Bugün, kırk yaşımdayım ve iki kez nikah masasına oldukça yaklaşmıştım. Bunun sebebi duygusuzluk değil; tam tersine, her seferinde evlenmenin biraz kendimden vazgeçmek anlamına geldiğini fark ettiğim için durdum.
Mesleğim uluslararası hukuk; hayatım havalimanları, oteller, sanal toplantılar ve yurtdışında müşterilerle görüşmelerden ibaret. Bu noktaya ulaşmam yıllarımı aldı. Günde on dört saat çalıştım, seyahat ederken ders çalıştım, bekleme salonlarında uyudum, tatilleri iptal ettim. Varlıklı bir aileden gelmediğim için sahip olduğum her şeyi sıfırdan kendim kurdum.
İlk nişanlımla İstanbulda, otuz dört yaşımda tanıştım. O bir cerrah, Amerika’da yerleşik, kendi muayenehanesini kurmuş, düzenli bir hayatı vardı. Başlarda her şey heyecan doluydu: geç saatlerde aramalar, haftasonları seyahatler, her ay görüşmek için planlar
Sekiz ay sonra, şık bir restoranda, herkesin önünde evlenme teklif etti. Yüzüğü uzattı, kabul ettim, ağladım, sarıldım, sonra hemen annemi aradım. Ama ardından gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Buraya taşındığında, Seyahat etmeyi bıraktığında, Daha sakin bir iş bulduğunda diye konuştu. Benim isteyip istemediğimi sormadı bile; alışkanlık olarak benim onun hayatına ayak uydurmam gerektiğini varsayıyordu.
Bir gece, onun evinde, o hastane programını kontrol ederken, ben koltukta oturmuş takvimime bakıyordum; uçaklar ve toplantılarla dolu. O anda; bu evliliğin, beni doktorun karısı yapmak anlamına geldiğini, kendi yarattığım hayatımı kaybedeceğimi anladım. İki ay sonra yüzüğü iade ettim. İkimiz de ağladık. Acıydı, ama pişman değilim.
İkinci olay ise çok farklıydı. Otuz yedi yaşımda, kelimenin tam anlamıyla havalimanında tanıştım. O, ticari havacılıkta pilottu. Gecikmiş bir uçuş üzerine sohbet ettik, ardından başka bir şehirde yemek yedik. Dikkatli, eğlenceli, benim gibi sürekli seyahat eden biriydi. Bir yıl sonra bana evlenme teklif etti. Bu kez lüks bir restoran yoktu; bir otelde, uzun bir uçuşun ardından teklif etti. Evet dedim, çünkü ilk kez biri yaşam ritmimi anlayabiliyor gibiydi.
Ama gariplikler başladı. Mod değişimleri, sessize alınan telefonlar, silinen mesajlar, uçuşlarla ilgili bahaneler ve gerçek programına uymayan mazeretler Bir gün, tanımadığım bir numaradan bir kadın bana yazdı. Çok laf etmedi, ama bir yakının bilebileceği detaylar verdi. Elimde hukuki bir kanıt yoktu, fotoğraflar da yoktu. Yine de parçaları birleştirmeye başladım; sık sık kaybolmalar, küçük yalanlar, kaçamak cevaplar
Bir akşam, kendi evimde, ona doğrudan sordum. Her şeyi inkar etti. Gözlerimin içine bakıp kendime kuruntu yaptığımı söyledi. O gece kararımı verdim. Sessizce, kavga çıkaramadan nişanı iptal ettim. Bir kez daha, güvenemediğim bir adamla evlenmeyeceğimi söyledim.
Bugün kırk yaşındayım. Biliyorum, biyolojik olarak çocuk sahibi olmak kolay değil. Yine de telaşlanmıyorum. Kariyerim, kendi hızım, yolculuklarım, evim ve sessiz akşamlarım var. Boş hissetmiyorum, eksik de değilim.
Bazen, neden hiç evlenmediğimi sorguluyorlar. Hep aynı şeyi söylüyorum: Kompromise ya da ihanete onay vererek evlenseydim, pişman olurdum.
Gelecekte ne olacak bilmiyorum. Ama içim rahat. Hayat bana öğretti; kendi değerlerimden ödün vermeden ilerlemek bir nevi özgürlük.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



