Kedili Otobüs, Kayıp Bir Bilet ve Dilek Tutulan Bir Yıldız: Ankaralı Şoför Annenin Meraklı Komşusu, …

Kedi ona sessizce bakıyordu. Derin bir nefes alıp cesaretini toplayan Ayşen, tüylerini kabartan, kaçak nam-ı diğer ‘biletsiz yolcu’ya doğru elini uzattı; deri ceketinin kollarının onu patilerden koruyacağını umuyordu…

Vardiyası bitmişti ve Ayşen titizlikle otobüsün arka tarafına yürüyerek her koltuğun altını dikkatlice kontrol ediyordu.

Otobüs onun için bir ev gibiydi; evinde nasıl bir temizlik ve düzen varsa, burada da aynısını sağlardı. Belki de çünkü evde onun dışında başka kimse yoktu kirleten?

Ayşen, artık bir eş bulmalısın, derdi bilet başındaki kadın arkadaşları. Otuzuna dayandın, hâlâ yalnızsın. Hem bu iş de kadın işi değil, bak zaman zaman öyle huysuz yolcular geliyor ki erkeklerin bile sabrı yetmez!

Bana iyi yolcular denk geliyor, derdi Ayşen. Ayrıca işimi seviyorum. Eş de öyle kedi, köpek gibi alınmaz ki!

Kadınlar birbirine bakar, hafifçe gülerdi. Sonuçta başka bir insan, hele de bir koca, kediden ya da köpekten çok daha fazla uğraştırıcıydı.

O zaman kedi sahiplen bari, tavsiye ederlerdi. Yalnız kalmazsın hiç değilse!

Ayşen buruk bir gülümsemeyle, Daha henüz bir kedi kısmet olmadı, der, ardından evine gider, müzik açar, kendine bir akşam yemeği hazırlar, kitap okur ve yatağa girerdi

Günler birbirine benzerdi, kardeş gibi. Hafta sonlarını hiç sevmezdi çünkü fazla boş zamanı olurdu. O günlerde otobüsle dolaşmaya çıkardı.

Bir başkasının onu güzel ve mutlu bir hayata götürdüğünü hayal ederek yolculuk etmek ona iyi gelirdi.

O gün de diğerlerinden farksızdı. Vardiyası biter bitmez salonu toparlamaya başlamıştı.

Arka koltuğun altına eğildiğinde öylece irkildi. Ona pırıl pırıl parlayan iki göz bakıyordu!

Hoppala, sen de kimsin? Pisi pisi pisi! Oraya nasıl girdin ki? Kayboldun mu? Ayşen çömeldi. Sahiden kayboldun mu yoksa?

Kedi ona sessizce bakmaya devam etti.

Cesaretini toparlayarak, Ayşen dikkatlice elini uzattı; belki deri ceketinin kalın kolları onu kedinin tırnaklarından korur diye düşündü.

Kedi ona izin verince, Ayşen koltuğun altından nazikçe çekip çıkardı kediyi ve daha yakından baktı.

Gerçekten göz alıcı bir kediydi.

Cinslerden pek anlamasa da yüzündeki o kendine has ifade ve uzun tüyleri, bunun İran kedisi olduğunu gösteriyordu. Boynunda ise bir tasma ve madalyon vardı.

Merlin, diye okudu Ayşen, kediyi sağa sola çevirerek. Gerçekten mi? Büyük sihirbaz Merlin’in ta kendisi mi?

Kedi esnedi, hem itiraz etmedi, hem de onayladı gibi.

Peki sizinle ne yapmamı istiyorsunuz, sayın Merlin Hazretleri? dedi Ayşen, ismine uygun olsun diye kedinin dilinden konuştu. Sahiplerini bulacak mıyız?

Kedi ona yine bir bakış attı, kocaman esnedi. “Nereden bileyim, ayrıca acıktım ve galiba biraz da uykum var,” der gibiydi.

