Eğer parası pulu adam olsaydı, ağzımı açmazdım
Yani parayla mı değerlendiriyoruz herkesi? Ben seni böyle mi yetiştirdim?
Anne, ben kararımı söyledim. Bir hafta sonra tekrar geleceğim. O zamana kadar gitmiş olmalı. Bak sonra şikâyet etme, seni uyarıyorum!
Sevda eve döndü, ağlamamak için kendini zor tuttu.
Oğlun polis mi? dedi Cemil.
Kusura bakma, söylemedim…
Ne gerek var ki Beni ilgilendirir mi zaten?
Savcıda çalışıyor. İnsan olarak çok düzgün aslında Ama bazen fazla tedbirli ve çok kaygılı.
Şimdi ne yapacaksın? Cemil gözlerini gözlerine dikti.
Sevda mutfak masasına çöktü. Oğlu dediğini yapar mıydı? Korkar, eski suçunu bulur tekrar başına iş açar mıydı? Hiç bilmezdi ama belli ki ciddi tehdit ediyordu.
Bahar geldi dedi Cemil. Sen bir karar verdin mi? Ben söyleyeyim bari.
Sevda başını salladı, gözyaşlarını tutarak. Cemile ayrılmak istemiyordu, ama oğluyla karşı karşıya gelmekten de korkuyordu.
Biraz birikmişim var. Burada arsa alamam ama şöyle yirmi kilometre ileride uygun bir yer buldum. Şimdilik bir prefabrik koyar, yavaş yavaş ev yaparız. Ders vermeye devam ederim, gerekirse hep çalışırım. Evimizi kendim yaparım. Sen ne dersin?
Sevda şaşkınlıkla sustu, Cemil endişelenmeye başladı.
Şu an modern yaşama alışkınsındır, biliyorum. Bu da kısa süreli zorluk. Ama ben sana her şeyi sıfırdan kurarım.
Cemil… Benim de az biraz birikimim var. Ben de inşaata destek olmak isterim, dedi Sevda düşünceli.
Bunu senden isteyemem.
Sen istemiyorsun ki! Ben kendim istiyorum. Bizim için yapıyoruz.
Cemil gelip Sevdanın başını okşadı, nazikçe alnından öptü. Sevda, yeniden doğmuş gibi hissediyordu. Demek ki bazen sevgi, insanın kaç yaşında olduğuna bakmazmış.
Hızlıca arsayı aldılar. Cemil, tapuyu Sevdanın üstüne yapalım dese de, Sevda kabul etmedi.
Benim zaten kalan bir evim var. Burası da ortak, başımı sokacak başka yerin yok. Oğlum unutmamı istemiyor ama, bana ne! Onun miras dediği şeyler gözümde yok!
Küçük bir konteyner koydular, elektrik bağlattılar ve Cemil şevkle inşaata başladı. Sevdanın birikimi bitince, Cemil üç kat daha fazla özel ders alıp para kazandı. Küçücük yerinde online dersler verdi. Harcadıkları her kuruş eve gidiyordu, hem de adım adım. Yaz akşamları birlikte bahçede battaniyenin üstüne uzanıp yıldızları izliyorlardı.
Ne hissediyorsun? diye sordu Cemil, Sevdayı sarıp sarmalayarak.
İkinci gençliğimi hissediyorum, dedi Sevda.
Ben de! Yoksa benim sevgimi hissetmiyor musun?
Tabii ki hissetmeye başlamıştı Sevda, iliklerine kadar…
Birkaç ay sonra sonbahar yaklaşırken, Sevda eşyalarını almak için eski evine gitti. Sıcak tutacak battaniyeler, mutfak gereçleri, giysi toparlayacaktı. Eve girince bir baktı, Sinan mutfakta oturmuş, sigara içiyor.
Annecim selam. Ben hemen çıkacağım. Nasılsın?
Sinan annesine baktı; annesi ne kadar değişmişti. Daha genç, mutlu, enerjik bir hali vardı.
İyi valla! Sen nasılsın? Bugün sadece birkaç parça eşya alıp çıkacağım. Olur mu?
Sinan şaşırarak annesine baktı. Annesi sadece dış görünüş değil, ruhen de değişmişti. Hafiflemişti sanki.
Sinancım, ev bitince seni de çağıracağım. Şimdi işlerimiz çok. Affet hadi.
Sevda baş döndürücü bir hızla iki çanta yaptı, Sinanın yanağından öpüp gitti.
Anne? Noldu sana böyle? diye seslendi arkasından Sinan.
Sevda, kapıda durdu, gülümseyerek cevap verdi:
İkinci nefesim oğlum… Hem de aşk! Bunu da gördüm ya, daha ne isterim. Hadi hoşça kal! deyip kahkahalarla koştu dışarı.
Çünkü zaman darlığı vardı, bugün evin önüne ilk basamağı koyacaklardı.

Rate article
Lifequest
Adam Bey, İtmeyin Lütfen. İğrenç… Bu Koku Sizden mi Geliyor? – Özür Dilerim, – diye mırıldandı ada…