YETİŞEMEDİN MARİNA! UÇAK GİTTİ! GİDEN UÇAKLA BİRLİKTE UNVANIN VE PRİMİN DE GİTTİ! İŞTEN ÇIKARILDIN! …

YETİŞEMEDİN, SEMA! UÇAK GİTTİ! ONUNLA BERABER MAKAMIN VE PRİMİN DE UÇTU! İŞTEN ÇIKARILDIN! diye bağırdı müdür telefonda. Sema ise, İstanbul trafiğinde, az önce içinden bir çocuğu çıkardığı ters dönmüş arabaya bakıyordu. Kariyerini kaybetmişti ama kendini bulmuştu.

Sema, tam bir kurumsal savaşçıydı. 35 yaşında, Anadolu Bölge Direktörü. Sert, disiplinli, daima ulaşılabilir. Hayatı Google takviminde dakikası şaşmazdı.

O sabah yılın en önemli işi vardı: Çinlilerle milyonluk kontrat. Saat 10.00da havalimanında olması lazım.

Her zamanki gibi erken çıktı Sema. Asla geç kalmazdı.

Yeni SUVu ile TEMde uçarken kafasında sunumu tekrar ediyordu.

Birden yüz metre ilerde, yaşlı bir Doğan, kontrolden çıktı, bankete çarptı ve taklalar atarak şarampole yuvarlandı. Araba ters durmuştu.

Sema frene içgüdüyle bastı.

Aklından hesap makinesi geçti: Dursam kesin geç kalırım. Milyonluk iş. Mahvederler beni.

Diğer arabalar hızla geçip gitti, kimi yavaşladı, video çekti, yoluna devam etti.

Sema saatine baktı. 08.45. Zaman dar.

Hemen gaza basıp oluşan trafiği atlatmak üzereyken, ters arabada cama yapışmış küçücük bir el gördü.

Minik bir eldiven.

Sema sövdü, direksiyona yumruk attı, sağa çekti.

Topukluları karla bata çıka araca koştu.

Arabadan benzin kokusu geliyordu.

Şoför genç bir adam baygındı, başı kanlar içinde. Arka koltukta, beş yaşlarında bir kız çocuğu kemer arasında ağlıyordu.

Korkma güzelim, sakin ol! diye bağırdı Sema, kitlenmiş kapıyı açmaya çalışırken.

Kapı açılmadı.

Sema yerden bir taş kaptı, camı kırdı. Cam kırıkları yüzüne ve lüks kabanına değdi ama kim umrunda!

Kızı çıkardı. Yanına gelen bir tır şoförünün yardımıyla adamı da çıkardı.

Dakikalar sonra araba alev aldı.

Sema karda, başkasının çocuğunu kucağında tutarken elleri titriyordu; çoraplar yırtılmış, yüzü kurum içinde.

Telefonu deli gibi çalıyordu. Arayan müdürüydü.

Nerdesin?! Check-in bitiyor!

Gelemeyeceğim Sinan Bey. Kaza oldu. İnsanları kurtarıyordum.

Kim kurtardığın umrumda değil! İşi batırdın! Kovuldun! Meslekten de git!

Sema telefonu kapattı.

Yirmi dakika sonra ambulans geldi. Doktorlar yaralıları kontrol etti.

Hayatta kalacaklar. Siz onların koruyucu meleğisiniz hanımefendi. Sizin sayenizde yanmadılar.

Ertesi gün Sema işsiz uyandı.

Müdür de sözünde durdu. Sadece kovmakla kalmadı, sektöre “sorumsuz, histerik” diye laf yaydı. O çevrede bu, “kara liste” demekti.

Sema iş başvurusu yaptıkça red aldı.

Paralar eridi. Araba kredisi de (o arabayla gittiği) baskı yapıyor.

Sema depresyona girdi.

Neden durdum ki? diye düşünüyordu geceleri. Herkes gibi geçseydim, şimdi Şanghayda şampanya içiyor olurdum. Şimdi ise beş parasızım.

Bir ay sonra bilinmeyen bir numara aradı.

Sema Hanım? Ben Cengiz, Doğandaki adam.

