– Biraz kendim için yaşamak ve doya doya uyumak istiyorum, diyerek çıktı evden koca Tam üç ay sürdü…

Biraz kendim için yaşamak ve dinlenmek istiyorum, dedi eşim kapıyı çekip çıkarken.

Tam üç ay İşte bu çılgınlık tam üç ay sürdü. Üç ay boyunca uyku nedir bilmedim; Oğlum Kerem ağladı da ağladı, apartman komşuları kapıya gelip vurdu. Üç ay boyunca Zeynep, gözleri kızarmış, elleri titreyerek tam bir zombi gibi dolaştı evin içinde.

Ve Baran, eve girip çıkan kara bulut gibi asık suratlıydı.

Düşünsene, işte dilenci gibi görünüyorum! dedi bir sabah aynada kendine bakarken. Gözümün altında torbalar dizime kadar iniyor.

Zeynep ise sessizce oğlunu besleyip, uyutmaya çalışıp, yine beslemeye devam etti. Bir kısır döngü. Baran ise tam yanında dolanıyor, ama destekten çok şikâyet ediyordu.

Bak, istersen annen gelse biraz baksın? dedi bir akşam duşunu alıp gevşemişken. Mis gibi rahatlamıştı. Akşam bir arkadaşın yazlığına gidip bir hafta kafa dinlesem mi diye düşünmedim değil.

Zeynep, biberonu elinde bir an donup kaldı.

Dinlenmem lazım, Zeynep. Gerçekten. deyip spor çantasına bir şeyler yerleştirmeye başladı Baran. Uzun zamandır doğru düzgün uyuyamıyorum.

Sanki kendisi uyuyabiliyor! Gözleri kapanacak gibi ama biraz kıpırdasa Kerem yine ağlamaya başlıyor. Hem de bu gece artık dördüncü defa.

Bana da zor, diye fısıldadı Zeynep.

Zor olduğunu biliyorum, diye elini kolunu salladı Baran, biricik gömleğini çantasına sıkıştırırken. Ama benim işim önemli, sorumluluk var. Bu halde nasıl müşterilere gözükeyim?

İşte o zaman bir şey oldu; Zeynep kendilerini dışarıdan gördü: kendisi yağlanmış sabahlık, dağılmış saçlar, kucağında ağlayan bebek. Baran ise çanta hazırlayıp kaçmaya çalışan biri.

Artık kendim için yaşamak istiyorum ve dinlenmeye ihtiyacım var, diye söylendi Baran, Zeynepe bile bakmadan.

Kapı çarptı.

Zeynep, ağlayan oğlu kucağında evin ortasında öylece durdu ve her şeyin dağıldığını hissetti.

Bir hafta geçti. Sonra bir hafta daha.

Baran, üç kez aradı nasıl olduğumuzu sordu. Sesi öyle uzaktandı ki, sanki uzak bir tanıdıklaydı konuşan.

Hafta sonu gelirim.

Gelmedi.

Yarın mutlaka oradayım.

Yine yoktu.

Zeynep Keremi sallayıp o sustuğunda bezini değiştiriyor, mama hazırlıyor. Uyku ise, beslemeler arası yarım saatlik moladan ibaret.

Senin her şey yolunda mı? diye sordu bir arkadaşı.

Harika, diye yalan söyledi Zeynep.

Neden yalan söylüyor ki? Utanıyor tabii. Eşinin terk ettiğinden, yalnız başına bebek büyüttüğünden.

Daha kötü ne olabilir ki? Ama esas olay markette çıktı; Baranın iş arkadaşı Elifi gördü.

Nerede ki Baran? diye sordu Elif.

Çok çalışıyor.

Anlaşıldı. Erkekler hep aynı işte çocuk doğunca hemen işte takılıyorlar. Elif yaklaştı: Baranın iş seyahatleri sık mı oluyor?

Ne gibi seyahatler?

Geçen hafta İzmire seminer var diye gitti. Fotoğrafları gösterdi.

İzmir mi? Ne zaman oldu bu?

Zeynep hatırladı; geçen hafta Baran üç gün hiç aramamıştı. Meşguldüm, demişti.

Yalan. İzmirde gezmiş.

Baran, cumartesi günü geldi. Elinde bir buket çiçek.

Kusura bakma, işler yoğundu.

İzmire gittin mi?

Elinde buketle dondu.

Kim dedi?

Kim dediği önemli değil, önemli olan neden yalan söylüyorsun?

Yalan söylemedim. Sadece yanında olmadan gittiğim için üzülmeni istemedim.

Yalnız mı gidecekmiş? Zeynep kucağında bebekle zaten kalan yere adımını atamazdı.

Baran, yardıma ihtiyacım var. Anlıyor musun? Haftalardır uyumuyorum.

Bir bakıcı tutalım.

Neyle? Para vermiyorsun ki.

Ama kira ödüyorum, faturaları da ben yatırıyorum.

Peki ya yemek? Bez? İlaç?

Sustu. Sonra:

Belki sen işe başlasan? Yarım gün bile olur. Evde oturmaktan ne çıkar ki. O zaman bakıcı tutarız.