Kadın, başka şansı olmadığını fark etti. Elbette sokağa bırakmak da vardı, ama hangi vicdan o tüylü kaçak yolcuyu dışarı atabilirdi?

O zaman şöyle yapalım: Bugün bende kalırsın, yarın senin fotoğrafınla ilan bastırırım. Elbet biri seni arıyordur, üzülüyordur!

Kediden ses çıkmadı. Ancak Ayşen çıkışa yönelince Merlin kollarından sıyrılıp tekrar arka koltuğun altına seğirtti ve ağzında bir şeyle geri döndü.

Neyin var orada bakalım? dedi Ayşen, eğildi.

Kedi dişlerini açınca, eline bir piyango bileti düştü.

Vay canına! dedi Ayşen şaşkın. Demek ki sahiplerin hem seni hem de şu bileti kaybetmiş!

Kedi ona yine esneyip bakınca, Ayşen ve Merlin hızla eve gitmeye karar verdi. Ama içinden geçti, ya ilanı gören biri sırf piyango için kendini sahip ilan ederse? Dikkatli olmalıydı. O arada misafiri için lezzetli bir mama da gerekliydi.

Hangisini istersin? diye market reyonunda mırıldanırken, Merlin ıslak mamaların olduğu köşeye yaklaşmasını istedi. Elini uzatınca paketi ağzıyla çekti ve Ayşenin şüphesi kalmadı.

Siz akıllı bir kedisiniz, dedi Ayşen, mamayı sepete atarken.

Alışveriş sonrası eve dönünce Merlin evi keşfetmeye koyuldu. Ayrı bir kedi kabı olmadığı için iki tabağı yemek ve suya ayırdı.

Kedi karınlarını doyurduktan sonra, Ayşen onun fotoğrafını çekip bilgisayardan ilan hazırladı, yalnızca isim ve piyango biletinden söz etmeden…

Bastığı ilanı kedinin yanına bırakıp konuştu:

Bak, ne kadar güzel çıkmışsın! Yarın otobüse asarım, belki biri buluruz. Aman Allahım…

Birden duraksadı. Çünkü yarın yine çalışacaktı, Merlin’i ise yalnız bırakamazdı.

Yanında götürmekten vazgeçti; hem kendi çalışırken dikkat dağılır hem de yolcular için tehlikeli olurdu. Evde bıraksa bu koca kedi tamamen strese girerdi.

Tam o esnada aklına karşı komşusu Kerem geldi. Kerem hep evden çalışıyor; bir bilgisayar ve internet varsa, başka hiçbir şeye gerek duymuyor.

Genellikle merdivende karşılaşırlar, kısa bir selamlaşma olurdu. Kerem uzun boylu, hafif sakar, gözlüklü bir adamdı.

Cesaretini toplayıp komşusunun kapısını çaldı. Kerem pijama ve terlikle kapıyı açınca, Ayşen meseleyi tane tane anlattı. Kerem ise kelimesiz onay verip yedek anahtarı aldı.

Bir an için Ayşen, komşusunun kendisine hiç dikkat etmemesine kırıldıysa da sonra aldırmadı. Eve dönüp, “Pisi pisi! Merlin, neredesin?” diye seslendi.

Kedi balkona yönelmiş, orada duruyordu. Akıllı bir kedi sekizinci kattan atlamaz, dedi içinden ve camı açtı. Birlikte balkona çıktılar.

Merlin bir hamlede korkuluklara fırladı, Ayşen korkudan hemen tuttu onu.

Kedi ona hem şaşkın hem de gururlu bir bakış atıp başını gökyüzüne kaldırdı. Kadıncağız da tüylerini okşayarak yukarı baktı Ve yıldızları gördü.

Gökyüzü, pırıl pırıl bin bir gözle bakıyordu onlara. Kaymakta olan bir yıldız birden gözünün önünde aktı. Ayşen bir dilek diledi…

O akşam yastığa başını koyar koymaz uyudu. Belki de yanında Merlinin mırıltısı ninni olmuştu ona.

