Biz Sadece İyiliğini İstedik: Ailesinin Beklentileriyle Hayallerinin Arasında Sıkışan Bir Genç Kızın…

Daha nasıl bir müzik kursu? annem, okuldan getirdiğim broşürü masaya fırlatırken sesini yükseltti. Asla olmaz. Hiç aklından bile geçirme.

Elif, mutfak kapısının önünde, sırt çantasını göğsüne bastırmış halde duruyordu. Boğazında bir düğüm vardı, ne yapsa da yutkunamıyordu.

Anne, ama ben istiyorum…
İstiyormuş, diye taklit etti annem. Sen ne anlıyorsun ki? Sen güzelce muhasebe okuyacaksın. Prestijli meslek, garantili bir iş. Her zaman cebin para görür.

Babam masanın başında oturmuş, tartışmaya hiç karışmıyordu; ama Elif biliyordu ki babasının sessizliği, annesinin sözlerine katıldığının işaretiydi. Her zaman.

Baba, ona doğru dönüp bir umutla seslendi. Baba, bir şey söyle sen. Hani sen kendin demiştin benim yeteneğim var diye…

Babam gözlerini kaldırıp önce anneme baktı, sonra tekrar tabağına gömüldü.

Annen haklı kızım. Müzik iş değil. Olsa olsa vakit harcama.

Gözyaşları, Elifin kontrolünden bağımsız, sıcak ve öfkeli bir şekilde dökülmeye başladı. Okul formasının koluyla yanağını sildi, gözyaşlarını iyice yaydı yüzüne.

Al işte, yine ağlıyor, annem dudaklarını sıktı. Bak bir kuzenin Cerene, ne güzel muhasebeci oldu. Evi var, kocası düzgün, adam akıllı yaşıyorlar. Sen ondan daha mı kötü olacaksın? Hayatın boyunca apartman girişlerinde gitar mı tıngırdatmak istiyorsun?

Ceren. Her zaman Ceren. Annemin ablası Zeynep ablanın kızı, favori yeğeni, yıllardır örnek gösterdiği bir yıldız. Ceren şöyle yaptı, Ceren böyle başardı. Yirmi beşinde evlenmiş, Elif ise hâlâ bulaşığı doğru düzgün yıkayamıyor.

Ben Ceren gibi olmak istemiyorum, diye fısıldadı Elif. Ben müzikle uğraşmak istiyorum.
Yeter, babası tabağını itip hantalca ayağa kalktı. Karar verildi. İktisada gideceksin, nokta. Annenle ben senin kötülüğünü ister miyiz hiç?

Elif ikisine baktı; annesinin memnuniyetsiz, donuk yüzü, babasının ise çoktan mutfaktan çıkmakta olduğu hâli. Karşılarında bir duvar gibiydiler ve bu duvara karşı onun hiçbir şansı yoktu. Parasızdı, söz hakkı da yoktu. Sadece hayali vardı; şimdi onu da mutfak linolyumunda, renkli broşürle birlikte ezip geçmişlerdi.

Kafasını salladı. Sessizce yere düşen broşürü topladı, buruşturulmuş sayfalarını düzeltti ve çöpe attı…

…Beş yıl üniversite gri bir leke gibi birbirine karıştı. Elif derslere gitti, muhasebe çalıştı, sınavlarını geçti. Hiçbir dersi gerçekten anlamadı, hiçbirine ilgi duymadı. Borç-alacak, bilanço derken kafasında rakamlar ağır bir yük gibi yığıldı, ezdi geçti.

Mezuniyet töreninde annesi sanki kendi diplomasını almış gibi parlıyordu. Elifi üniversite kolonlarının önünde defalarca fotoğrafladı, Zeynep ablaya telefon edip böbürlendi.

İş hazır mı? dedi telefonu eline alıp. Annem zafer dolu bir yüz ifadesiyle cevap verdi:
Anlaştık. İyi bir şirkette başlıyor. Gör bak, bizim Elif hepsini geçecek.

Bizim Elif. Sanki bir eşya, aile projesi…

İlk iş günü Elifin korktuğu gibiydi. Daracık, penceresiz bir oda, bilgisayar ekranı, bir yığın evrak, ucuz hazır kahve kokusu. Çalışma arkadaşları iki orta yaşlı kadındı; süpermarketteki indirimleri ve birinin boşanmasını konuşuyorlardı.

Elif sekiz saat boyunca sayfalara baktı. Rakamlar gözlerinde dans eden anlamsız bir bulamaçtı. Akşam başı ağrıyor, gözlerinden yaşlar fışkıracak gibi oluyordu.

