Ne yapalım, hem çirkin hem de gereksizdi. Bu yüzden onu attım. Annenin yüreği neredeyse duracaktı. Baba ise dışarı çıkıp çocuğu aramaya koyuldu.

Bir zamanlar, yaşlı bir kadın iyi bir şey yapmaya karar veriyor. Evinde artık ihtiyacı olmayan, köşelerde bekleyen ve aklını kurcalayan eşyaları toplamaya başlıyor. Aralarında rengârenk bluzlar, elbiseler, şapkalar, etekler var; hepsi de evinde boş yere yer kaplayan ne varsa. Kadıncağız kendi kendine düşünüyor: Bunları camiye götüreyim, belki ihtiyacı olan birileri alır. Belki bir evsiz, belki bir göçmen.
Hepsini büyükçe bir torbaya doldurup kenara bırakıyor. O gün yorulduğu için yarın götürürüm diye düşünüp yatağına uzanıyor.
Sonra, inanın ya da inanmayın, çok garip bir rüya görüyor.
Sanki ruhu bedeninden ayrılmış da yukarıdan kendi evini izliyormuş gibi hissediyor. Her şey ışıl ışıl parlıyor ama o hâlâ kendi odasında. Ruhu ise tarifsiz mutlu.
Kadın, ellerinde o titizlikle hazırladığı torbayla odanın tam ortasında bekliyor. O sırada karşısında küçük bir kız çocuğu beliriyor.
Teyze, o torbada ne var?
Kadın gülümseyerek cevap veriyor:
Birkaç gereksiz eşyamı topladım. Evimde yalnızca yer kaplıyorlardı. Onları gerçekten ihtiyaç duyan birilerine vermek istiyorum. Yarın camiye götüreceğim.
Çok iyi kalplisiniz. Ama torbanız pek temiz görünmüyor, biraz kirlenmiş. Yıkarsanız daha iyi olur, olur mu?
Olur evladım, yıkarım.
Sakın unutmayın, tamam mı? diyor küçük kız ve bir anda kayboluyor.
Kadıncağız o an uyanıyor. Yatağından fırlıyor, rüyasını aklına getirmeye çalışıyor. Kendi kendine Belki de gerçek bir melekti, kim bilir? diye düşünüyor.
Sonra gözünü torbaya dikiyor ve içindekileri tek tek çıkarmaya başlıyor. Madem yıkanacak, çıkarıp hemen makineye atmalı.
Bunlar ilk bakışta kulağa tuhaf gelebilir. Belki yaşlı kadın bir rüyaya inanmakla yanlış yapıyordur diyeceksiniz ama ben inanmam. Bana da ilk başta öyle gelmişti, ta ki size anlatacağım şu olayı duyana kadar.
Bir ailede bir erkek çocuk dünyaya geliyor. Bu ilk çocukları değil; ikinci oğulları. Anneyle baba, sevinçlerini paylaşmak için dostlarını eve davet ediyorlar.
Ev tıklım tıklım dolu. Herkes tebrik ediyor, bebekle ilgileniyor, hediyeler getiriyor. Ama kimse çocuğu övmüyor veya güzelliğinden bahsetmiyor. Çok tatlı, çok güzel olmasına rağmen anneyle baba, Maşallah demeden övmek iyi değildir, nazar değmesin diyerek misafirlere bunu yasaklıyor. Konuklar da tartışmak yerine üstü kapalı bakışlarla bebek hakkında olumsuz şeyler söylemeye başlıyorlar.
Aman Allahım, ne kadar çirkin bir bebek. Allah korusun. Hiç de bakılası değil.
Her biri sırayla bu cümleleri tekrar edip, el sallayıp gidiyorlar. Anne ve baba rahatça nefes alıp salona geçiyorlar.
Ailenin büyük oğlu kısa bir süre önce söylenenleri duymuş. Herkesin küçük kardeşinden memnun olmadığını gözlemleyince kendi kendine Bu çocuk istenmiyor, öyleyse neden burada? diye düşünüyor.
Çok fazla duraksamadan bebeği alıp hızla balkona koşuyor. Etrafına bakıp bir zamanlar oyuncaklarını attığı gibi küçük kardeşini aşağı fırlatıyor.
Bunu ilk duyduğumda nefesim kesildi. Her şey çok kötü bir şekilde bitebilirdi. Eğer Allah çocuklarına sahip çıkmasaydı.
O anda bir melek geliyor ve çocuğu kurtarıyor.
Şans bu ya, rüyasında meleği gören kadın tam da o binada, tam o balkondan bir kat aşağıda oturuyor.
Kıyafetleri yıkamayı bitirmiş, torbayı cama bağlı ipe asmış, kuruması için bekletiyor.
İşte tam o sırada yukarıdan, sanki gökten bir bebek düşüyor ve doğrudan onun torbasına, yumuşacık içine konuyor.
Anneyle baba, diğer odadaki sessizliği fark ettiklerinde iş işten geçmiş oluyor. Odaya girdiklerinde yalnızca büyük oğullarını balkonda buluyorlar, bebek ise ortada yok. Panikle soruyorlar: Kardeşin nerede? Çocuk ise masumca cevap veriyor:
Çirkin, istemiyorum, attım gitti.
Annenin yüreği ağzına geliyor. Baba koşa koşa aşağıya inip bebeği arıyor. Allaha şükür, küçük oğulları sapasağlam çıkıyor.
Allahım, ne büyük şans! diye ağlıyor anneyle baba, bebeklerini kucaklayıp.
Peki kime teşekkür ediyorlar sizce? Tabii ki, aşağı katta oturan teyzeye! Allaha tek bir teşekkür eden yok, kadın dışında. O biliyor ki, böyle bir şans insanın başına öylece gelmez. Eğer rüyasında meleği görmeseydi, torbayı balkona asmazdı ve belki o çocuk şimdi hayatta olmayacaktı.
Neden herkes yalnızca şans diyor, Allaha teşekkür etmiyor? Uzun süredir bu konuyu düşünüyorum. Cevabını hiç tam olarak bulamadım. Belki herkesin yorumu başkadır. Ama ben kendi adıma söylüyorum: Tesadüfe inanmam. Her iyilikte, her mucizede Rabbimin eli vardır. Şükretmekten başka yapacak bir şey yok.

Rate article
Lifequest
Ne yapalım, hem çirkin hem de gereksizdi. Bu yüzden onu attım. Annenin yüreği neredeyse duracaktı. Baba ise dışarı çıkıp çocuğu aramaya koyuldu.