Bana hayatı öğretmeyin

Zeynep, bırak beni! Onlarla daha fazla yaşayamam. Burası ev değil, adeta bir hapishane! diye hıçkırarak ağlıyordu küçük kız kardeşi, kapının eşiğinde.
Sedef, gelinliğinden kaçmış bir genç kız gibiydi. Rimeli yanaklarına akmıştı, dudakları titriyordu… Elinde büyük tekerlekli bir bavulun sapı vardı.
Dur hele, dedi Zeynep uykulu bir şekilde ve yana çekildi. Ne oldu, anlat bakalım?
Bana hayat hakkı tanımıyorlar, Zeynep! Bizde olanları hayal bile edemezsin. Dün saat dokuz yerine onda geldim diye babam tam bir sorguya çekti, burnunu üzerime dayayıp kokladı resmen! Annem hâlâ kapı çalmayı öğrenmedi; ben üstümü değiştirirken, arkadaşlarımla sohbet ederken dalıyor, hiç kişisel alan bırakmıyor!
Sedef öfkeyle konuştu, neredeyse nefessiz kaldı. Şikayetleri gerçekten ciddiydi; yirmi yaşında sürekli kontrol altında olmak gerçek bir çile olurdu. Kim ister ki anne ve babası cebini karıştırsın, odana izinsiz girsin ve attığın her adımı sorgulasın?
Oraya gitme, bunu yeme, onunla arkadaş olma! diye devam etti Sedef. Ben çocuk değilim, büyüdüm artık. İstediğim gibi yaşama hakkım var, onların istediği gibi değil. Bugün sınav için arkadaşımda kalacağımı söyledim, babam Evde çalış, dışarıda kalma dedi. Normal mi bu? Sanki ilkokuldayım!
Zeynep sabırla dinledi, bir süre Sedefe acıdı. Aileleri biraz eski kafalı ve kontrolcüydü, bunu kabul etmek gerek.
Zeynep de bu yüzden gençken isyan etmişti. Ona da babası gece yarısı camda bekler, annesi Şapkanı giydin mi? diye kontrol ederdi. Ama Zeynep çözümü kendi bulmuştu.
Açıköğretime geçiyorum, demişti yedi yıl önce. Ve taşınıyorum.
Nereye? Neyle geçineceksin? diye şaşırmıştı annesi.
Arkadaşım güzellik salonunda çalışıyor, yöneticilik lazım. Üç arkadaş ortak bir oda kiralayacağız. Başarırız. Ya başaramazsam, geri dönerim.
Zeynep başardı. Kolay olmadı; ilk altı ay sadece sade bulgur yedi, göçük bir kanepede uyudu ama kimse Ne zaman yatacaksın? diye karışmadı. Ailesi yardım etmek istedi, erzak getirmek istedi ama Zeynep gururla reddetti.
Her şey yolunda. Kendim hallediyorum, derdi hep.
Sonra ona anneannesinin iki odalı evi verildi. Bu sadece bir hediye değil, aynı zamanda sorumluluk ve özgürlüğünün kanıtıydı.
Sedefin durumu farklıydı.
İki yıl önce diğer babaannesi vefat etti. İki odalı dairesi Sedefe kaldı. Sedef o zaman daha yeni on sekiz olmuştu.
Tamam! dedi Sedef, mirası alır almaz. Artık tek başıma yaşayabilirim. Kendi evim var!
Anne babası birbirine şaşkın bakışlar attı.
Peki diyelim, dedi babası. O evin kış aylarında faturan en az altı bin lira, tasarruf etsen de. Yiyecek… Ne yersen, ortalama on bin lira. Ulaşım, giyim, kozmetik, internet… Kısacası ayrı yaşaman ve özel üniversiteye devam etmen için en az kırk bin lira ayda lazım. Peki o parayı nereden bulacaksın?
Sedef şaşkınlıkla gözlerini kırptı. Dünya için zaten iyilik yaptığını, ailesinin desteğiyle okuduğunu düşünüyordu.
Bütün konuşma burada bitti. Sedef de bu duruma çok karşı çıkmadı, taşınmaya acele etmiyordu. Ama başka bir şey rahatsız etti: Anne babası daireyi kiraya verdi ve parayı Sedefin masraflarına, yani okulu, faturaları, yiyecek ve kıyafete harcadı. Arada harçlık verdi ama Sedef memnun değildi. Hem evde yaşamak hem bir şey yapmamak istiyordu.
