Hastane odası sıkıcı ve rahatsız ediciydi; duvarlar uzadıkça uzuyor, tavan alçalıp eğiliyordu sanki. Elif iki avucunu da kulaklarına kapattı; yan odadan gelen bebek ağlamasını işitmemek için. Aklında tek bir düşünce vardı: bir an önce buradan kaçmak ve her şeyi unutmak, o korkunç bir kabusmuş gibi gömüp gitmek
Elifçiğim, yavrum, bir bak bari ona! dedi yaşlı hemşire, Teyze Nermin. Tıpkı sana benziyor, sanki aynadan çıkmış gibi!
Hayır! Ne olur ısrar etmeyin! Vazgeçtim dedim, vazgeçtim! Başka ne istiyorsunuz benden? dedi genç kız, gözyaşlarını zor tutarak. Onu götürebilecek bir yerim yok! Anlıyor musunuz, ne demek istediğimi?!
Sakin ol! Bebeği korkutacaksın. Ne demek yerin yok? Sokakta mı yaşıyorsun? diye baktı Nermin Hanım. Annen, baban var mı?
Var. Yaşlı bir annem var. O bile yardıma muhtaç! Köye çocuğumla dönersem herkes bana güler.
Gülerlerse gülsünler! İnsanlar biraz gülünce ne olacak? dedi Nermin Teyze gülümseyerek. Dürüst olalım, millet kısa bir süre konuşur, sonra unutur. Ama sen sen ömür boyu pişmanlığı yaşarsın! Bıraktığını asla unutamazsın.
Elif yüzünü ellerine kapatıp ağlamaya başladı. Nermin Hanım bir adım kalmıştı, biliyordu, sadece biraz daha beklemeliydi
Bak, burnu tıpkı senin gibi: küçük, hafif kalkık. Gözleri de belli ki masmavi olacak, annesine çekmiş
Ama bezi bile yok elimde. Hem evime nasıl döneceğim, param yok ki! dedi Elif, teslim olmaya yaklaşırken.
Dert ettiğin şeye bak. Biz yardımcı oluruz. Sosyal yardımdan para da ayarlarız, kızına da çeyiz. Ben de seni otogara kadar bırakacağım. Peki, adını ne koyacaksın kızının?
Azra
Çok güzel. Tam ona göre bir isim! Al şimdi Azrayı, doyur onu. Ben de azdan sonra uğrarım.
Nermin Hanım derin bir nefes aldı, usulca uzattı bebeği annesine. Elif ürkekçe ama şefkatle kızını aldı kucağına. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bebeğini kendine sararken hayatta ne olursa olsun ondan asla ayrılmayacağını anladı.
Ne haber, oldu mu? diye sordu doktor koridordan. Vazgeçiyor mu?
Oldu! dedi hemşire, gözyaşlarını silerken gülümseyerek.
Peronda, Elif kendini hayali bir kabustan uyanmış gibi hissetti. Kucağında Azra, etrafına baka baka, kızını sanki kimseye kaptırmayacakmış gibi sımsıkı tutuyordu. Yanında Nermin Hanım vardı, sözünü tutmuş, onları uğurlamaya gelmişti.
Çok teşekkür ederim Kızımı bırakmak istememiştim demeye utanıyorum, dedi Elif utancıyla.
Durumun kolay olmadığını biliyorum. Ama zor günler geçer; kızın kaybolsa bir ömür boyu geçmezdi. Ben de bir hata yaptım zamanında Hâlâ bedelini ödüyorum, dedi Nermin Hanım kederle.
Ne hatası? şaşırdı Elif. Sizi hep mükemmel biri sanardım
Benim de bir zamanlar zor bir durumum oldu. Annem de, evim de yoktu. İstemediğim hamilelikten kurtulmak istedim. Doktorlar yardım etmeyince bir ebe buldum. Sonrası çocuklarım hiç olmadı.
Hiç mi çözüm yoktu? dedi Elif, nefesi kesilmiş gibi.
