On İki Yıl Sonra Gelen Mucize: Anne Olma Umudunu Yeniden Kazanan Viktorya, Çocuk Yuvasında Karşılaşt…

GÜNLERCE BEKLENEN MUTLULUK

Bugün, Zeynepin hayatındaki en mutlu gündü. Yüzü parlıyordu! Kolay değil, on iki yıldır anne olamamış, içindeki özlem hiç dinmemişti. Bugün ise doktorun verdiği haberle tarifsiz bir sevinç yaşadı: Zeynep hamileydi. Bir kadın için bundan daha güzel bir haber olabilir mi? Bunu annelik sevincini yaşamış her kadın bilir.

Zeynep adeta bulutların üzerinde yürüyordu. Dakikada bir karnına dokunuyor, yüzünde kocaman bir tebessümle iki buçuk aylık bebeğiyle konuşuyordu.

Zeynep ve eşi Mehmet, üniversite yıllarında tanışmışlardı. Aynı üniversitede okudular, birlikte mezun oldular. Diplomalarını aldıktan üç ay sonra nikâh masasına oturdular. İlk başta her şey yolundaydı; birbirlerine duydukları sevgiyle mutluluk dolu bir yuva kurdular. Fakat altı ay kadar sonra Zeynep endişelenmeye başladı. Mehmet elinden geldiğince onu sakinleştiriyor, Daha vakit var, nasipte varsa çocuk da olur, diyordu.

İki yıl daha geçti, Zeynepin umudu tükenmeye başladı. Doktora gitti, hiçbir ciddi sorun çıkmadı. Mehmet anlayışlı davranıyor, birlikte yürüyüşlere çıkıyor, ona sevgiyle yaklaşmaya devam ediyordu. Ama Zeynepin içindeki keder her geçen gün büyüyordu. Böylece on iki yıl geçti, tam anlamıyla aile olabilmenin sevincini bir türlü tadamıyordu.

Bir Temmuz günü, hava sıcakken, Mehmet işteyken Zeynep yalnız başına yürüyüşe çıkmaya karar verdi. Dalgın dalgın yavaş adımlarla ilerliyor, etrafındaki güzellikleri hiç fark etmiyordu; başı eğik, düşüncelerine gömülmüştü.

Tam o sırada Yakınından bir ses duydu:
Acaba sen benim annem olabilir misin?

Zeynep şaşkınlıkla durdu, kalbi sanki yerinden fırlayacak gibi oldu. Başını kaldırınca karşısında üç yaşlarında küçük bir erkek çocuğu gördü. Çocuk, demir parmaklıkların arkasında elleriyle tutunmuş, dikkatle ona bakıyordu.

Zeynep ne olduğunu anlamaya çalışarak orada donakaldı. Kendini toparlayınca yavaşça çocuğa yaklaştı. Burası bir çocuk yuvasıydı; uzakta diğer çocukların oynadığını görebiliyordu.

Zeynep, karşısındaki sevimli oğlanı seyrediyor ama bir anda ne söyleyeceğini bulamıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor, bunun kaderinin dönüm noktası olabileceğini hissediyordu. Bir süre ona dikkatlice baktıktan sonra sordu:
Anneni hatırlıyor musun? Nasıl biri?
Hayır, ben hiç görmedim. O yüzden burada, yolun kenarında bekliyorum. Beni görünce mutlaka tanır.
Evet, doğru. dedi Zeynep, kalbinin içinde doğan umuda seviniyordu.
Adın ne senin?
Benim adım Kaan.

Zeynep bir anda kararlı davrandı. Artık hiç şüphesi yoktu; bu çocuğu evlat edinmek için elinden geleni yapacaktı. Belki de kaderi onu bu kapıya getirmişti.

Benim de yıllar önce bir oğlum olmuştu fakat kaybettim, dedi nazikçe. Onun adı da Kaandı, hâlâ onu arıyorum. Belki de sensin?
Oğlan birden sevindi ve gülerek bağırdı:
Evet, evet! Sen benim annemsin! Tanıdım seni! Annem sensin!

Minik elleri demirlerin arasına uzandı, Zeynep de kendi ellerini uzatıp onu sımsıkı sardı.
Şimdi hemen müdüre gidip, birbirimizi bulduğumuzu söyleyeceğiz! Seni eve götüreceğim.
Yaşasın! diye bağırdı Kaan.

Zeynep mutluluk içinde Kaanla birlikte çocuk yuvasının kapısından geçti.
Nihayet Kaancıkın annesi geldi! dedi bakıcı kadın, ikisinin sevincini paylaşarak.

Belgeler, komisyonlar ve bitmek bilmeyen bekleyişler Zeynep için hepsi bir rüya gibi geçti. Ama Kaan, annesinin kendisini bulduğuna inanmıştı. Aynı dönemde, Zeynep eşini de yeni aile üyesi için hazırladı. Çocuk odasını beraber düzenlediler, gerekli eşya ve oyuncakları aldılar. Mehmet, yıllardır ilk kez Zeynepin gözlerinde böyle bir mutluluk görünce evlat edinmeye hiç karşı çıkmadı.

Ve o büyük gün geldi! Artık Kaan onların oğluydu. El ele eve dönerken hepsi sevinçten ışık saçıyordu. Ev bambaşka bir yer oldu; on iki yıl süren sessizliği Kaanın cıvıl cıvıl sesi ve küçük ayaklarının koşturması bozdu, Baba bak! diye bağırıyordu. Zeynep yeniden doğmuş gibiydi; içindeki birikmiş sevgiyi Kaana adadı. Mehmet ise Kaana en iyi baba oldu.

Zaman geçti, Kaan büyüdü ve anne babasını mutlu etti. Bir sabah Zeynep kendini kötü hissetti. Mehmet endişelendi ve birlikte doktora gittiler. Orada alınan haber inanılmazdı: Zeynep hamileydi! O anı tarif etmek mümkün değildi; kelimeler yetersiz kalıyordu.

Aile, yeni bebeği sabırsızlıkla bekledi. Nihayet o an geldi, sağlıklı bir kızları oldu; adını Elif koydular. Böylece aile tamamlandı.

Zeynep şuna inanıyordu: Elifin dünyaya gelişinin mucizesi, bir gün yoldan geçerken, demir parmaklıkların ardındaki Kaana kayıtsız kalmamış olmasıydı. İyilik daima karşılığını bulur. Mutluluk öyle planla gelmez; kalbini koşulsuz sevgiye açarsan bir gün ansızın gelir.

Bugün geçmişe bakınca şunu öğrendim: Hayatta bazen en büyük mutluluk, hiç ummadığın anda ve hiç beklemedik bir şekilde gelir. Önemli olan, karşılaştığın iyiliğe ve sevgiye kapını ve kalbini açabilmektir.

Rate article
Lifequest
On İki Yıl Sonra Gelen Mucize: Anne Olma Umudunu Yeniden Kazanan Viktorya, Çocuk Yuvasında Karşılaşt…