İrina, kocasının aramasını kapatmaya fırsat bulamadan telefonda genç bir kadının sesini duyunca düny…

Gülay, kocasının telefonunu kapatmaya fırsat bulamadan, birdenbire arka planda genç ve melodik bir kadın sesi duydu.
Gülay pencerenin yanında durmuş, usulca yağan İstanbul karını izliyordu. Kocasıyla olan telefon konuşmasının sonuna gelmişlerdi her zamanki, sıradan bir konuşma daha, on beş yıllık evliliklerinin sayısız örneğinden biri. Haluk, sözde iş seyahati için Ankaradaydı: Her şey yolunda, toplantılar güzel geçiyor, üç gün sonra dönecekmiş.
Peki, hayatım, o zaman yine görüşürüz, dedi Gülay, telefonu kapatmaya hazırlanırken, bir anda bir kadın sesi çalındı kulağına:
Gülayın eli havada asılı kaldı. Kalbi bir an durdu, sonra deli gibi atmaya başladı. Hemen telefonu tekrar kulağına götürdü, ama artık Haluk aramayı kapatmış, yalnızca kısa sinyal seslerini duydu.
Gülay usulca koltuğa çöktü, dizlerinin titrediğini hissetti. Aklında o kadının sözleri ve duyduğu ses yankılanıyordu: Halukçum banyo hazırladım. Banyo mu, iş seyahatinde? Son aylarda fark ettiği tuhaflıklar bir bir gözünün önüne geldi: Sıklaşan seyahatler, balkonda yaptığı uzun telefon görüşmeleri, arabasına sinen yeni parfüm kokusu…
Ellerinin titrediğini fark etti, bilgisayarı açtı. Halukun e-posta şifresini yıllar önce öğrenmişti, güvenin hâlâ var olduğu günlerden kalma. Otelin rezervasyonu, biletler Ankaranın göbeğinde beş yıldızlı bir otelde, iki kişilik bir balayı suiti Ve maillerde başka şeyler de vardı. Ayça. Yirmi altı yaşında, bir spor salonunda eğitmen. Aşkım, daha fazla bekleyemeyeceğim. Üç aydır bana boşanacağını söylüyorsun. Daha ne kadar?
Gülayın midesi bulandı. Aklına Halukla ilk tanıştıkları gün geldi. O zamanlar Haluk, sıradan bir satış temsilcisiydi, Gülay ise yeni mezun bir muhasebeci. Düğün için bir yıl boyunca biriktirmişler, kiracı olarak bir apartmanda yaşamışlardı. Birlikte ilk başarılarını, ilk yenilgilerini, anne kaybını hep omuz omuza atlatmışlardı. Şimdi ise Haluk, büyük bir firmanın ticaret müdürü, Gülay aynı şirkette baş muhasebeci olmuş ama aralarında derin bir uçurum açılmış: On beş yıllık bir hayat ve bir Ayçanın yirmi altı yılı kadar geniş.
****
Otel odasında Haluk bir köşeden diğerine tedirgin adımlarla dolaşıyordu.
Neden bunu yaptın? sesi öfkeyle titriyordu.
Ayça yatakta, ipek sabahlığı üstüne gelişigüzel geçirmiş, saçları yastığa dökülmüş haldeydi.
Ne var bunda? diye gevşekçe gerindi. Zaten boşanacağını sen söyledin.
Ne zaman ve nasıl olacağına ben karar veriririm! Farkında mısın ne yaptığını? Gülay aptal değil, her şeyi anladı!
Ne güzel! diye doğruladı Ayça bir anda. Artık gizli saklı yaşamaktan yoruldum. Ben seninle normal bir hayat yaşamak istiyorum. Dostlarına tanışmak, seninle dışarı çıkmak, karın olmak istiyorum, saklanan biri değil!
Çocuk gibisin, diye mırıldandı Haluk.
Sen de korkaksın! Ayça ayağa fırladı. Bak bana! Gencim, güzelim, sana çocuk verebilirim. O ne yapabilir? Paranı mı sayacak?
Haluk, ona döndü ve omuzlarından tuttu: Gülay hakkında öyle konuşma! Onu ve beraber yaşadıklarımızı bilmiyorsun.
Yeterince biliyorum. Ayça kurtuldu ellerinden. Sizin mutlu olmadığınızı anladım. O kendini işe ve ev işlerine gömmüş. En son ne zaman birlikte tatile çıktınız? Ya da baş başa sohbet ettiniz?
Haluk, pencereye yöneldi. O soğuk İstanbul akşamında, Gülayla oturdukları evde her şey sarsılıyordu. On beş yıl birikimi, genç bir kızın tek bir kelimesiyle yerle bir oluyordu.
****
Gülay, mutfaktaki karanlıkta soğumuş çay bardağını avuçlarında tutuyordu. Haluktan defalarca arama gelmiş ama hiçbiri açılmamıştı. Ne desin ki? Hayatım, sevgilinin banyoya çağırdığını duydum mu desin?
Hafızası ona eski güzel günleri hatırlatıyordu. Halukun evlenme teklif ettiği o nezih restoran, ilk birlikte taşındıkları küçük Ümraniye evi, annesinin ölümünde Halukun ona sarılması, terfisini kutladıkları sevinçli akşam Sonra hep koşuşturmalar, iş stresi, kredi taksitleri, bitmek bilmeyen tadilat işleri En son ne zaman baş başa sarılıp film izlemişlerdi ki? Ne zamandır ruhlarını birbirlerine kapatmışlardı? Gelecek için birlikte hangi hayaller kurmuşlardı ki?
