Gülya’nın Hikayesi: Yıllar Sonra Aradığı Mutluluğu Kendi Kasabasında Buldu – Evli Bir Adamın Sevgili…

Gülşah uzun yıllar boyunca hayatında aradığı mutluluğu bulamamıştı. Otuz yaşına kadar bekar kaldıktan sonra nihayet bir ilişkiye başlama kararı aldı. İlk zamanlar Kadirin evli olduğunu bilmiyordu. Zamanla Kadir artık bu gerçeği saklamadı; çünkü Gülşah ona bağlanmış, hatta âşık olmuştu. Gülşah ise bu ilişkiye devam etmekle kendisine kızıyor, bir yandan da zamanını boşa harcadığını düşünüyor, hep eksik hissediyordu.

Oysa dışarıdan bakıldığında Gülşah fena sayılmazdı; güzel sayılmazdı belki ama güler yüzlü ve sevimliydi. Biraz topluca olması ona olduğundan büyük gösteriyordu. Gülşahın Kadirle ilişkisi çıkmaz sokağa gitmişti. Sevgilisiyle olan bu durumdan çıkmak istiyor fakat ondan da ayrılmaya cesaret edemiyordu. En çok da yalnız kalmaktan korkuyordu.

Böyle kararsız ve üzgün bir dönemde, Ankarada yaşayan kuzeni Mehmet çıkageldi. Şehirde işi vardı, vakti de fırsatı da denk gelmişti. Uzun zamandır görüşmedikleri için Gülşaha uğradı. Mutfakta beraber yemek yiyip eskisi gibi içten sohbet ettiler. Gülşah, içini kuzenine döktü, yaşadıklarını samimiyetle anlattı, sonunda gözyaşlarını da tutamadı.

Tam bu sırada, üst kat komşusu Hatice abla geldi; yeni aldığı eşyaları göstermek için Gülşahı çağırdı. Gülşah, kuzenini evde bırakıp komşusuna uğradı. O da evde yalnız bırakınca, tam bu sırada kapı çaldı. Mehmet kapıyı açtı, gelenin Gülşah olduğunu sandı, zira kapı kilitli değildi.

Kapı önünde Kadir belirdi. Mehmet, gördüğü adamın kuzeninin sevgilisi olduğunu hemen anlamıştı. Kadir, karşısında rahat giyimli, iri yapılı, sandviçini yiyen bir adamı görünce şaşırıp donakaldı.

Gülşah evde mi? diye sordu Kadir.

Banyoda, dedi Mehmet, hiç düşünmeden.

Affedersiniz, siz kimsiniz? dedi Kadir, toparlanamadan.

Kocasıyım ben, hem de resmen! Siz neden sordunuz? deyip, Kadirin yakasına yapıştı Mehmet. Yahu, yoksa Gülşahın bahsettiği evli adam sen misin? Bak kardeşim, bir daha burada görmeyeyim seni. Anladın mı? Yoksa kendini apartman merdivenlerinden toplarsın!

Kadir, kendini Mehmetin elinden kurtarıp apar topar gitti.

Bir süre sonra Gülşah döndü. Mehmet olan biteni anlattı.

Ne yaptın, senin yüzünden geri gelmeyecek artık! dedi Gülşah, ağlayarak. O benim tek dayanağımdı.

Sakinleşmesini isteyen Mehmet ise, Boşver, gelmesin daha iyi. Bak, sana köyümüzde çok iyi birini tanıştıracağım. Kısa süre önce eşini kaybetmiş bir adam var. Tertemiz biri. Köyde herkes peşinde ama kimseyi yanına yaklaştırmıyor. Dilersen seni onunla tanıştırabilirim. Annemin doğum günü de yaklaşıyor, birlikte köye gideriz, dedi.

Olmaz, nasıl giderim tanımadığım birinin yanına! Hem çok utanırım, dedi Gülşah.

Utanacak bir şey yok. Yabancı birinin kocası olmak ayıp da, evlenmemiş biriyle tanışmak mı ayıp? Hadi, annem de ısrar ediyor. Hem sana çok iyi gelir, diye ısrar etti Mehmet.

