Beni tekrar kabul edin, ne olur
Anne, gerçekten gerek yok… dedi Mehmet, ama cümlesi havada kaldı.
Ayşe Hanım başını ağır ağır salladı, parmakları yıpranmış koltuğun kenarında gezindi. Ev, onun parfümüyle ve her odada tuttuğu kuru lavantayla kokuyordu. Ama bu kokular da yakında kaybolacaktı.
Bunu senin için yapmıyorum, dedi Ayşe Hanım. Çağatay için yapıyorum. Bir çocuğun gerçek bir evi olmalı; geçici, sahibinin her an kapı dışarı edebileceği bir kutu değil… Senin Elifle ne yaşarsan yaşa, oğlum, bu daire Çağataya kalacak. Benim isteğim bu.
Elif camın önünde durmuştu, eli oğlunun omzundaydı. Çağatay yerinde huzursuzca dönüyordu, yetişkinlerin neden böylesine sessiz, temkinli konuştuğunu tam anlayamıyordu.
Teşekkür ederim, zorlukla söyledi Mehmet. Gerçekten, anne. Sağ ol.
Ayşe Hanım, teşekkürleri savurup attı. Gözleri Çağatayın üzerine kaydı, tüm yüzü bir anda yumuşadı.
Yanıma gel, güzel yavrum.
Çağatay odanın öteki ucunu aştı, ve ayakta durmasına izin verdi Ayşe Hanıma, elleri hafifçe titreyerek oğlanın yüzünü kavradı.
Bilir misin Çağataycığım? En iyisi sensin hayatta başıma gelenlerin. Gözlerin benim gözlerim İnatçılığın bana çekmiş Şu iğrenç müzik zevkini de benden miras aldın.
Babaanne… dedi Çağatay, utanmıştı ama hoşuna gitmişti.
Bu daire senindir, dedi Ayşe Hanım ciddileşerek. Henüz on sekizine gelmedin diye babana yazılı olacak, ama aslında senin. Şimdi veriyorum, elimdeyken. Bir aileyiz Çağatay. Sana layıkıyla bakmak istiyorum.
İki ay sonra Ayşe Hanım nefes almamaya başladı…
Üç odalı daire onları bütün yuttu. Mehmet hafta sonları çiçekli duvar kağıdını söktü, yıllanmış lekeleri boyadı, yeni lambalar taktı. Elif eşyaları defalarca düzenledi, anneden kalma mobilyaların arasında kendine yer bulmaya çalıştı.
Çağatay odadan odaya koşuyor, yeni hayatının genişliğinden mest olmuştu. En nihayetinde kendi odası, kendi duvarları vardı; poster yapıştırmak için artık izin istemeye gerek yoktu.
Baba, masamı pencere yanına koysam olur mu?
Nereye istersen koy evladım, sonuçta odan sana ait.
Mehmet izliyordu oğlunun pencere kenarına küçük figürler dizmesini. Annesi sayesinde ailesinin bir evi olmuştu. Mutlu, minnettar olması gerekiyordu.
Ama duvarlar üstüne üstüne geliyordu. Rutin, tahmin edilen günler Hep aynı: kalkış, iş, ev, akşam yemeği, televizyon, uyku. Sonuna kadar böyle…
Ofisin yanındaki kafede buldu kendini İş çıkışı eve dönmeyi geciktiriyor, yarım saat, bir saat uzatıyordu. Barista artık siparişini ezbere biliyordu. Cam kenarındaki köşe masa sanki onundu.
Orada tanıştı onunla…
O an tuhaf bir şey oldu; kadın telefonda bir şeye yüksek sesle kahkaha attı ve kafenin diğer seslerini bastırdı. Mehmet laptopundan gözünü kaldırdı ve kadın onun bakışını yakaladı; çekinmeden kaşlarını havaya kaldırdı.
Affedersiniz, dedi, sesinde hiç pişmanlık yoktu. Arkadaşım hayatımın en rezil esprisinin mesajını attı, dinlemek ister misiniz?
Mehmet reddetmeliydi. Tablosunu tamamlayıp evine, karısına ve oğluna gitmeliydi.