Maaşı ayın yirmi sekizinde yattı. Telefonundan tutarı kontrol etti, kafasında hesapladı. Yeter. Şehrin kenarında bir oda tutarsa, yemekten kısarsa, gereksiz hiçbir şey almazsa, yeter.

Akşam eski bavuluna eşyalarını topladı. Annesi, Elif fermuarı çekerken odaya girdi.

Ne yapıyorsun yine?
Taşınıyorum.

Annesi birkaç saniye Elife boş bakışlarla baktı, sonra yüzü öfkeyle kıpkırmızı kesildi.

Nereye gidiyorsun Allah aşkına, yoksa aklını mı kaçırdın?
Hayır, ben böyle karar verdim, dedi Elif bavulunu kaldırırken.
Ee? Ev, araba? annesi kapı eşiğine yaslandı. Biz babanla her şeyi planladık! Sen kredi biriktirirsin, ev alırsın, sonra düzgünce evlenirsin…
Bu sizin planınız anne, Elif annesinin yanından geçip koridora çıktı. Ama bu benim hayatım. Sizin değil.

Babası lafa girdi:

Elif, saçmalama. Nereye gideceksin ki?
Bir yerlere.

Elif kapıyı açtı. Eşiği geçti ve arkasından kapı rüzgârdan kendiliğinden kapandı.

Bavulu bacaklarına çarparken merdivenlerden indi. Aşağıda bir köpek havlıyordu, beşinci katta yüksek sesle radyo çalıyordu. Sıradan bir akşam, sıradan bir apartman.

Elif dışarı çıkıp derin bir nefes aldı ve otobüs durağına doğru yürümeye başladı. Cebinde maaşı, bavulda birkaç parça eşyası ve önünde tamamen ona ait, bomboş ve bilinmez bir hayat vardı…

…Evden çıktığı ilk aylarda telefon aramalarla susmadı. Annesi bazen tehdit, bazen yalvaran uzun mesajlar yolladı. Babası ise akşamları, Elif işten o minik kiralık odasına döndüğünde arardı.

Eve gel, derdi babası. Yeter artık, biz aileyiz.

Elif onun çatallı sesini telefonda dinler, o görmese de başını iki yana sallardı.

Hayır baba, dönmeyeceğim.
O zaman sen artık bizim kızımız değilsin, dedi annesi telefonu ondan kapıp. Duydun mu? Unut bu evin yolunu. Artık bizim kızımız yok!

Bağlantı kesildi. Elif ekrana baktı, telefonu pencere pervazına koyup uzun süre karanlık odada dışarıdaki mahalle ışıklarına daldı. Ne gözyaşı, ne acı. Sadece kaburgalarının altında çınlayan, garip bir boşluk. Zamanla o da geçti.

…On yıl çabucak geçti. Elif üç farklı semtte ev değiştirdi, beş farklı iş denedi, uykusuz gecelerde nota ve müzik programlarına gömüldü. Kendi kendine öğrendi hepsini, geceleri herkes uyurken çalıştı. Ucuz işlere girdi çıktı, kısa filmler, reklamlara müzik besteledi, ne olursa yaptı. Zamanla adım adım yol aldı.

Şimdi adı, üç sinema filmiyle iki dizi jeneriğinde geçiyordu; ana kanallarda yayımlanıyordu. Evdeki stüdyosu geniş salonun bir köşesini kaplamıştı ve adsız parmağında üç aydır nişan yüzüğü parlıyordu.

Deniz stüdyoya girdiğinde Elif yeni bir parça üzerinde uğraşıyordu. Klavyenin yanına taze kahve bıraktı.

Kapıcıdan zile basan var dedi, dedi saçını okşayarak. Biz kimseyi beklemiyoruz, herhalde daireyi karıştırdılar.

Ama zil yeniden çaldı. Ardından bir daha. Israrcı, kararlı, sanki aşağıdaki biri burada biri olduğunu kesin biliyordu.

Elif kulaklığını çıkardı, diafona gitti. Ekranda yaşlıca iki kişi vardı; eski model bir pardösülü kadın ve yıpranmış montlu bir adam. Onları hemen tanıdı, on yılda ikisi de çok yaşlanmıştı. Annesi kamburlaşmış, babası iyice çökmüştü.

Bağlantı düğmesine bastı.

Ne istiyorsunuz?
Elifçim, annesi kameraya yaklaştı. Kızım, biziz. Açsana kapıyı, ne olur.

Elif yerinden oynamadı. Deniz yanına yaklaştı, omzuna elini koydu.

Ailen mi onlar? dedi alçak sesle.
Evet, dedi Elif.

Tuşa yine bastı.