Yoktu, başını eğdi Nermin Hanım. Beyim de iyiydi ama öğrenince çekti gitti; bir daha kimse olmadı hayatımda Çocuklara yardım ediyorum yıllardır ama ömrümde kendi evladım kucağımda olmadı.
Çok üzüldüm O kadar yıl bebeklere bakıp hiç kendi çocuğunuzu sevemediniz Çok zor, dedi Elif.
Elifçiğim, Azra’na sahip çık. Ağır zamanlar gelirse, nerede bulacağımı biliyorsun.
İki kadın, öz anne-kız gibi sarıldı. Ardından tren geldi. Elif, pencerenin ardında uzun uzun el salladı Nermin Hanıma. İstasyon bomboştu, yaşlı kadın güçlükle gözyaşlarını siliyordu.
Yol çok uzundu, Elif bitkin düştü. Bir elinde Azra, bir elde doğumhaneden gelen çeyizle, nihayet köyde annesinin evine yaklaştı. Annem ne diyecek, nasıl karşılayacak? diye içi içini yiyordu.
Elif? Sen misin o? diye kapıdan bakan komşu oldu önce.
Benim, Teyze Şükran, annem evde mi?
Sen bilmiyorsun herhalde Altı ay oldu annen vefat etti, dedi kadın, başını sallayarak.
Belki de hayırlı oldu Vildan Hanım kötü günleri görmediği için! Senin kızın mı o? diyerek Azraya baktı.
Evet, benim! diye gururla başını dikti Elif.
Dizleri titreyerek avluya girdi. İçinden bağıra bağıra ağlamak geçiyordu. Ama kucağında Azra vardı, güçlü olması gerekiyordu. Üzülme yavrum, artık yalnız değiliz. Biz güçlüyüz, her şeyi başarırız! diye kızına fısıldadı.
***
On yıl geçti. Yılbaşı yaklaşıyordu. Elif mutfakta telaşla yemek yapıyor, Azra ise bahçedeki karlarla oynayan çocukları camdan izliyordu.
Anne, benim neden babaannem yok? Arkadaşlarım hep yılbaşında dedelerine, babaannelerine gidiyor Onlara hediye verirler, hep beklerlermiş, dedi Azra.
Ne yazık ki bizim babaannemiz çoktan vefat etti kızım. Seni hiç göremedi, dedi Elif hüzünle.
Peki ya diğer büyükanne? sordu Azra.
Hangi diğeri? diye Elif şaşırdı.
Herkesin iki tane olur ya! diye çocuk ısrar etti.
Aslında bizim de bir büyükanne sayılır! İster misin, ziyaretine gidelim, börek götürelim? Doğumhanede çalışan tatlı bir teyzemiz, dedi Elif gülümseyerek, Nermin Hanımı hatırlayarak.
Dediğini hemen yaptı. Ertesi sabah Elif ve Azra şehre gittiler. Doğumhaneye gidip Nermin Hanımı sordular.
O artık çalışmıyor! dedi nöbetçi hemşire. Emekli oldu, sağlığı elvermediği için.
Yazık oldu Ta köyden onu görmeye geldik. Adresini öğrenebilir miyiz? diye rica etti Elif.
Aslında kişisel bilgi vermek yasak. Nermin Hanımla ne akrabalığınız var? diye sordu kadın sıkıca.
Yeğeniyim, dedi Elif yalan söyleyerek. Yoksa adres vermezlerdi. En son ne zaman uğradığımı bile hatırlamıyorum. Not aldığım adres kaybolmuş Lütfen, çok ihtiyacımız var.
Ne olur, ona kocaman bir öpücük götüreceğim, ekledi Azra ciddi ciddi.
Peki, bir şeyler yapabilirim, dedi kadın.
On beş dakika sonra nöbetçi elinde bir kağıtla döndü. Adresi verip bol şans diledi, selamlarını iletmelerini istedi.
