Hepimiz Onu Yargılıyorduk: Milya’nın Hikayesi – Mahalledeki Şaşkın Bakışlardan, Gözyaşları Arasında …

Hepimiz Onu Yargıladık

Melis camide avlunun kenarında gözyaşlarına boğulmuştu. En az on beş dakikadır ağladığını görüyordum. Bu manzara gözlerime inanılmaz gelmişti. O havalı kadın burada ne arıyor ki? diye geçirdim içimden. Açıkçası Melisi burada görmek hiç aklıma gelmezdi.

Melisle hiç tanışmamıştım, ama mahallede sıkça karşılaşırdık. Aynı apartmanda oturuyor, aynı parkta hava alıyorduk. Ben dört küçük kızımla, o ise üç köpeğiyle gezerdi.

Biz her zaman Melisi çekiştirirdik. Biz dediğim, ben, çocuklu diğer anneler, parktaki bankta oturan yaşlı teyzeler ve komşular. Bazen yoldan geçenler de aramıza katılırdı.

Melis çok güzel bir kadındı, her daim şık, kendine güvenen ve hafifçesine ukala görünürdü.

Yine sevgilisini değiştirmiş bak, diye söylenirdi Kapı Önü Hatice Teyze, apartmanın girişindeki bankta otururken.
Üçüncü sevgilisi bu, diye eklerdi yanındaki arkadaşı Zübeyde Teyze, Melisin yeni sevgilisiyle pahalı Alman arabasına binerken imrenerek bakardı.
Zübeyde Teyzenin kırk beş yaşındaki oğlu Samet ise hâlâ eski bir Doğan SLXe bile para biriktiremiyordu.
Çocuk doğursaydı ya, yaş geçiyor, işin başından beri Melisin aleyhinde olan Mahalle Dede Salih de destek verirdi. Fakat Melisi eleştirme konusunda herkes hemfikirdi.

Bir zaman sonra, yine bankın etrafı Melisin yeni sevgilisinin de onu terk ettiğini konuşuyordu. Sonunda, Ne olursa olsun, kadın hafifmeşrep! Zaten evi kesin köpek pisliği kokuyordur! diye ahlaki sonuçlar çıkarılıyordu.

Ancak Melisi en çok sevmeyenler biz çocuklu annelerdi.

Biz parkta, salıncaktan kaydırağa, ağaç diplerinden çöp kenarlarına çocuklarımızın peşinden oradan oraya koşuştururken; Melis köpekleriyle tatlı tatlı dolaşır, hiçbir endişesi yokmuş gibi bir de gülümseyerek bize bakardı. Sanki, Çocuk doğurdunuz da şimdi hayatınız allak bullak. Bakın ben nasıl keyif sürüyorum, dercesine. Biz ise, ay sonuna kadar Zeynepin botunu alsam montu alamam mı, hesaplarken.

Belli ki çocuk sevmiyor, bunlar hep böyle, derdi üç erkek çocuklu dostum Sema.
Zenginlerin kaprisi işte! Kimi kediyle, kimi köpekle, kimi hamsterla yaşar, derdi ikiz bekleyen Elif, ağacın tepesinden yaramaz büyük kızını indirmeye çalışırken.
Egoist işte, çocuk için uğraşmak istemeden hep yurt dışına geziye gidiyor. Ben yedi yıldır bir deniz göremedim, diye sıkıntısını anlatırdı beş çocuklu Nazlı.
Evet, evet, diye onaylardım herkesi. Ardından kanayan diziyle annesine ağlayan kızım Ekini kaldırmak için oradan oraya koşardım.

Bir gün, torunuyla parkta dolaşan bir teyze yüksek sesle söylendi:
Bari köpek bakacağına çocuk doğursaydı!
Melis birden döndü,
Size ne? diye sertçe karşılık verdi. Devam etmek istedi ama kendini tuttu, köpekleriyle yürüyüp gitti.
Görgüsüz, diye arkasından hırladı yaşlı kadın.

…Melisin ağladığını birkaç saniye izledikten sonra camiden çıktım.

