Düğün günümün hayatımın en utanç verici, ama aynı zamanda en belirleyici anısı olacağını kim bilebilirdi? Benim adım Aylin Göktaş ve o akşam, otel salonunda beyaz çiçekler, kristal kadehler ve sahte gülümsemeler arasında tam 204 davetli oturuyordu. Annem Nermin üçüncü sırada, sade mavi elbisesiyle, ellerini kucağında kenetlemiş gururlu ve ürkek bir şekilde oturuyordu. Otuz yıl boyunca farklı evlerde temizlik yapıp, bana eğitim ve onur kazandırmak için didinmişti. Ben bunu biliyordum. Ama nişanlım Kutay Yılmaz’ın ailesinin umurunda bile değildi.
Daha kokteylden itibaren kayınvalidem Melike ve kayınpederim Faruk, iğnelemelerini espriye sarıp arka arkaya fırlatmaya başlamışlardı. Ne ilginç elbise giymiş annen, dedi Melike, yanındaki teyzeye öyle bir sesle ki, sanki o sıradaki herkes duysun diye. Dişlerimi sıktım. Belki de heyecandandır diye düşündüm. Yanılmışım.
Yemekte, mikrofon masa masa dolaşıp herkes kadehini kaldırırken, Faruk çağrılmadan kalkıp konuşmaya başladı. Sırıttı, kadehini kaldırıp şöyle dedi: Bugün oğlumuzun evlenmesini kutluyoruz Her ne kadar hepimiz aynı yerden gelmiyor olsak da. Sıkıntılı bir sessizlik, birkaç çekingen kahkaha. Midem düğüm oldu. Sonra Melike yakındaki misafire yanaşıp, kimsenin duymadığını sanarak hayatımı ortasından ikiye bölen şu cümleyi fısıldadı:
Anne dediğin bu mu? Elbisenin içindeki hata resmen.
Birkaç kişi duydu. Kimi güldü, kimi yere baktı. Gözümle Kutayı aradım. Yanımda Gülüyordu. Ne gergin, ne mahçup. Bildiğin komik bulmuş.
Ağlamak falan içimden gelmedi. Üşüdüm sanki. Sessizce kalktım, kimse engel olamadan mikrofonu elime aldım, kararlı bir sesle dedim ki:
Bu düğün burada bitmiştir. Şu an.
Salon buz kesti. Kutay kolumdan tuttu, Abartıyorsun, diye fısıldadı. Kolumu kurtardım. Annem bana baktı, yüzü bembeyaz ama dimdik ayakta. O anda anladım ki, gitmekle kalmayacağım. Hiçbirinin asla unutamayacağı bir şey yapacaktım. O gece başlatacaklarımın, ertesi sabah dalga dalga büyüyeceğini o an bilmiyordum bile.
Başım dik, yürüyerek salondan çıktım. Annem arkamdanhiç konuşmadangeldi. Arkada telaşlı fısıldamalar, biri adımı bağırıyor, adımlar hızlanıyor Dönüp bakmadım. Arabada sessizlik bozuldu:
Kızım, bunun için kendini yorma Bari, dedi annem.
Dönüp baktım:
Sadece senin için değil anne. Kendim için de.
O gece Kutay bana özürle azar arasında gidip gelen mesajlar attı. Ben de gayet pratik davrandım. Taşınacağımız dairenin tapusu benim adıma, peşinatı ben ödemiştim. Gece 2de bir çilingir buldum, kilitleri değiştirdim. Kutay’ın tüm eşyalarını toplayıp, annemlerle Faruklara gönderdim.
Bitmedi! Sabaha karşı altıda üç tane mail attım. Birincisi otele: düğünü iptal ediyorum, sözleşmeye göre paramın bir kısmını iade istiyorum. İkincisi bankaya: Birlikte gelecek diye açtığımız ortak hesap kitleniyor. Üçüncüsü biraz hassas: Kutayın çalıştığı şirkete Yani amcamın inşaat şirketine.
Evet, annem ofis temizliyordu ama dayım Arif Bey, ülkenin en büyük inşaat şirketlerinden birinin ortağıydı. Kutayı da oraya ben önermiştim. Güç gösterisi için değil, ama bu bende kaldı onlara kadar.
İntikam istemedim, sadece iç denetim istedim. İnsan Kaynakları aynı gün geri döndü: Kutay’ın gözetimindeki birkaç projede sıkıntı tespit edilmişti. Büyük suç değildi ama soruşturmaya, şimdilik işten uzaklaştırmaya yetti.
Bir yandan düğünü iptal etmemin videosu yayıldı. Bir kuzenim tüm sahneyi kaydetmiş. Yorumlar yağdı: Bravo, yuh, tartışmalar… Ama Melikenin lafları da duyulmuştu, detayıyla yayıldı. Yalnızca ben değil, kamu vicdanı da pek yumuşamadı onlara.
Akşam Faruk aradı, sinirli. Arka fonda Melike ağlıyor. Kutay sus pus.
Bizi bitirdin! diye bağırdı Faruk.
Derin bir nefes alıp dedim ki;
Hayır. Siz bitirdiniz. Anneme bunu yapmak sizce komik miydi, işte asıl hata oydu.
Kapattım. Yıllar sonra ilk kez deliksiz uyudum. Her şey yeni başlıyordu, ama hayatım artık onların iki dudağından ibaret değildi.
Ertesi gün, sonucu hemen belli oldu. Kutay, güven kaybı nedeniyle işten resmen kovuldu. Ailesi orada burada araya adam sokmaya çalıştıysa da; olan olmuştu bir kere. Kimse annesi fakir köyden, gelinleri de ayarsız dedirtenle çalışmak istemezdi. Melike sosyal buluşmalardan koptu, Faruk büyük bir ihalede kurumsal imaj gerekçesiyle elendi.
Ben ise annemin yanına döndüm birkaç hafta. Birlikte yemekler yaptık, sohbet ettik, dizilerin en saçma yerlerinde güldük. Bir gün bana sarılıp, O gün seni kaybettim sandım. Ama meğer her şeyimi geri verdin kızım, dedi. Unutamam.
Tabii güllük gülistanlık değildi. Bazen uykular kaçtı, bazen sosyal medyada abarttı, aile dediğin böyle olur diyenler çıktı. Ama Kutay’ın güldüğünü hatırladıkça hepsi geçti.
Aylar sonra daireyi sattım, küçük bir tasarım ofisi açtım. Nermin artık ev temizlemiyor. Asla utanmam ama artık annem de kendine zaman ayırabiliyor. Kutay son bir kez yazdı. Değiştim dedi. Cevap vermedim. Gerçek değişim dilenmez, yaşanır. Ve saygı bir kez kaybolduğunda, gerisi hep geç gelir.
Bu hikayeyi intikam için değil, karar için anlatıyorum. Bazen bir düğünü iptal etmek yenilgi değil, hakiki özsevgidir. Ve hiçbir anne, çocuğu için uğraştığı kökünden dolayı aşağılanmayı hak etmez.
Benim yaşadığımın benzerini yaşadıysan, ailenin, kim olduğunun seni değersiz kıldığını düşündülerse anlat. Hikayen başkasının ayağa kalkmasına vesile olabilir. Sence ben ne yapmalıydım, yerimde olsan ne yapardın? Merakla bekliyorum.