Ertesi sabah Kereme son talimatları verip işe gitti.

Tüm gün otobüsüyle şehirde dolaşıp ilan astıysa da kimse kedinin peşine düşmedi.

Biraz utanıyordu ama doğrusu sevinmişti, eve koşarak geldi

Evde harika taze kahve kokusu vardı. Kendisi hep hazır içerdi, o yüzden hemen anladı.

Biraz idareyi ele aldım, dedi Kerem gülerek. Kahvenin berbat, ben kendi çekirdeğimi getirdim. İçmek ister misin?

Hay hay! dedi Ayşen keyifle. Peki Merlin nerede?

Kedi hemen koridorda belirdi, çok memnun görünüyordu. Ayşen’e sürtünüp sevgisini gösterdi.

Merlinin gayet iyi, dedi Kerem de elini uzatıp kediyi okşarken. Biliyor musun, uzun zamandır böyle keyifli vakit geçirmemiştim. Oturur, işlerimle uğraşırım sandım ama parmaklarım eski masallarımı yazmaya başladı

Gösterir misin? dedi Ayşen merakla.

Saçmalık aslında, diyerek hafif dirense de belli ki göstermekten memnundu. Gerçekten mi ilgini çeker?

Elbette! Masallara bayılırım. Hatta fantastik hikâyeler de severim!

Kerem sonunda pes etti.

Enfes kahvelerini içerken, Merlinle dalga geçer gibi göz kırpan Keremin masalını okudular birlikte.

Ayşen masalı çok sevdi. Kerem gidince içi biraz buruklaştı ama yanında Merlin vardı ya!

Tam o sırada zil çaldı. Merlin kulak kesildi ve ağır adımlarla kapıya ilerledi. Ayşen, Kim o? diye sordu.

İlan için, dedi dışarıdaki ses.

Açıp açmama arasında kaldı ama haksızlık olurdu; kapıyı aralayınca, önünde uzun boylu, siyah pardösülü yaşlı bir adam buldu. Adam gülümsedi:

Korkmayın. Gerçekten de kediyi almak için geldim ve isminin Merlin olduğunu bilirim, işte geliyor zaten.

Kedi fırlayıp yaşlının kollarına çıktı, şüpheye yer kalmadı.

Gelsin buyurun, dedi kısık sesle Ayşen.

İçinde bir hüzün vardı; nasıl bir günde alışılır bir kediye!

Yaşlı adam içeri girip bir süre kedinin gözlerine baktı, sonra ansızın konuştu:

Bu arada, başka bir şey buldunuz mu?

Ayşenin yüzü kızardı, piyango biletini getirdi. Adam kabul etmedi.

O sizin hakkınız, dedi nazikçe.

Ama size ait, diyerek itiraz etti Ayşen.

Ama siz buldunuz, üstelik Merlin de öyle istiyor, diye ısrar etti yaşlı adam.

Ya ya kazanırsa? dedi Ayşen mahçupça.

Bir ihtimal mutlu olma fırsatını insan kendi elleriyle iter mi? dedi yaşlı adam.

Ayşen başını eğdi. Çünkü kayan yıldızdan tam da bunu dilemişti.

Şansa izin verin, sevgili kızım, dedi yaşlı adam, gülümseyerek. Ve üzülmeyin! Belki tekrar görüşürüz. Dönünce

Ayşen sormak istedi: Nereden dönünce? ama yaşlı adam çekip gitti, kapıyı usulca kapatarak.

Kapı anahtarı arkasında dönerken, Ayşen yavaşça uykuya daldı… Keremin uydurduğu masalı rüyasında gördü:

Kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, büyüleriyle kimseyi mutlu edemeyen bir sihirbaz, ceza olarak kediye dönüşür ve tekrar insan olabilmek için dünyada dolaşırmış

Ertesi sabah işine gitti; ama sanki güneş daha parlak, yolcular daha sıcakkanlı, otobüs yollarda daha hızlıydı.