Bir saniye, bir ses duydum. Lütfen bekleyin.
Melis avluda bana doğru yaklaştı.
Siz, parktaki dört kızın annesi değil misiniz?
Evet… siz de üç köpeğinizle…
Evet. Acaba sizinle konuşabilir miyim?.. Sizi, kızlarınızı ve diğer anneleri hep izlerim. Çok imreniyorum, dedi, yanakları kızardı.
Siz mi?! şaşırdım. Neredeyse Çocuk sevmeyen, soğuk, kendini beğenmiş hanımsınız! diyordum az kalsın. O alaycı bakışlarını hatırladım…
Böylece tanıştık. Bir bankta oturduk. Melis anlatmaya başladı, anlatırken de gözyaşlarını tutamıyordu. Belli ki, biriyle paylaşmaya ihtiyacı vardı

Melis çok güzel, sevgi dolu bir ailede büyümüş. Hep çok çocuk sahibi olmak istemiş. Büyük bir aşkla evlenmiş. Ama iki düşük ve doktorların kısırlık teşhisiyle sevdiği adam onu hemen terk etmiş.

Aynı nedenle ikinci eşi de gitmiş. O arada Melis defalarca tedavi olmuş. Bu uğurda neredeyse dış gebelikten hayatını kaybediyormuş.

Üçüncü sevgilisi… Tam yine umutlanmış, tekrar dış gebelik olmuş. O adam ise çocuk lafını duyar duymaz kaybolmuş. Ona arabası, parası için yanaşmış sadece. İlerde çocuk sahibi olmak, onun planında yokmuş.

Oysa ben, evladım olsun diye her şeyimi vermeye hazırdım!
Köpekleri çok seviyorsunuz sanıyordum, dedim aptalca bir lafla.
Evet, köpekleri seviyorum, gülümsedi Melis. Ama bu çocukları sevmediğim anlamına gelmez.

Melis önce Tepe adında bir köpeği sahiplenmiş, yalnızlığını biraz hafifletmiş. Sonra arkadaşlarının evi tadilatta olunca bir süreliğine Mikeı bırakmışlar, sonra gitmemiş. Fenyayı ise kış günü dışarıda bulmuş, dayanamamış almış.

Pek köpek besleyeceğine çocuk doğursaydı lafı, banktaki o yaşlı teyzeyi hatırlattı bana.
Zaman geçiyor, saat işliyor… diye ardı sıra söylenen Salih Dede aklıma geldi.
Saatler geçiyordu… Melis kırk birine gelmişti. Ama hâlâ otuzunda gibi gösteriyordu.

Bir karar vermiş, devlet yurdundan çocuk sahiplenmek istemiş. Yaşı küçük mü, büyük mü hiç fark etmemiş. Sonra altı yaşında Arda adında bir çocuk çok hoşuna gitmiş. Gerçi önce Melis çocuğun hoşuna gitmiş. Arda koşup gelip Sen annem olur musun? diye sormuş. Olurum! demiş Melis.
Egoist, sorumluluk almak istemiyor, diyen Nazlının sesi yine kafamda çınladı.
Ama Ardayı Melise vermemişler. Meğerse annesi, ağır hasta da olsa, velayet hakkı alınmamış.
Bu beni yıktı, Melis içi yanarak anlattı. Böyle bir şey nasıl olabiliyor, anlayamıyorum. Çocuğun bir aileye ihtiyacı var ama sistem engel oluyor.

Sonra dört yaşındaki Elif ortaya çıkmış. Kızı daha önce iki aile alıp, sonra geri bırakmış. Fazla hareketliymiş diye…
Yurttaki bir görevli anlatmış: İkinci anne Elifi yurda geri getirirken, küçük kız eteğine yapışıp dizleri üstünde peşinden sürüklenip Anne, lütfen bırakma beni! Söz veriyorum, bir daha yaramazlık yapmayacağım! diye ağlamış.
Melis ilk tanıştıklarında Elif hemen Sen de beni geri bırakacak mısın? diye sormuş. Asla! diye boğuk bir sesle cevap vermiş Melis.

Ama Elifin evlat edinme sürecinde de birtakım pürüzler çıkmış. Melis çok detay anlatmadı. Ama o benim kızım, mücadele edeceğim! dedi kararlılıkla.
O gün Melis hayatında ilk defa camiye gelmişti. Artık başka gidecek yerim kalmamıştı! dedi.

