Dünyayı Keçi Gibi Zıplayarak Dolaşıyorsun

Dünyayı geziyorsun, sanki keçi gibi
Seninle neler başaracağız, Ayşegül, gör de inan! Elif yurt odasının penceresinde oturmuş, kollarını coşkuyla sallıyordu. Sen danışmanlığa girersin, ben pazarlamaya, sonra bum! Kendi ajansımızı kurarız. Daha yolun başındayız!
Ayşegül ders notlarından başını kaldırıp güldü, arkasına doğru kalın örgüsünü savururken.
Elif, bizim sınav haftası bir hafta sonra, sen daha şimdiden imparatorluk kuruyorsun!
Ne var yani, hayal etmek yasak mı? Elif pencereden atlayıp, yıpranmış yatağa yanına bırakıp oturdu. Ciddiyim Ayşegül, biz o sınıftaki diğer kızlar gibi değiliz. Biz akıllıyız. Eminim ikimiz de yolumuzu açacağız.
Ayşegül elindeki kalemi bıraktı, dağınık saçlı, solmuş tişört içinde ama gözleri ışıldayan arkadaşına baktı. O an, nedensiz, ona tereddütsüz inandı.
Açacağız, mutlaka açacağız dedi sessizce.
On yıl su gibi geçti
Ayşegül o yılları tırnaklarıyla kazıyarak yaşadı. Uluslararası bir şirkette staj, sonra uykusuz rapor geceleri, sabahları iş İngilizcesi, hafta sonları Çince. Seminerler, konferanslar, yeni bağlantılar Yukarı tırmanırken dizleri ve dirsekleri yara bere içinde kaldı ama hiç durmadı. Otuzuna geldiğinde Ayşegül üzerinde İtalyan yününden takım elbise vardı, Tokyoya toplantıya uçuyordu ve ne zaman son kez yorgunluktan ağladığını bile hatırlamıyordu çünkü artık vakit yoktu.
Elif, üniversitenin üçüncü sınıfında Hasanla tanıştı. Genç adam oto tamircisiydi, üstünden hep benzin kokusu gelirdi, ona öyle bir arzuyla bakardı ki sanki dünyadaki tek kadın Elifti. Dördüncü sınıfta Elif hamile kaldı, beşte okulu bıraktı. Pazarlama ajansı, ilk kızı Denizin süt dişleri ile ikinci doğum arasında uçup gitti. Artık Elifin imparatorluğu, İstanbulun kenar mahallesindeki üç odalı bir daireydi; tencereler, çocuk krizleri ve sürekli bozuk musluk onun buyruğu altındaydı.
Artık nadiren görüşüyorlardı.
Ayşegül seyahatlerden hediyeler getirirdi: Milanodan ipek şal, Yunnandan yüksek dağ çayı seti. Çantasından fotoğraflar çıkarır, Kyoto tapınaklarını gösterir, Japon partnerlerle yaptığı görüşmeleri anlatırdı.
Açık açık bir şey söylemiyorlar, hayal et! Hep ima, hep üstü kapalı Üç ay onların görgüsünü çalıştım, ilk toplantıda rezil olmamamak için.
Elif başını sallıyor, çay paketini döndürüp susuyordu. Sonra içini çekip derin bir nefes alırdı.
Ne güzel işin var, bende yine Deniz kreşten virüs getirdi, Hasan işte kayboldu, para hep yetmiyor
Ayşegül ne diyeceğini bilemiyordu. Aralarında duvar vardı artık; farklı hayatlar, diller, kokular: Ayşegülün iki yüz Euroluk parfümü, Elifin çocuk deterjanı
Elifin doğum gününde Ayşegül doğrudan havalimanından geldi. Lacivert takım, topuklu ayakkabı, saçları hâlâ loungeda yapılan fönle. Rahatça gruba kaynaştı, güldü, yeni projesini anlattı, erkeklerin hayran bakışlarını, kadınların saygı dolu gözlerini yakaladı.
Elif köşe koltukta yalnız
Elbisesi eskimiş, Hasanın üç yıl önceki şirket yemeğinde giydiğiyle aynı. Saçlar basit bir at kuyruğu; sabah fön yetmemiş, Deniz yine huysuzlanmış. Ayşegül parıldarken, herkes ona ağzı açık bakarken Elifin içinde ağır bir karanlık yükseldi.
