8 Mart’ta Kayınvalideme Dersini Verdik: Sınırsız Misafirliğe Yaratıcı Bir Türk Stili Son! — “Lena ba…

Kayınvalideyi 8 Martta akıllandırma hikayesi olduydu bu, yıllar önce…

Bak Asuman, bu gidişle olmayacak!
Daha evliliğimizin başında annenin bu tavırları, ilerde çocuklarımız olunca ne olur halimiz? Hiç bizim evden çıkmayacak, rahat yüzü göstermeyecek! diye dertleniyordu Alper, eşi Asumana, annesinin yine izinsiz eve dalmakta kararlı olduğunu öğrenince.
İyi, madem Sevim Hanım laftan anlamıyor, yarın bir çilingir çağırır, kapı kilidini değiştiririm! diye söylendi Alper.
Alper, annem de sonuçta bana yabancı değil ki Nasıl olsa bir şekilde anahtarı yeniden alır; her seferinde kilidi mi değiştireceğiz? Hem bozulur da Ona bunu güzelce anlatmanın bir yolunu bulmalıyız; kendi anlamalı, bu böyle olmayacak! derhal müdahale etti Asuman.
Bak Asuman, madem annen uyarılarımı, jestlerimi anlamıyor, başka yol kalmadı! dedi ciddiyetini koruyarak Alper.
Neyi ima ediyorsun? diye şaşkın gözlerle baktı Asuman eşine.
Bir dakika Doğru anladım mı; Sevim Hanımın bizim evin anahtarı var, senin de ailenin evinin anahtarı var mı? sordu Alper, şaşkına dönmüş eşine.

Süleyman Bey ve Sevim Hanım, bir cumartesi sabahı İstanbulda kurulan pazara erkenden gitmeye karar vermişlerdi. 8 Mart Kadınlar Gününe özel pazarda, çiftçilerin ürünlerini, market fiyatından ucuza almak mümkündü.
Emekli olduklarından, sabah yedide kalkıp on lira daha ucuza köy yumurtası almak, onlara koymazdı.
Süleyman bak, ne güzel dana eti bulduk pazarda! Şu aynalı sazanlara bak, hâlâ torbada kıpırdıyorlar. Birini şimdi kızartırım, birini de akşama Asumana götürürüm, o da isterse balık yapar. Düşünsene o huysuz damadımızın suratını, canlı Sazancı torbada aniden homurdanmaya başlarsa! diye keyifle hayal etti Sevim Hanım.
Bak Sevim, cidden bırak artık çocukları rahat etsinler! 30 yaşında insanlar, hâlâ burnunu sokuyorsun her işe, dedektif gibi iz sürüyorsun, damat çorabını hangi sandalyeye attı analizindesin! Yorulmadın mı? dedi Süleyman Bey, sabrını toplayarak.
Dur hele… Sevim Hanım aniden duraksadı. Bir dakika, sen banyoda suyu açık mı unuttun? Duysana, su şırıl şırıl akıyor!