Ve evet, piyango biletini kontrol etti şaşırmadı bile; deniz tatili kazanmıştı. Daha da şaşırtıcı olan ise, müdürünün tebessüm ederek,

Güzelce dinlen Ayşen. Zamanı geldi, bırak erkekler çalışsın, demesiydi.

Ondan sonrası denizdi, yıldızlar ve tarifsiz bir yenilenmişlik duygusu

Eve döndüğünde çantasında deniz kabuklarıyla ve ruhunda dalga sesiyle çok mutlu ve huzurluydu.

Kapısını açarken Kerem apartmana çıktı; biraz sakar, biraz dağınık, yine gözlüklü.

Seni dün aramışlar, dedi Kerem. Bir de bir an durdu, şaşkın şaşkın baktı. Çok değişmişsin. Çok da güzelsin.

Teşekkürler, samimi bir tebessümle karşılık verdi Ayşen. Ne istediler peki?

Kerem elini alnına vurup dairesine gitti, kucağında gri bir yavru kediyle döndü. Yüzü çok tanıdıktı; gerçek bir İran kedisi gibi, hafifçe mağrur

Bu, otobüste bulduğun kedinin yavrusu Yani, sahipleneceğin kedinin. Adı Artun.

Yaşlı adam ve Merlin ancak sana emanet edebileceğimizi söyledi… bir an duraksadı. Yani, aslına bakarsan bize emanet edebileceğimizi söyledi.

Nasıl yani? dedi Ayşen, kalbi pır pır.

Bize dedi Kerem, gülümsedi.

Miyav! diye doğruladı küçük Artun ve yeni sahibiyle buluşmak istedi.

Ayşen elini uzattı, diğerine de Keremin eli uzandı… Ve dünya biraz daha sıcak, biraz daha iyi ve mutlu bir yer olduEl sıkışırken bir anda ikisinin de yüzünde hafif bir sıcaklık yayıldı; eller, kalp ritimleri gibi birbiriyle uyum sağladı. Küçük Artun ise alçak bir mırıltı tuttu; sanki Merlinin, hatta belki de o yaşlı adamın uzaktan bir selamıydı bu.

Kapı aralık kaldı, içeriden akşam güneşinin turuncu huzmeleri koridora sızdı. Ayşen bir an başını çevirip evine, sonra Kereme ve en son kucağındaki minik kediye baktı. Artun tatlı bir tonda miyavladı, minik patisini Keremin eline koydu. O an Ayşenin aklından geçen tek dilek, içinden geceden fısıldanan ses: Bu sefer yalnız olmayacaksın.

Kerem, Birlikte çay içer miyiz? dedi çekingen bir heyecanla.

Ayşen gözleri parlayarak gülümsedi: Çay ve masal? Daha güzel ne olabilir ki?

Komşuluk koridorunda sessizce yürürken, küçük Artun ikisinin arasında sıçrayıp oyun yapıyor, arada arkalarına bakıyordusanki bir sihrin, bir buluşmanın en güzel anı sonsuza dek sürsün ister gibiydi.

Ve Ayşen artık biliyordu: Hayat bazen bir bilet, bazen bir dilek, bazen bir kediyle başlar ama en güzel masallar, el ele tutuşan iki kalp ve mırıldayan bir dostla tamamlanır.

Aralık kapıdan güneş ışığıyla karışık, yeni başlangıçların sesi yükseldi. Artun bir kez daha miyavladı, zaman bir anlığına durduve sonra, yepyeni bir hikâye başlamak üzere usulca akmaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Kedili Otobüs, Kayıp Bir Bilet ve Dilek Tutulan Bir Yıldız: Ankaralı Şoför Annenin Meraklı Komşusu, …