Bir hoca çıktı yanımıza, Melis onunla uzun uzun konuştu, arada not aldı.
Her şey güzel olacak! Allaha emanet! dedi çıkarken. Melisin yüzü tekrar aydınlandı

Evlerimize beraber yürüdük.
Galiba siz de benim burnu havada, ukala biri olduğumu düşünüyorsunuz, dedi Melis. Ama ben sadece, herkese her şeyi anlatmaktan yoruldum. Zaten yeterince laf işittim artık
Hiçbir şey demedim.

Melis bir gün kızlarla beraber bizi evine, köpeklerle oynamaya davet etti. Kabul ettim. Mutlaka gideceğim. Ama biraz zaman geçsin istedim.

Şimdi ise içimde tarifsiz bir utanç.
Sürekli düşünüyorum: Bizde nasıl bu kadar önyargı olur? Neden bir insan hakkında sadece kötüyü düşünmek bu kadar kolay?

Çok istiyorum… Melisin, bizim hep kınadığımız bu olağanüstü kadının sonunda mutlu olmasını gerçekten istiyorum. Elif ona sımsıkı sarılsın, Anne! desin, onsuz bir yere bir daha gitmesin. Ve yanında sevgi dolu köpekleri Tepe, Mike ve Fenya da mutlu mutlu koşsun

Belki bir gün bir mucize olur, Melisin hayatına gerçek bir eş gelir. Elifin bir kardeşi olur. Hayat bazen böylesi sürprizler yapmaz mı?

Ve bir daha, ikisi için de kimse tek bir kötü söz söylemezBir Cumartesi sabahı kızlarımla parka indiğimde Melisi uzaktan gördüm. Yanında bir kız çocuğu, küçük, kıvırcık saçlı, cıvıl cıvıl bir sesle koşturuyordu. Arada gelip Melisin eline sıkıca sarılıyor, Anne, bak! diye bağırıyor, köpeklerle birlikte top peşinde koşuyordu. Melisin gözlerinde öyle bir huzur, dudaklarında öyle bir gülümseme vardı ki… Sanki tüm ağırlıklarını bırakmış, yeniden doğmuş gibiydi.

Yanlarına yaklaşınca, Elif olduğu hemen belli oldu. Kızlarım onunla tanışmaya can attı; kısa sürede aralarında tarif edilemez bir uyum oluştu. Melis bana dönüp hafifçe başını eğdi, minnet dolu gözlerle baktı.

O gün, parkta banka otururken kalbimin bir ucunda sessiz bir pişmanlık, diğer ucunda tarifi zor bir umut taşıdım. Kim bilir, belki Melisin kalbini yıllardır yalnız bırakmış olduğumuz içindi bu mahcubiyetim.

Ama sonra fark ettim ki, Melisin gözyaşları, parkta attığımız yanlış bakışlar, yargılayan fısıltılarhepsi geçmişte kalmıştı. Elif, köpeklerle oynarken Melisin avuçlarının arasından taşan mutluluğu izlerken anladım: Bazen mutluluğun yolu, başkasını yargılamadan anlamaktan geçiyor. Belki bizler, Melise verdiğimiz kadar kendimize de zulmetmiştik. Sonunda Melisin hikâyesi; umutla, mücadeleyle, vazgeçmemekle ve en çok da sevgiyle yeniden yazılmıştı.

O sabah, Melis Elifi kucağına alıp sımsıkı sarıldığında, parkta ilk kez hiç kimse fısıldamadı. Herkes, Melisin sıcak gülümsemesini içten bir selamla karşıladı. Ve ben, artık biliyordum: Herkesin bir hikâyesi var. Dinlemeden, anlamadan yargılamaya kalkışırsak, asıl kaybı kendi gönlümüzde yaşıyoruz.

Belki Melisin hikâyesiyle bizim mahalle, suskunluğun kıyısında ilk defa gerçek bir anlayışa, gerçek bir şefkate dokundu. Hayatın orada, tam parkın köşesinde, bir mucizeye sessizce gülümsediğini gördüm.

Ve içimden bir ses fısıldadı: Bundan sonra, yargılamak yerine dinleyeceğim. Kim bilirbelki de asıl mucize burada, birbirimizin yarasına dokunmakta saklıdır.

Rate article
Lifequest
Hepimiz Onu Yargılıyorduk: Milya’nın Hikayesi – Mahalledeki Şaşkın Bakışlardan, Gözyaşları Arasında …