Evde oturmak, güya tatil!…

Zeynep Keremi kucağına aldı, Barana baktı ve o an anladı: Bu adam onu hiç sevmemiş.

Hiç.

Asla sevmemiş.

Git.

Ne demek git?

Çık dışarı. Dönme, kendi kararını verene kadar: aileni mi önemsiyorsun, yoksa özgürlüğünü mü?

Baran anahtarları aldı, gitti. İki gün yok oldu. Sonra mesaj attı: Düşünüyorum.

Ama Zeynep o süre boyunca yine uyuyamadı. Ve düşündü de

Düşünün ki, aylar sonra ilk kez düşüncelerinizle baş başa kaldınız.

Annesi aradı:

Zeynep, nasılsınız? Baran evde mi?

İş seyahatinde.

Yine yalan.

Geleyim mi yardımcı olayım?

Hallederim.

Ama o kadar değilmiş. Anne kendiliğinden geldi.

Neler oluyor burada? dedi etrafına bakınıp. Aman Allahım, Zeynep kendine bak!

Zeynep aynada kendisine baktı. Haline şaştı.

Baran nerede?

Çalışıyor.

Akşam sekizde mi?

Sessiz kaldı.

Bir şeyler oluyor değil mi?

Ve o anda Zeynep dayanamadı, çocuk gibi ağlamaya başladı; sesli, çaresizce.

Gitti. Kendisiyle yaşamak istediğini söyledi.

Anne sustu. Sonra dedi ki:

Tam bir alçak. Hem de ne alçak.

Zeynep şaştı. Annesi hiç böyle konuşmazdı.

Ben hep Baranın zayıf biri olduğunu düşündüm. Ama bu kadarı da fazlaymış.

Anne, belki de ben de suçlu muyum? Belki onun halini anlamalıydım.

Zeynep, sana zor değil mi bu?

O kadar sade bir soruydu ki, Zeynep anladı: Hep Baranı düşünmüş. Onun yorgunluğunu, rahatlığını

Ama kendi hakkında hiçbir şey.

Ne yapacağım peki?

Yaşayacaksın. Onsuz. Böyle bir adamdan bin kat iyidir, yalnız olmak.

Baran, cumartesi günü döndü. Tatilden yanağı yanmış, herhalde hep yazlıkta düşünmüş.

Konuşalım mı?

Evet.

Mutfak masasına oturdular:

Bak Zeynep, senin için de zor biliyorum. Ama bana da kolay değil. Bir anlaşalım, olur mu? Parayla yardımcı olacağım, arada uğrayacağım. Bir müddet ayrı yaşayayım.

Ne kadar?

Ne kadar ne?

Para. Ne kadar?

On bin lira falan.

On bin lira: çocuğa, yemeğe, ilaca.

Baran, defol!

Ne?!

Ne duydun işte! Bir daha da gelme.

Ben ciddi şekilde yardımcı oluyorum!

Yardım? Özgürlük istedin, peki benim özgürlüğüm?

Ve Baran öyle bir laf etti ki, her şey netleşti:

Senin ne özgürlüğün olacak? Sen annesin!

Zeynep baktı: İşte Baranın gerçek yüzü; sorumluluk hiç yok, anneliği bir mahkûmiyet sanıyor.

Yarın nafaka için dava açacağım. Maaşının dörtte biri. Kanunen.

İzin veremezsin!

Veririm.

Baran kapıyı çarptı gitti. Zeynep, ilk defa göğsünün hafiflediğini fark etti.

Kerem ağladı. Ama artık biliyordu; baş edecek.

Bir yıl geçti.

Baran iki kez geri dönmek istedi.

Zeynep, tekrar deneyelim mi?

Geç kaldın.

Baran, Zeynepin huysuz olduğunu söylüyordu. Ama kimse inanmıyordu.

Zeynep bir bakıcıyla anlaştı, hastanede hemşire olarak başladı.

Orada, doktor Cengizle tanıştı.

Çocuğun var mı?

Oğlum var.

Babası nerede?

Kendi hayatını yaşıyor.

Tanıştırdı. Cengiz, Kereme oyuncak araba getirdi. Beraber oynadılar, güldüler.

Sonra sık sık hep birlikte parkta dolaştılar.

Baran duydu. Aradı:

Çocuk bir yaşında daha, sen başkalarıyla geziyorsun!

Ne istiyordun? Seni beklememi mi?

Ama annesin!

Evet, anneyim. Sonra?

Baran bir daha aramadı.

Cengiz bambaşkaydı. Kerem hastalanınca hemen geldi. Zeynep bitkin düştüğünde yazlığına götürdü.

Şimdi Kerem iki yaşında. Cengize dayı diyor. Baranı hatırlamıyor.

Baran evlendi. Nafaka ödüyor.

Zeynep öfkeli değil.

O da artık biraz kendisi için yaşıyor. Ve bu harika.

Rate article
Lifequest
– Biraz kendim için yaşamak ve doya doya uyumak istiyorum, diyerek çıktı evden koca Tam üç ay sürdü…