Adresimi nereden buldunuz?
Tanıdıklar yoluyla, aceleyle cevapladı annesi. Ceren internetten düğününü gördü, hangi semtte olduğunuzu yazmışlar, sonra biz…

Anlaşıldı, diye kesti Elif sözünü; ekrandaki ebeveynleri yerinde duramıyordu. On yıldır tek kelime, tek mesaj yoktu; şimdi apartman girişinde durmuş gözlerini ekrana dikmişlerdi.

Ben aşağıya ineceğim, dedi Denize. Bekle burada.

Birinci katta Elif kapının önünde birkaç saniye durdu. Sonra kapıyı açtı, ama onları içeri almadı.

Elifçim, annesi ellerini çırptı. Ne kadar güzelleşmişsin! Senin adına çok mutluyuz! Düğün harikaydı, fotoğrafları gördük, eşin ne kadar yakışıklı, işini de çok övdüler…

Niye geldiniz?

Annesi duraksadı, babası ceplerini karıştırarak boğazını temizledi.

Elif, biz senin aileniz, başladı. Eskide ne olduysa oldu, geçti gitti. Şimdi ne güzel bir hayat kurmuşsun. Bari yardım et bize.
Yardım mı?
Tabii omuz silkti babası. Evde tadilat şart oldu, banyomuz dökülüyor. Bir de hayatımızda bir kere tatile gitsek… Şimdi maddi durumun sağlam, eşin de iyi…

Annesi ceketini hafifçe çekip dişlerinin arasından bir şeyler fısıldadı, ama babası aldırmadı.

Neymiş yani? Bizim kızımız değil misin? Bize yardım etmek zorundasın.

Elif kapı kenarına yaslandı, ellerini kavuşturdu. Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi.

Zorundayım demek? dedi yavaşça. Çok ilginç. On yıl boyunca sizin kızınız değildim, kapılarımı unutturttunuz. Ama şimdi işlerim yolunda, birden aklınıza kızınız geldi.

Yalnızca doğru olanı istedik, annesi hızlıca konuştu. Hatasını anlayıp eve dönmeni umduk. Biz hep senin iyiliğin için…

En iyisi için, diye Elif başını salladı. Biliyor musunuz, ben bugünkü yere hayallerimden vazgeçmediğim için vardım. Sizin dediğiniz gibi muhasebeci olsaydım, camı bile olmayan bir odada ömür çürütürdüm. Ama kendi yolumda yürüdüm; bak şimdi ne hale geldim.

Arkasındaki aydınlık apartman hollerine eliyle işaret etti.

Peki siz şimdi ne istiyorsunuz? Tadilata para mı, tatil parası mı? Ciddi misiniz? On sene aradan sonra yalnızca isteğiniz bu mu yani?

Elif yeter, dedi babası burnunu çekip. Geçmişi karıştırma artık.

Karıştırmıyorum, dedi Elif. Sadece olanı söylüyorum. Kendi hayatımı seçince beni sildiniz. Ama ben, sizin çizdiğinizden daha güzel bir yol çizebilince, şimdi tekrar geldiniz. Ne güzel pozisyon!

Annesinin gözleri doldu, burnunu çekti.

Biz senin aileniz Elif. Seni hep sevdik, büyüttük…

Hep iyiliğim için mi? diye Elif annesinin sözünü kesti. O zaman şimdi en iyisini yapın: gidin. Beni unutun. Burasının yolunu bir daha hatırlamayın. On yıl önce söylediğiniz gibi yaşayın: Kızınız yokmuş gibi…

Bir adım geri çekilip kapıyı kapamaya başladı. Babası hamle yapmak istedi ama Elifin bakışlarıyla durdu.

Elif…
Hoşça kalın.

Kapı sessizce kapandı.

Elif yukarı çıkıp dairesine girdi. Deniz koridorda onu bekliyordu, yüzünde azıcık tedirginlik vardı.

İyi misin?
Evet, diye iç çekti Elif, başını onun omzuna yasladı. Şimdi iyiyim.

Deniz sarıldı, sırtını okşadı ve hiçbir şey sormadı. Elif, evet, artık Ceren’den daha iyi bir noktadaydı diye düşündü. Hem evi, hem eşi, hem de gururla göstereceği bir mesleği vardı. Ama mesele bu değildi, hiç değildi.

On yıla yayılan bu yolda defalarca düştü, ayağa kalktı, uğruna gözleri kararana kadar çalıştı. Şimdi ise gerçekten, içinin en derininde, taşıyorcasına mutlu hissediyordu. Bunun kıymeti ise hiçbir başarı ya da kıyasla ölçülemezdi.

Rate article
Lifequest
Biz Sadece İyiliğini İstedik: Ailesinin Beklentileriyle Hayallerinin Arasında Sıkışan Bir Genç Kızın…