Birkaç gün sonra beraber köye gittiler. Mehmetin eşi Zehra, bahçede masa kurmuştu. Komşular, akrabalar ve köyde dul kalan Erdal da vardı. Köylüler Gülşahı önceden tanırdı fakat Erdalla ilk defa karşılaşıyordu.

Akşamki samimi ortamdan sonra Gülşah eve döndü. Herkesin hoşuna gitmişti, fakat Erdal daha sessiz, içine kapanıktı. Hâlâ eşinin acısını yaşıyor sanırım, çok duygulu belli ki diye düşündü Gülşah.

Bir hafta sonra, pazar günü kapı zili çaldı. Beklemediği bir anda kapıyı açınca karşısında Erdalı elinde bir poşetle görünce şaşkın kaldı.

Gülşah, selam. Pazar alışverişi için Ankaraya gelmiştim. Hazır buradayken sana uğramak istedim, dedi Erdal, utangaçça cümlesini toparlayarak.

Gülşah onu içeri davet etti. Masaya oturup birlikte çay içtiler, havadan sudan piyasadan konuştular. Sohbet bitip uğurlamaya hazırlanırken Erdal bir demet lale çıkardı poşetten.

Bunları da sizin için aldım, deyince Gülşahın gözleri parladı. Teşekkür edip çiçekleri aldı. Erdal vedalaşırken kapıda birden döndü:

Açıkçası söylemeden gidemezdim. Bir haftadır yalnızca sizi düşünüyorum. Ankaradaki adresinizi Mehmetten aldım, inanın gelmeyi zor bekledim, dedi.

Gülşah yanakları kızararak başını eğdi.

Biz daha birbirimizi pek tanımıyoruz ki, dedi kısık sesle.

Olsun, önemli olan siz bana karşı yabancılık hissediyor musunuz? Ayrıca bir kızım var, sekiz yaşında. Şu an anneannesinde, diye devam etti Erdal gergin bir şekilde, elleri hafifçe titreyerek.

Kız evlat çok güzel bir şey, her zaman istemişimdir, dedi Gülşah, gözlerinde umutla.

Bunun üzerine Erdal, cesaret bulup Gülşahın ellerini tuttu ve onu kendine çekip öptü. İkisinin de gözlerinde mutluluğun ve rahatlamanın izleri vardı.

Ben sana rahatsızlık veriyor muyum? diye endişelendi, Erdal.

Hayır, hiç beklemiyordum böyle bir şey; güzel de oldu, huzurlu da, dedi Gülşah hafif bir tebessümle. Kimsenin hakkını çalmıyorum, kimseye ayıp etmiyorum.

O günden sonra, her haftasonu buluşmaya başladılar. İki ay sonra Gülşah ve Erdal nikâh kıydılar ve köyde yaşamaya başladılar. Gülşah, köydeki anaokulunda işe başladı ve bir yıl sonunda bir kızları daha oldu. Evde şimdi iki küçük kız kardeş büyüyordu; herkesin sevgisi, ilgisi üzerindeydi. Erdal ve Gülşah ise, zaman geçtikçe daha gençleşiyor, aralarındaki sevgi tıpkı yıllanmış şarap gibi kuvvetleniyordu.

Her bayram, her sofrada Mehmet gülerek Gülşaha bakıp takılırdı:

Söyle bakalım Gülşah, sana nasıl bir eş buldum! Hem güzelleştin, hem de hayatın yolunda. Bak kardeşini dinledin, yanlış yapmadın!

Hayat Gülşaha şunu öğretti: Bir insanın kalbinin huzurunu ve sevgiyi, geç de olsa bulmak mümkündür. Yeter ki yanlış yerlerde ısrar etme, hayatın getirdiği yeni kapıları korkmadan arala. Gerçek mutluluğun, kaybolan yılların ardından da gelse, yaşanacak çok güzel günleri olduğunu asla unutma.

Rate article
Lifequest
Gülya’nın Hikayesi: Yıllar Sonra Aradığı Mutluluğu Kendi Kasabasında Buldu – Evli Bir Adamın Sevgili…