Sevim Hanım hiç şüphelenmeden banyoya daldı, sonraki saniye, zıpkın gibi geri fırladı:
Ayyy! İmdat! Banyoda biri var! Çıplak!
Panikle evin içinde dolandı.
Kim, kim çıplak?! Anlasana doğru düzgün, diyerek cesaretini toplayamayan Süleyman Bey de kapıda bekliyordu.
Damat! Bizim Alper banyo yapıyor! Evimde ne işi var?! diye yükseldi Sevim Hanım.
E, ne işim olacak Bizde sular paslı akıyor, vardiyadan gelmişim, terli terli yatmak istemedim, duş almak istedim, sizin eve uğradım! dedi Alper, sanki kendi evinde gibi şıpıdık terliğiyle, bornozla salona süzüldü.
Ha Sevim Hanım, 8 Mart arifesinde bir kadına ufak bir eleştiride bulunmak isterim: Evinizdeki kaloriferin üstüne, hele hele havlu radyatöre iç çamaşırı serilmez. Genç, minyon biri olsanız eyvallah, ama Allah aşkına! Süleyman Bey, sabrınıza hayranım! dedi Alper, sakince mutfağa geçip Sevim Hanımın kahve makinesinde kendine kahve yapmaya başladı.
Alper, cidden fazla oldun! Bu benim evim, dilediğim yere eşyamı asarım, çamaşırımı sererim! diye çıkıştı Sevim Hanım.
Bakın Sevim Hanım, size biz Asumanla kahve makinesi aldık, daha altı ay oldu, makinenin hali içler acısı! Haftada bir temizleseniz ya, çiftlikteki domuzlar bile sizden daha temiz yaşar! dedi damat, kayınvalidesini azarlayarak.
yetti artık… Süleyman Bey araya girip savunmak istedi Sevim Hanımı.
Yetmedi Süleyman Bey! Mutfaktaki düzensizliğe bakın; mutfak savaş alanı gibi! Her şey darmadağın, eski bir hurdalık gibi.
Hele sizi bir yıl askere göndermek lazımdı Sevim Hanım, askilikte disiplin nedir öğrenirdiniz! diyerek dalga geçti damat, evin içinde ağır ağır yürüyüp, kayınvalidesinin tüm açıklarını sıraladı.
Buzdolabına da baktım, ne tembelliğiniz varmış; yoğurt iki haftalık, peynir açıkta kalmış, kuruyup taş gibi olmuş!
Alper, hiç çekinmeden bütün bozuk yiyecekleri çöpe attı.
Hele ki o tabakta kalan, bitmemiş pilav! O nedir öyle, tabak kova olmuş, zor mu onu yıkamak? Bulaşık makinen var diye bu kadar serbestlik olur mu?!
Az kalsın bulaşık makinesini açacaktı ki, Sevim Hanım hızlıca vücuduyla önünde durdu.
Tamam, yeter! Çıkıp git evimden yoksa hemen polis çağırırım, davacı olurum!
Bakmam ki damadımsın, sana da cezası var! Burası benim evim, mutfağım, banyom, çamaşırım! Senin ne hakkın var böyle pat diye dalıp, her şeye karışmaya?! bağırdı Sevim Hanım.
Süleyman Bey ise damadın ipuçlarını çözmüş, keyifle olan biteni izliyordu.
Evet Sevim Hanım, işte tam da beklediğim buydu! dedi Alper, hafifçe gülümseyerek.
Şimdi lütfen kendi bağırdıklarınızı kendinize de söyleyin, çünkü aylardır biz Asumanla aynısını yaşıyoruz sizin ansızın, izinsiz evimize girip teftiş yapmalarınız yüzünden!
Şunu da söyleyeyim; bir daha tek kelimeyle bile izinsiz evimize girerseniz, ben de gözünün yaşına bakmam! Umarım anlamışsınızdır, iş buralara varmasın! diyerek Alper, bornozu çıkarıp, jeansini giydi, paltosunu aldı ve kapıdan çıkarken anahtarı bıraktı.
Evet değerli kayınpeder, kayınvalide; geçmiş ve bugünkü Kadınlar Gününüz kutlu olsun! Mutfakta, Süleyman Beye, sevdiği rakıdan bir şişe, size de güzel bir şarap ve sevdiğiniz parfümü bıraktım. Asuman dedi ki, favorinizmiş!
Bunu söylerken damat, sıcacık ve artık hiç küstah olmayan bir gülümseme takınıp, kapıyı sessizce kapattı ve kayınpederin evinden çıktı.
Sevim Hanım, olan biteni hazmedemeden, rakı şişesini açıp bir duble yuvarladı, kahveyle ardından bir yudum aldı; damadının kullandığı tertemiz kahve makinesinde.
Ah Sevim, vallahi damat diplomatmış Ne güzel çözüm buldu. Bak, hem düşündürdü hem gönül aldık, finali de şık yaptı: hem acı geldi biraz ama etkiliydi de; arkasında da hiç fena olmayan bir tad bıraktı! diyen Süleyman Bey, o kaliteli rakıya ve parfüme bakakaldı.
Hadi bakalım kadın, 8 Martın kutlu olsun! Görünen o ki, seni ilk damadın kutladı bu yıl, hem de dolu dolu: şovunu seyrettin, rakından içtin, parfüm sürdün, akşama elbiseni giyip tiyatroya gidersin, bak ben de sana bilet aldım! diyerek fırından Bir Delinin Hatıra Defterine iki bilet uzattı.

O günden sonra Sevim Hanım, kızı ve damadının evine habersiz, gereksiz uğramaz oldu; ama ne Asumana ne Alpere kırılmadı, genç damadın zekasını takdir etti.
Böylece herkesin hududu çizildi, kimse kırılmadı; Alper de artık rahat rahat işten gelip uyuyabiliyordu. Ve Sevim Hanımın bir daha gardıropta çoraplarını karıştırmayacağından emindi…

Rate article
Lifequest
8 Mart’ta Kayınvalideme Dersini Verdik: Sınırsız Misafirliğe Yaratıcı Bir Türk Stili Son! — “Lena ba…