Telefon yine titredi. Bu sefer bir mesaj: Gülay, konuşmamız lazım. Her şeyi anlatacağım.
Ne anlatacak ki? Onun yaşlandığını mı? Ev hayatına gömüldüğünü mü? Genç bir spor hocasının onu daha iyi anladığını mı?
Gülay aynanın karşısına geçti. Kırk iki yaşında, göz kenarındaki ince çizgiler, aylık düzenli boyadığı birkaç beyaz tel Ne zamandan beri bu yorgunluk yüzüne yerleşmişti? Ne zamandan beri hayat sıradan ve öngörülebilir olmuştu?
****
Haluk, neredesin sen? Ayça onu geri dönerken asık bir suratla karşıladı.
Şimdi konuşmasak? Haluk yorgun bir halde koltuğa gömüldü, kravatını gevşetti.
Tam da şimdi! dedi Ayça kollarını kavuşturup ayakta. Bundan sonra ne olacak bilmek istiyorum. Bundan sonra her şeyi açıklamak zorundasın.
Haluk ona baktı genç, güzel, kendine güvenen bir kadın. Gülay da yıllar önce böyleydi. Allahım, nasıl böyle bir şey yaptım, diye düşündü içinden.
Ayça, dedi ve elleriyle yüzünü ovuşturdu. Haklısın, karar vermeliyiz.
Ayça gözlerinin içi parladı, koşup ona sarıldı: Aşkım! Biliyordum doğru kararı vereceğini!
Evet yavaşça geri çekildi Haluk. Ama bunu bitirmeliyiz.
Ne?! Ayça bir adım geri atıp dondu.
Büyük bir hata yaptım, dedi Haluk ayağa kalkarak. Eşimi seviyorum. Evet, aramızda sorunlar vardı, uzaklaştık. Ama her şeyi silip atamam.
Sen sen korkaksın! Ayçanın gözünden yaşlar aktı.
Değilim Ayça. Korkaklığım, bu ilişkiyi başlattığım gündü. Bana on beş yılını veren bir kadını aldatırken, yalan söylerken korkaktım. Mutsuzum, haklısın. Ama mutluluk aranarak değil, emek harcanarak kurulur.
****
Kapı gece yarısına doğru çaldı. Gülay biliyordu kapıdaki Haluktu; ilk uçakla dönmüştü.
Gülay, lütfen aç, dedi Haluk, sesi kapıdan boğuk geliyordu.
Gülay, sessizce kapıyı araladı. Haluk, kırışık takım elbisesiyle, sakalları uzamış ve mahcup bir hâlde eşiğin önünde duruyordu.
İçeri girebilir miyim?
Yanıt vermeden kenara çekildi. Mutfakta, bir zamanlar gelecek için hayal kurdukları, en önemli kararlarını aldıkları masaya geçtiler.
Gülay
Konuşma, deyip elini kaldırdı Gülay. Her şeyi biliyorum. Ayça, yirmi altı yaşında, spor salonunda eğitmen. Maillerini okudum.
Haluk başını eğdi, bir kelime bulamadı.
Neden Haluk?
Uzun süre sustu Haluk, gözleri camdan dışarıya, İstanbulun gece ışıklarına daldı.
Çünkü korktum. Çünkü seninle yabancı olduğumuzu düşündüm. O bana eskiden olduğun o enerji dolu Gülayı hatırlattı.
Peki şimdi ne olacak?
Şimdi döndü ona bakarak. Her şeyi düzeltmek istiyorum. İzin verirsen. Yeniden başlayalım. Birlikte bir uzmanla konuşalım, birbirimize daha çok zaman ayıralım, eski günlerdeki gibi olalım
Gülay ona baktı yaşlanmış, kırlaşmış, ama hâlâ kendine en yakın bildiği adamdı. On beş yıl sadece bir rakam değildi. Onca ortak anı, espri, birbirine dair alışkanlık, suskunken bile anlaşabilmek Affedebilmek
Bilmiyorum Haluk dedi Gülay, gözyaşlarına hâkim olamadan. Gerçekten bilmiyorum
Haluk usulca sarıldı ona, Gülay kendini geri çekmedi. Dışarıda kar İstanbulu beyaz bir örtüyle sarıyordu.
O sıra, Ankaradaki otel odasında genç bir kadın ağlıyordu; ilk kez hayatın acı gerçeğiyle yüzleşerek: Gerçek sevgi, tutku ya da romantik anlardan ibaret değildi. Her gün yeniden verilen bir karardı.
Ve o mutfakta, yaşı geçmiş iki insan, hayatlarının parçalarını toplamaya çalışıyordu. Önlerinde uzun bir yol vardı kırgınlıklar, güven kaybı, danışman görüşmeleri ve uzun konuşmalarla dolu. Ama ikisi de biliyordu ki bazen, bir şeyin kıymetini anlamak için onu yitirme korkusu gerekirdi.

Rate article
Lifequest
İrina, kocasının aramasını kapatmaya fırsat bulamadan telefonda genç bir kadının sesini duyunca düny…