Şimdi sana başıma gelenleri anlatacağım, inan bana tam bir Türk filmi gibi… Yeni anne olmuşum, 33 yaşındayım ve boynumda boyunluk var çünkü kocam, Burak (34 yaşında), kırmızı ışıkta Instagrama bakmadan duramadı ve kaza yaptık. Şimdi de, iyileşmeye çalışırken bana para vermekle tehdit ediyor. Köşeye sıkıştım sandım, ta ki aileden biri duruma el atana kadar…
Altı aylık bir kızımız var, adını Defne koyduk. Bundan iki hafta önce, pediatrdan dönüyorduk. Defne ağlıyordu, ben de arka koltuğa yarım dönüp emziğini vermeye çalışıyordum. Burakın işi arabayı kullanmaktı ama telefonu bardaklıkta parlıyordu; gülerek reel izliyor, bir eliyle direksiyonu tutuyor, diğer eliyle mesaj yazıyordu.
Hatırladığım tek şey Burak, ışık değişiyor demek oldu. Sonra bir anda vücudum öne fırladı, kafam yana doğru çekildi. Kafamın arkasından omuzuma kadar bir acı yayıldı, bembeyaz ve yanıcı. Acile götürdüler, ciddi bir boyun travmam ve sinir sıkışmam varmış. Boyunluk takmam gerekti, şeyleri kaldırmam, iki büklüm olmamam yasaklandı, haftalarca belki aylarca böyle kalabilirim dediler.
Burakın çıkarı
Ben hep kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım, tam zamanlı bir işim vardı, birikimim de kendi cebimdeydi. Bir anda, başımı bile yıkayamıyor, bebeğimi kucağıma alamıyor, ayakkabılarımı çıkaramıyordum. İlk iki gün Burak idare etti ama surat asmadan da edemedi; bebek bezi değiştirmekten dırdır etti sürekli. Sonra doğum günü geldi çattı.
Normalde her şeyi ben ayarlarım. Bu yıl, bu halinde doğal olarak kutlama olmayacak diye düşünmüştüm. Ama Burak hiç oralı olmadı, eve gelip Cuma akşamı çocuklar bize geliyor, oyun gecesi yapacağız, onlara haber verdim, dedi bir güzel. Ben evde böyle halimle misafir ağırlamayacağım deyince, sanki arabasını ezmişim gibi ofladı.
Aynen şöyle dedi: Sen ilgilenmezsen, sana daha para vermem. Boş boş oturman için seni beslemiyorum. O söz var ya, kazadan daha çok acı verdi. Evliliğin başında altı ay evde kalmaya beraber karar vermiştik, ikimizin birikimiydi sözde, meğerse sadece onun parasıymış ve ben de ev arkadaşı tembeli olmuşum.
Acıdan aldığım dersi para ile ödedim
Bankadaki hesabıma ulaşamamaktan korktuğum için mecbur yaptım. Vaktinde annemden kalan küçük birikimimle, bir temizlikçi çağırdım, Yemeksepetinden 18.000 TLye kadar yiyecek içecek siparişi verdim. Acil durum diye tuttuğum parayla, kendi acımı önemsemeyip Burakın kutlamasını ödedim.
Cuma akşamı, ev pırıl pırıl oldu. Burak, işinin ustasıymış gibi kalçama şaplak attı Bak, çok mu zordu sanki? diye. Oyunlar, muhabbetler derken ben kanepede pozisyon değiştirirken gözyaşlarımı zor tuttum. Misafirlerine de O şimdi izinli, bebekle ohh keyif çatıyor dediğini duydum.
Beklenmedik misafir
Tam bu sırada kapı çaldı. Burak, sinsi sinsi pizza gelmiştir diyerek sinirli şekilde kapıya gitti ama donakaldı. Kapıda annesi, Sevim Hanım vardı. Sevim Hanım evi şöyle bir süzdü: bira şişeleri, benim minik paramla alınmış yiyecekler, ben boyunlukla, masada çocuk telsizi yanıp sönüyor…
Hiç beklemeden Hadi bakalım, benimle geliyorsun dedi Buraka, buz gibi bir sesle. Salondaki millet anında sustu. Sevim Hanım içeri girdi, çocuklara da döndü Gençler, akşamın tadını çıkarın. Oğlum burada kalmıyor artık dedi.
Burak tabii hemen Anne doğum günüm! diye mızmızlandı; Sevim Hanım oracıkta ayar verdi: Burası da benim paranla aldığın ev. Kendi yolların yüzünden sakat bıraktığın eşini tehdit ediyorsun ya, ya adam gibi koca olursun ya da tek yaşarsın. Bu gece bizim eve geliyorsun, otur düşün bakalım nasıl bir adam olacaksın.
Güvence geldiğinde
Burakın arkadaşları duman olup kayboldu tabii. Adam mutsuz mahzun boynunu büküp Sevim Hanımla birlikte gitti, arkalarına bile bakmadılar. Sevim Hanım geldi oturdu yanıma, koluma girip ağlamama izin verdi. İlk gün arayacaktın beni kızım, dedi elimi tutup. Bütün evi de tekrar temizledi, bana destek oldu, Yalnız değilsin dedi.
Şimdi Burak, annesinin evinde kalıyor. Arayıp arayıp ağlıyor, özürler diliyor, acımasız ve bencil olduğunu sonunda kabul etti. Evliliğimiz devam eder mi bilmiyorum; bildiğim tek şey kendime zaman, terapi ve beni eşim olarak görecek bir insana ihtiyaç duyduğum…
Karma kapıyı çaldığında, üzerinde Sevim Hanımın ev terliği vardı ve dedi ki: Senin yerin burası kızım, o gitsin.O anda hissettim: gerçek aile, aynı soyağacında olanlar değil, ihtiyacın olduğunda yanında duranlarmış. Hayatta bazen arabalar savrulur, boyunlarımız bükülür, kalbimizden inanç sarsılır ama şefkatli bir el ve güvenli bir sesle ayakta kalırız. Sevim Hanım Defneyi kucağına aldı, ben başımı ilk kez ağrısızca omzuna yasladım. Pencerenin dışı hâlâ karanlıktı ama içerde şefkatle parlayan bir ışık vardı.
Belki Burak değişir, belki her şey bitmiştir; artık kendim için güçlü olmaya kararlıyım. Hayat, başına gelenler değil, yanındakiler ve senin kendine kurduğun evle ilgiliymiş. Benim evim de o gece, acıdan, iyileşmeye; yalnızlıktan, şefkate taşındı. Ve Defnenin minik elleriyle sanki kaderi yeniden yazılıyordu: yeni bir başlangıç için bazen sadece bir anne yüreği ve biraz cesaret yeterliymiş.
Ben de orada, boyunluğumla, gözyaşıma karışan gülümsememle anladım: Asıl mucize, kendi evinde, kendi ailenin içinde yeniden doğmaktı.