Dinleyelim, dedi…
Adı Ekindi. Bir reklam ajansında çalışıyordu, işinden nefret ediyordu ama aptal kelime oyunlarına bayılıyordu. Ekin canlıydı, parlaktı, gerçekti.
Batıyorsun, dedi Ekin üçüncü buluşmalarında.
Batmıyorum. İyi bir hayatım var.
Ama mutlu musun?
Üç hafta sonra aynı yatakta buldular kendilerini…
Mehmet, o akşam her şeyi Elife anlattı.
Elifin yüzü, kelimeleri anladıkça yavaş yavaş değişti.
Başka bir kadınla yattın, dedi Elif, yavaşça.
Evet.
Mehmet sustu. Her söz daha kötü yapardı.
Elif ona havlu fırlattı; havlu göğsüne çarpıp yere düştü öfkeli ama aciz bir hareket. Öfkesi buna rağmen harlandı.
Ailemizi bir genç için terk ettin, değil mi? On dört yıldır… On dört yıl evlilik, bir gence kapıldın?
Sıkıldığım için değil.
Peki neden? diye bağırdı Elif. Açıkla, çünkü ben aptalım galiba; neden kocam her şeyi yıkmaya karar verdi?
Mehmet avuçlarını yüzüne sürdü.
Boğuluyorum sizinle, Elif. Her gün aynı şey. İş, ev, yemek, uyku. Başka bir şey hissetmek istedim. Gerçek bir şey, canlı bir şey.
Canlı bir şey, diye güldü Elif, ama yanaklarından yaş süzülüyordu. Sana bir oğul verdim. Gençliğimi sana verdim. Ama sen canlı olmayı hissetmek istedin…
Koridorda bir kapı hafifçe tık etti. Çağatay uyanmıştı, odasına saklanıyordu. Mehmet içinden ezildi, oğlunun duyabileceğini düşündükçe…
Tamam. Elif yüzünü sertçe sildi, maskara daha da yayıldı. Tamam, Mehmet. Gitmek istiyorsan boşanalım. Tutmayacağım seni. Ama gel konuşalım daireyi. Senin annen Çağataya bırakmak istediğini söyledi… Ona söz verdi…
Daire bende kalacak.
Elif donup kaldı.
Ne dedin?
Belgeler benim adımda. Mehmet gözünü Elife çeviremiyordu. Yasal olarak bana ait. Siz başka bir yer bulmalı olacaksınız.
Kendi oğlunu kapı dışarı ediyorsun, Elif şaşkınlıkla fısıldadı. Senin annesi ona bırakmak isteyen çocuğunu. Kendi evladını.
Kimseyi atmıyorum. Zamanınız olacak, ilk kira için destek olacağım, ama…
Sen bir mahluksun, Elif masaya sarıldı. Ne babasın, ne adam… Kimse değilsin. Annen seni görse kusardı, ne hale gelmişsin…
Ertesi sabah Elif eşyaları toplarken, Çağatay yatağında posterlerle kapladığı duvarlara bakıyordu. Babasına hiç bakmıyordu, tek kelime etmiyordu. Annesinin arkasından sessizce çıktı evden.
Boşanma üç ayda tamamlandı. Mehmet nafaka ödüyordu az ama mahkemeyi ikna edecek kadar. Her pazartesi Çağatayı arıyordu, her pazartesi arama reddediliyordu. Mesajlar cevapsız kalıyordu. Doğum günü hediyeleri hiç teşekkür edilmeden alınıyordu.
Zamanla Mehmet denemeyi bıraktı. Çocuk kızgın, diye kendi kendine söyledi. Büyüyünce görecek, bazen yetişkinler kolay seçim yapmaz…
Ekin, Elif taşındıktan iki hafta sonra taşındı ona. Evi mumlarla, dekoratif yastıklarla ve sabah akşam çalan müzikle doldurdu. Zor, masraflı yemekler pişirdi, haftasonu alışverişlerine zorladı. Yanında Mehmet genç, çılgın ve özgür hissediyordu.
Altı ay sonra hesabında sadece kırk yedi lira kaldı.