Sesi cılız ama sevinçliydi.

Cengiz? Nasılsınız? Kızınız?

Hayattayız, sizin sayenizde. Sema Hanım, sizi görmeyi çok isteriz.

Sema, sıradan bir mahalledeki evlerine gitti.

Cengiz hâlâ korseyleydi. Eşi Elif gözyaşlarıyla Semanın ellerini öptü. Küçük İlayda, Semaya yamuk çizilmiş ama rengarenk, siyah saçlı bir melek resmi verdi.

Ucuz bisküviyle çay içtiler.

Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum, dedi Cengiz. Para yok, ben oto tamircisiyim, Elif anaokulu öğretmeni. Ama bir şeye ihtiyacınız olursa

Sadece iş lazım, dedi Sema acı acı gülerek. O kaza yüzünden kovuldum.

Cengiz düşündü.

Bakın Benim bir arkadaşım var. Sıra dışı adamdır, çiftçi. Bölgede kendi çiftliğini toparlamaya çalışıyor. Yönetici arıyor. Çamurda çalışmak değil, evrakları düzeltmek, hibeleri kovalamak, lojistik toparlamak filan. Maaş az, ama ev de veriyorlar. Denemek ister misiniz?

Sema, ayakkabısına küçük bir toz bulaşsa sinirlenen eski Sema, denemeye karar verdi. Zaten kaybedecek şeyi kalmamıştı.

Çiftlik devasa ve bakımsız çıktı. Sahibi, Ali Amcanın heyecanı vardı ama muhasebe sıfır.

Sema kolları sıvadı.

Armani koltuk yerine tahta masa, takım elbise yerine kot ve lastik çizme.

Her şeyi rayına koydu. Hibe aldı, pazar buldu, lojistik kurdu. Bir yıl sonra çiftlik para kazandırdı.

Sema işi sevmeye başladı.

Burada entrika yoktu. Yapmacık gülüş yoktu.

Burada süt ve ot kokuyordu.

Ekmek yapmayı öğrendi. Bir köpek sahiplendi. Sabah makyaja harcanan saatler tarihe karıştı.

En önemlisi, kendini ilk kez canlı hissetti.

Günün birinde, şehirden gelen bir restoran heyeti çiftliğe mal almaya geldi.

Aralarında eski müdürü Sinan Bey de vardı.

Onu hemen tanıdı. Eski Sema şimdi sade kot pantolonlu, yüzü güneşten esmerleşmiş haldeydi.

Ee Sema, diye sırıttı Sinan Bey. Noldu? Gübre kraliçesi oldun artık? Eskiden genel müdürler masasındaydın. Şimdi pişman mısın kahraman olacağım diye her şeyi bırakmaya?

Sema ona baktı. Birden fark etti: Adamdan tiksinmiyordu, artık hiç umrunda değildi. Plastik bardak gibi.

Değilim Sinan, diye gülümsedi. O gün iki can kurtardım. Bir de kendi canımı. Senin gibi olmaktan kurtuldum. İyi ki öyle yapmışım.

Sinan homurdandı, çekip gitti.

Sema ise yeni doğmuş buzağıya elini uzattı. Islak burnuyla avucuna dokundu.

Akşam, Cengiz, Elif ve İlayda geldiler. Artık ailece dosttular. Mangal yaptılar, güldüler.

Sema yıldızlara bakarken şunu hissetti: Şehirde bu kadar parlak, kocaman yıldızlar yok.

Ve biliyordu: Şimdi olması gereken yerdeydi.

Ders: Bazen her şeyini kaybetmek, gerçek seni bulmanın tek yoludur. Kariyer, para, statü; hepsi dekor. Bir anda kül olur. Ama insanlık, kurtarılmış bir can ve vicdan hep kalır. Bazen içinden bir ses “dur” diyorsa, o yoldan ayrılmaktan korkma. Belki de hayatının dönüşü oradadır.

Rate article
Lifequest
YETİŞEMEDİN MARİNA! UÇAK GİTTİ! GİDEN UÇAKLA BİRLİKTE UNVANIN VE PRİMİN DE GİTTİ! İŞTEN ÇIKARILDIN! …