Çok sağ olun! Mutlaka ileteceğiz, dedi Elif sevinçle.
Bir taksi yakalayıp düştüler yola. Elifin kalbi pır pır ediyordu. Kocaman eski bir apartmanın üçüncü katına tırmandılar. “Ya geç kalmışsak” diye düşündü Elif.
Kapı hemen açıldı. Karşıda Nermin Hanım, hiç değişmemişti.
İyi akşamlar! dedi Elif gülümseyerek.
Yaşlı kadın genç kadına uzun uzun baktı, hatırlamaya çalışarak.
Elif? dedi fısıldar gibi.
Evet! Siz de hiç yaşlanmamışsınız! Burası Azra, hatırladınız mı?
Hatırlamaz olur muyum! güldü Nermin Hanım. Ne bekliyoruz hâlâ kapıda, girsenize kızlarım.
Yarım saat sonra masada çay içerek geçmişi anıyorlardı. Anlatacak çok şey vardı.
Koltukta Azra, kediyi mıncıklıyordu; televizyonda çizgi film açık.
Elifçiğim, siz de burada kalın. Ben yalnızım; siz de yalnızsınız Azrayı güzel okula yazdırırız, sen de iş bulursun, dedi Nermin Hanım.
Bilmiyorum Ya evim? Bırakmaya kıyamam. Belki siz bize taşınırsınız? Hayvan da alırız, ineğimiz olur, havası mis gibi Yazları dere, baharları papatya, burası şehir gibi değil diye Elif ikna etmeye çalıştı.
Deneyelim bari! Hep küçük bir bahçe hayal etmiştim; inek ise, ona hiç cesaretim yoktu! dedi gülerek Nermin Hanım. Gözleri parladı, yeniden umutla dolmuştu.
O zaman karar verildi, bize geliyoruz! diye Elif mutlulukla atıldı.
Nermin babaanne, artık hep birlikte mi olacağız? diyerek sarıldı Azra.
Tabii ki yavrum. Hep böyle harika bir torun istemiştim
Ertesi gün kadınlar bavullarıyla köy yolunu tuttular. Herkes mutlu, umutlarla doluydu. Elif artık yalnız değildi; yanında neredeyse anne gibi hissedeceği biri vardı. Nermin Hanım şehirden, boğucu apartmandan uzaklaşıp, bahçeyle, doğayla taptaze bir aileye kavuştuğu için inanılmaz mutluydu. Azra ise, en çok da, artık kendisinin de gerçek bir büyükanneye kavuşmasına seviniyorduKöy yolculuğu boyunca üçü de heyecanla yeni hayatlarını planladı. Araba yeşil tarlalardan, karlı yamaçlardan geçerken Nermin Hanım dışarıyı seyredip mutluluğun en saf halini yaşıyordu. Yolun sonuna geldiklerinde Elifin eski evinin ışıkları sanki onları bekler gibi yanıyordu. Azra kapıdan içeri zıplayarak girdi, Nermin Hanıma Burası senin odan! diye penceresi bahçeye bakan küçük odayı gösterdi. Yaşlı kadın, pencereyi açıp havayı içine çekti: Ah, tam hayal ettiğim gibi!
O akşam üçü birlikte sofrada oturdu; sobada kestane pişirdiler, kahkahalar havada uçuştu. Elif Nermin Hanımın ellerini tuttu; bunca yıl sonra eksik kalanlar, şimdi tamamlanıyordu. Bahçede Azranın ayak izleri karda bir çember çiziyordu; evin penceresinden üç kadın bir ailenin sıcaklığına sarılıyordu.
Birlikte olduklarında kimsenin yalnız kalmadığı bu evde, yeni başlangıçların ateşi hiç sönmedi. Dışarıda kar sessizce yağmaya devam ederken, içeride umut dolu gülüşler yankılandı. Ve herkes biliyordu; artık hiçbir fırtına, bu ailenin yüreğini üşütemezdi.