Bunları hatırlayan Zeynep, şimdi kardeşinin üstüne dikkatlice baktı: yeni bir ceket, deri botlar, pahalı bir çanta… Sedef tam bir mağdur gibi değil, pamuk üstünde yatan bir prenses gibiydi.
Arabanın anahtarını da aldılar, dedi Sedef, gözlerini sildi. Derslerini toparlamadan arabaya binmek yok, otobüse binerim dediler. Düşünsene, otobüs! Yarım saatten fazla beklettiriyor!
Korkunçmuş, dedi Zeynep soğuk bir tonda, Sedefin bavulunu içeri sürüklemesini izlerken. Peki şimdi ne yapacaksın?
Zeynepin merhameti hızla kayboluyordu.
Sende kalacağım biraz. Onlar özür dileyene veya sakinleşene kadar. Senin iki odalı evin var, yerin bol. Rahatsız etmem, söz veriyorum. Sessizce ders çalışırım.
Zeynep içini çekti. Sedefe laf etmeyi istemiyordu ama bir şeyler tuhaf geliyordu.
Sedef, dedi ciddi bir şekilde. Gerçekten özgür olmak istiyorsun yani? Kontrol yok, sorular yok, eve giriş saati yok?
Tabi! dedi Sedef iştahla. Evde ne zaman olacağımı ve ne giyeceğimi kendim seçmek istiyorum.
Güzel. Peki neden kendi başına bir ev tutmadın, ya da yurtta bir oda?
Sedefin gözleri boşlukta kaldı, soruyu anlamamış gibi.
Nasıl yani? Param yok ki. Ben öğrenciyim.
İşte bu! Sen örgün öğrenci olarak aileden destek alıyorsun. Onların yemeğiyle besleniyor, aldıkları kıyafeti giyiyor, babanın doldurduğu arabaya biniyorsun, parmaklarını saydı Zeynep. Özgürlük pahalıdır, Sedef. Ben senin yaşında hem okudum hem çalıştım. Sen ise hem balık hem pasta istiyorsun, ama çaba sarf etmeden.
Yani Beni kabul etmeyecek misin?
Zeynep içini çekti. Bu tartışmadan hoşlanmıyordu ama mecburdu.
Önce annemi arayacağım, dedi. Her şeyi bir de annemden dinlemek istiyorum.
Sedef duraksadı ama engelleyemedi.
Gece geçti ama annesi hala uyanıktı. Konuşma duygusal ve ağır geçti, bir noktada Zeynep sesli aramaya aldı. Ortaya çıktı ki, Sedefin sadece bir iki dersi kalmamış, atılma riski bile vardı. Bu yüzden arabadan ve etkinliklerden mahrum kalmıştı.
Öğretmenler bana kasıtlı davranıyor. Kızları sevmiyorlar! diye savundu Sedef, yanakları kızarmış şekilde.
Ama diğerleri niye derslerini geçti? dedi babası. En zeki olduğunu mu sandın? Ablana sığınarak tembelliğe devam mı edecektin?
Babam haklı, dedi Zeynep, Sedefe bakarak. Ben borçlu öğrenci saklamıyorum. Sana bakıcı olmak istemiyorum.
Sedef kızgınca bakış attı.
Öyle mi! Hepiniz bana karşısınız! Tamam o zaman! Kendi dairemde yaşarım, kiracıları gönderin! Kimse bana karışamaz!
Önce sessizlik oldu. Sedef, bu çıkışıyla ailesini köşeye sıkıştırdığını sanıyordu.
Tamam, dedi annesi sakinlikle. Sorun yok.
Sedef sandalyede zıpladı.
Gerçekten mi? Hemen mi?
Hemen değil, sözleşmeye göre iki hafta içinde çıkacaklar, dedi babası. Sen bu arada bizde kalır, derslerini bitirirsin. Ama, Sedef… Biliyorsun, artık bağımsız yaşayacaksın.
Evet… dedi Sedef temkinli.
Kiradan artık para olmayacağı için, babası durdu, bu bilgi kafasında yer etsin diye. Kendi eğitim, fatura, yiyecek, giyim ve tüm masraflarını kendin ödeyeceksin. Hiç destek vermeyeceğiz. Artık yetişkinsin, öyleyse kendi başına yaşa.