Oteller, restoranlar, spontane alışverişler Ekin, her sefer yeni bir elbise ile kabinden dönerdi; yemek harcamalarını katlayan fiyatlarda… Mehmet sorunu fark etmedi, ta ki hesap sıfırlanıncaya kadar.
Masrafları konuşmamız lazım, dedi Mehmet o akşam Ekine.
Sonra konuşalım canım, şimdi arkadaşlarla buluşuyorum.
Dudağından öptü, geçen ay aldığı yeni çantayı kapıp evden çıktı.
O gece Ekin dönmedi…
Ve sabah geldi, ilişkinin bir geleceği olmadığını söyledi. Sıkıldığını, onunla daraldığını… Hızla eşyalarını topladı ve gittiği gibi kayboldu.
Hafta boyunca Mehmet kendine acıdı. Boş evde, aynı kıyafetlerle gezindi, bulaşığı yıkamadı, perdeleri açmadı. Herkes onu terk etti düşüncesi buydu. Oğlu konuşmuyor, karısı en güzel olanı alıp gitti. Ekin, güzel ve umursamaz Ekin ise parasız kaldığında kayboldu.
Üçüncü hafta, içindeki acı başka bir şeye evrildi. Mehmet duş aldı, tıraş oldu, en temiz gömleğini giyip, Elifin mahkemeye verdiği adrese şehrin bir ucundan gitti.
Apartman eskiydi, ama düzgün. Boyası taze, asansörü çalışır. Elif sormadan içeri aldı.
Çağatay, diye seslendi omzunun üstünden, baban geldi.
Mehmet dar koridordan adımladı, artık aileden kalanların yaşadığı bu mütevazı yere baktı. Üç oda yerine iki. Dar koridor, küçük mutfak.
Ama tüm ev sıcacık ve yaşanırdı.
Çağatay kapı aralığında durdu. Aylar boyunca Mehmet görmemişti oğlunu, çocuk yüzündeki yumuşaklık azalmıştı. Babasına yönelttiği bakışlarda zerre sıcaklık yoktu.
Çağatay, biliyorum bana kızgınsın, dedi Mehmet Ama hatamı anladım. Yanlış yaptım. Artık her şey değişebilir. Tekrar bir aile olabiliriz. Odanda seni bekliyor Çağatay!
Elif duvara yaslanmış, kayıtsızca bakıyordu eski eşine.
İnsanlar değişir, Mehmet ikisine birden dedi. Düşündüm, kaybettiğimi fark ettim. Hepsini anladım.
Hiçbir şey kaybetmedin, dedi Çağatay sertçe. Seçimini yaptın. Onu seçtin, bizi değil.
O kadar kolay değil oğlum…
Bana öyle deme. Çağatay öne çıktı. Babaannenin evinden attın bizi. Evimizden gönderdin. Beni attın, Ekini seçtin.
Çağatay, ne olur…
Sana inanırsak, sonra ne olacak? diye bağırdı oğlan. Birini daha bulup yine canın sıkılırsa, bizi tekrar kapı dışarı mı edeceksin?
Mehmet iyi niyetiyle:
Bir daha asla olmaz. Değiştim, söz veriyorum…
Çağatay başını ağır ağır salladı.
Böyle bir babam olmasını istemiyorum, dedi sessizce.
Geri dönüp odasına geçti.
Mehmet Elife baktı, bir nebze destek aradı.
Elif, onunla konuş. Söyle ben her şeyi anladım, dersimi aldım…
Elif yavaşça başını salladı.
Ben de affetmezdim seni, Mehmet. Yalvarsan bile. Kapıya yöneldi. Bana tiksindiriyorsun. Sadece aldattığın için değil. Bizi attığın için değil. Bizi yalnızca o seni terk ettiğinde geri geldiğin için. Başka kimsen yokken döndüğün için.
Mehmet bir anda kendini apartman merdivenlerinde buldu. Nasıl eve ulaştığını hatırlamadı…
Mehmet üç odalı dairenin içinde tek başına kaldı. Annesi, burada ailesi yaşar sanmıştı. Ama kimse kalmamıştı. Kim onu sevenleri itti. Geri dönüş yok. Çok geç…