Bu kıskançlık değildi.
Daha beterdi
Ayşegül su almak için mutfağa girdi, kapıda durdu. Elif cam kenarında, şarap kadehine tutunmuş, gözleriyle camın ötesine boş boş bakıyordu.
Elif, neden tek başına buradasın? yanına yaklaşıp omzuna dokundu Ayşegül. Hadi misafirlere, Nadide pasta çıkarıyor.
Elif omzunu çekti, Ayşegülün elini itti.
Git. Seni orada bekliyorlar.
Ayşegül kaşlarını çatıp vazgeçmedi. Suyunu doldurup bir yudum aldı, dikkatle başladı:
Bak, uzun zamandır söylemek istiyorum İşini özlediğini biliyorum. Bizde bir pozisyon var, yeni ama gelecek vaat ediyor. İK ile konuşabilirim, seni staja alırlar, sonra
Kadeh masaya çarptı, şarap kırmızı bir göl gibi sıçradı.
Staj mı? Elif döndü, Ayşegül onun yüzüne bakınca irkilip bir adım geri attı. Bana mı? Staj mı?
Elif, sadece yardımcı olmak istedim
Yardımcı mı? Elif acı acı güldü, sesi çatallaşmıştı. Büyük Ayşegül Hanım yoksul eski dostuna lütfetmiş! Ne büyük iyilik, teşekkürler!
Yanlış anladın, Ayşegül sakin kalmaya çalıştı. Kötü olduğun için değil, daha fazlasını isteyebileceğin için bir seçenek sundum.
Ben senden istedim mi? Elif bir adım yaklaşınca Ayşegül istemsiz geri çekildi. Sen çok değiştin Ayşegül. Eskiden normaldin, şimdi kibirli oldun, burnun havada… Tokyoların, kostümlerinle yukarıdan bakıyorsun herkese.
Bu adil değil.
Adil mi? Elif bağırmaya başladı, salondan biri kafasını uzattı, hemen geri çekildi. Adil olan ne, sen her yerde o mükemmel hayatını gösteriyorsun! Her gün Instagramda uçağımda, konferansta, beş yüz liralık smoothiem! Sanıyorsun ki herkes görmekten hoşlanıyor?
Ayşegül şaşkınlıktan adeta nefesi kesildi…
Sevinci paylaşıyorum, Elif. Gayet normal.
Sevinç mi? Elif alay etti. Sadece hava atıyorsun! Herkese ne kadar başarılı olduğunu gösteriyorsun, biz ise başarısızız. Otuzunda aklı başında kadın evlenir, çocuk büyütür, sen? Dünyayı geziyorsun, bir keçi gibi; ne koca ne çocuk Boş çiçek!
O kelime Ayşegülü içten, en hassas yerinden vurdu.
Ben çalıştım, Ayşegül sesinde titremeyi zar zor bastırdı. Gece gündüz didindim, sen diziler izlerken. Dil öğrendim, sen tarhana çorbası pişirirken. Bu benim seçimimdi, hakkım var.
Hadi canım! Sen insanları ezdin, işte bu. Marisayı işten nasıl harcadığını sanıyorsun bilmiyor muyum? Bencil! Hep kendini düşündün!
Ayşegül sustu, eski dostunun titreyen dudaklarına, yanaklarındaki kızarıklığa, yıllarca biriken bu kin dolu öfkeye bakıyordu.
Ve birden her şey netleşti. İğrençe, mide bulandıracak kadar net.
Beni değil, kendini sevmiyorsun Elif, Ayşegül sessizce söyledi. Risk almaya korktuğun için. Pes ettiğin için. Kötülük bende değil diyerek rahatlıyorsun, çünkü itiraf etmekten korkuyorsun: korkak oldun.
Elif soldu.
Çık git!
Gidiyorum, Ayşegül bardağını bıraktı, kapıya yöneldi. Hoşça kal, Elif. O güvenli hayatına başarılar.
Ayşegül askıdan çantasını aldı, kapıyı itti. Sert yağmur yüzüne indi, ama hiç umursamadan gri perdeye adım attı.