Sedefin yüzü uzadı, şaşırdı. Ailesi tartışmaktan kaçınacak, ona yardım edecek sanıyordu.
Ama… ben öğrenciyim! Çalışamam ki, örgün!
Ablan da öyleydi, hatırlattı annesi. Açıköğretime geçti, çalışmaya başladı. Seçim senin, kızım. Bağımsız yaşamak istiyorsan, masraflar sende. Ya da bizimle, kurallarla yaşarsın ve biz destek oluruz. Ortası yok.
Sedef, Zeynepe bakıp destek aradı ama sadece alaylı bir bakış buldu.
Eee kardeş? dedi Zeynep gülümseyerek. Yetişkin hayatına hoş geldin. Balığın kılçıklıymış, değil mi?
Altı ay geçti. Kardeşle iletişim Nasıl, iyi misin? ve Her şey yolundadan ibaret kaldı. Zeynep, Sedefin ailesinden ayrıldığını biliyordu, ama daha fazlasına karışmıyordu. Yoksa yeniden acıyı paylaşma ve sırtına binme çabası olacaktı.
Bir gün Zeynep, yağmurdan kaçarken merkezi parkın yanındaki kahveciye girdi. Tezgahın arkasında Sedef vardı.
Orta boy şekersiz cappuccino istemiştiniz, değil mi? yorgun ama nazikçe sordu küçük kardeşi.
Artık bambaşka görünüyordu. Kirpik ekleri yoktu, taşlı manikürü gitmişti. Tırnakları kısacık; hijyen gereği, başka çaresi yok. Marka sweatshirt yerine kahveciye ait yeşil önlük ve isim kartı vardı. Gözlerinin altında kapatıcı bile gizleyemediği morluklar oluşmuştu.
Merhaba, dedi Zeynep gülümseyerek; içinde acıma ve saygı karışık bir his vardı. Evet. Taze varsa kruvasan da alırım.
Sedef, gülümsemeden başını salladı ve işe koyuldu.
Taze, sabah geldi.
Her şeyi hızlı ve dikkatlice yapıyordu; kimseye bekleyin deme lüksü yoktu artık.
Derslerin nasıl? dedi Zeynep, Sedef sütü çırparken.
Kapatabildim, dedi Sedef kısa bir şekilde. Açıköğretime geçtim, daha kolay. Bu arada annem aradı, yiyecek göndereyim dedi. Gerek yok dedim, ben hallederim.
Zeynep şaşırarak kaşlarını kaldırdı.
Ne zaman böyle gururlu oldun?
Gurur değil, akıllılık. Yiyecek alsam, tekrar neden yerler silinmedi, neden raflar tozlu diye başlarlar. Hiç uğraşamam. Suya bulgur yerim, ama kimse başımda dır dır etmez.
Zeynep güldü. Sedef fincanı masaya koydu.
Üç yüz elli lira tutuyor.
Zeynep kartını okuttu, cihazdan ses geldi.
Zor mu? dedi Zeynep sessizce.
Sedef bir an durdu. Gözlerinde yarı çocukça, altı ay önce bavulla gelen o naiflik parladı. Ama hemen kendini toparladı.
Normal. Kimse öğüt vermiyor artık. Arabayı sattım bu arada. Metro daha hızlı. Hem ucuz.
Tebrik ederim, Sedef. Gerçekten.
Sedef buruk gülümsedi.
Sağ ol. Bazen burada uyuyakalıyorum yalnız. Hadi, git; yoksa fazla sohbetten ceza gelir.
Zeynep pencere kenarında oturdu. Sedefin tezgahı özenle silmesini izledi.
Kardeşi istemediği kontrolsüz yetişkin hayatını sonunda aldı. Kötü değildi; ama balık bazen kılçıklı olur, o yüzden her lokmayı dikkatli çiğnemek lazım.
Zeynep kahvesini bitirdi, cüzdanından bin liralık banknot çıkardı, peçetenin altına koydu; sonra tabakları tezgaha götürdü ve sessizce ayrıldı.
Bu, yoksul akrabaya yapılmış bir sadaka değildi. İyi bir baristaya bahşişti; çünkü artık Sedef, hayallerle gerçekler arasında denge kurmayı öğrenmişti.
Gerçek özgürlük, sorumlulukla beraber gelir. Hayata kendi başına atılırken, kılçıklarına da hazır olman gerekir.

Rate article
Lifequest
Bana hayatı öğretmeyin