Topukları ıslak asfalta vurdu. Pahalı kostümü sırtına yapıştı, rimeli muhtemelen yanaklarına akıyordu ama artık hiçbir önemi yoktu. Metroya yürüdü, her adımda nefes almak biraz daha kolaylaştı.
Garip ama, canının yanmasını bekliyordu. On beş yıllık dostluğun acısıyla sarsılmayı; o yurt odasındaki gözleri parlak kızla, ortak hayalleriyle, planlarla ilgili bir sızı Ama acı yerine sadece hafifleme geldi, hafif ve biraz da utandırıcı.
Dostlukları bugün bitmemişti. Yıllar yılı, sohbet sohbet erimişti. Her seferinde Ayşegül sevinç paylaşınca karşılık olarak büzüşmüş dudaklar gelmişti. Her planı anlattığında Elif gözlerini devirirdi. Her seferinde onu bataktan çekmek isterken Elif ayaklarına tutunur, aşağı çekmeye uğraşırdı.
Ayşegül metroda boş bir koltuğa oturdu, bıraktığı ıslak izlere aldırmadan. Çantasından bir ayna çıkarıp kendine baktı: akan rimel, dağılmış saçlar, kızarmış gözler. Hafifçe gülümsedi, aynayı geri koydu.
Yarın, sabah altıda kalkacak, saçını düzeltecek, başka bir takım giyip işe gidecek. Çünkü hayat başkalarının kıskançlığıyla bitmez…
Bir ay sonra Ayşegül genel müdür tarafından çağrıldı. Her şeye hazırdı: yeni projeye, eleştiriye, yine yoğun görüşmelere Ama Mehmet Bey sessizce bir dosya uzattı, Ayşegül ilk sayfaya göz gezdirdi.
Asya bölgesi direktörlüğüne atama.
Singapurda yıllık kontrat.
Hak ettiniz, Ayşegül Hanım, müdür sandalyesine yaslandı. Yönetim kurulu oy birliğiyle karar verdi. Uçuş üç hafta sonra, hazırlanabilecek misiniz?
Ayşegül belgelerden başını kaldırıp başını salladı.
Hazırlanırım.
Koridorda birkaç saniye dosyayı göğsünde tutup durdu. Dışarıda Kasım güneşi batarken gökyüzü kızıllara, altın çizgilere bölünüyor. O mahallede, Elif muhtemelen akşam yemeği pişiriyor, kocasına dünyanın adaletsizliğinden yakınıyordu.
Ayşegül ise Singapura bavul topluyordu.
Ve bir kez, tek bir kez bile hayatında seçiminden pişman olmadı.
Kısacası: herkes neye çalıştıysa onu yaşıyorAyşegül bavulunu hazırlarken bir an durdu; avuçlarında yeni bir şehrin, yeni bir hayatın hayaliyle. Pencereden dışarı baktı, İstanbulun ışıklarına, uzaklarda bir mahallenin sessizliğine. Yıllar önce bir yurt odasında başlayan hayal, bambaşka yollara savrulmuştu. Belki bir gün, başka bir şehirde, başka bir zamanda, Elifle yeniden görüşürlerdi. Belki kısacık bir sohbet, belki ortak bir çay Ama Ayşegül artık hayatını bekleyen yeni yolları, korkusuz adımları ve kendi içindeki gücü seviyor; pişmanlık yerine huzur duyuyordu.
Gece uçağa binerken, pasaport kontrolünde gülümseyerek bir not yazdı: Hayaller bazen yolunu şaşırır, ama insan cesurca yürürse yolu hep kendi olur. Notu çantasına attı. Uçakta cam kenarına yerleşip, şehrin altında yanan binlerce ışığı izledi. Eskiden yurt odasında Elifle hayaller kurarken hissettiği özgürlük şimdi, kocaman göklerin altında, gerçek olmuştu. Ayşegül gözlerini kapatıp, gökyüzünde yeni bir hayata doğru uçarken ilk defa mutlak bir huzur buldu. Ve içinden, sessizce, kendine söz verdi:
Artık kimsenin gölgesinde yürümeyeceğim. Kendi ışığımla parlayacağım.

Rate article
Lifequest
Dünyayı Keçi Gibi Zıplayarak Dolaşıyorsun