Şermin marketten aldığı torbalarla eve doğru yürüyordu, yanında komşusu Meryemle laflıyordu. Evinin önünde, o gösterişli arabayı görünce bir anda diklendi, gururlu bir sesle:
Aaa, bak hele, bizim gelecek damat sabah sabah çıkıp gelmiş galiba, dedi.
Meryem de arabaya baktı, gözleriyle sinsice bir ışıltı geçti:
Sen daha damat oluyor diye mi bakıyorsun? Dur hele, Elife daha teklif etmedi ki Ayrıca, bilmiyoruz ne iş yaptığı, ya sahtekarsa, ya bir dolandırıcıysa?
Şermin elini sallayıp dudaklarını büzerek cevapladı:
Boş laf etme. Çok düzgün biri, hem Elifle ciddi düşünüyor. Hadi ben kaçayım, vaktim yok. Misafire çay demleyeceğim, yanında da şöyle, güzel çikolataları aldım ya.
Poşetleri kucaklayıp resmen koşar adım evine daldı. Meryem ise arkasından ekşimiş bir suratla baktı.
Bak hele, sebebi şimdi çıktı! En pahalı salamdan aldı, en güzel çikolatadan, bir de peynir filan. Eve gelen misafire sunacak demek ki! Kızını evlendirmeye pek bir hevesli
***
Evde Şerminin içi kıpır kıpır olmuştu. İçeri girince şu tabloyla karşılaştı: kızı Elif tabureye oturmuş, yanında o, misafir, olacak zat.
Damat adayı resmen Elifin gözlerinin içine bakıyor. Şermin kapıyı çarpınca adam hemen toparlanıp kenara çekildi. Belli, birbirlerini izliyorlardı!
Adam yine her zamanki gibi oldukça kibar davrandı. Meğer Elife çiçek, çikolata kutusu ve güzel bir parfüm getirmiş.
Şermin ise damat adayını süzüyordu:
Ay yavrum, adam ne kadar yakışıklı! Şakaklarda biraz ak düşmüş ama hiç de yakışıklılığından kaybetmemiş. Bildiğin asil bir bey! diye, sonra kızına ballandıra ballandıra anlattı.
Elif gururla annesine gülümsedi:
Asil zaten anne.
Ne için geldi bugün? Nihayet bir teklif ve çiçekler mi? diye atıldı Şermin.
Elifin yüzü asıldı:
Yok anne Sadece tiyatroya davet etti, şehirde buluşacakmışız
Şerminin birden yüzü düştü.
İşte bak Davet etmiş, ne güzel Anladık o şehirli oğlanları! Şehirde neler yapar, ne gezmelerde, sonra gelir birini bulmaya Elifcim, bana kalırsa bildiğin çapkın Kazanova! İki aydır gelip gidiyor, hala bir resmi laf yok ortada!
Anne
Ne annesi? Otuz oldun sen, o da neredeyse kırka dayandı! Niye evlenmiyorsunuz ki, ne bu bekleyiş? Bu kadar uzatmaya gerek yok bence!
Anne, biz hallederiz.
Sen sus da ananı dinle! diyerek öfkelenip Elifin elinden o salam dilimini kaptı.
Onu yerine bırak, sonra kilo alırsın, daha evlilik var. Hem salam pahalı kızım, yarın bu damat gelir, yanında verecek bir şey olmaz, dursun sana!
Elif masmavi gözleriyle dikkatlice annesine bakıp usulca sordu:
Anne Yine neden sinirlendin sen böyle? Ne oldu ki?
Şermin salamı buzdolabına koydu; elindeki tabakları, masadaki peynirleri, çikolataları hızla topladı. Kızına bakıp içinden öfkeyle söylendi:
Korkuyorum ki! Herkesin gözü önünde gelip gidiyor, sonra bir gün çekip gitmesin? Sen de yirmilerine değilsin artık, köyde kocaya kaçırılmadı diye konuşuyor millet!
Sonra o damat adayı gittikten sonra kimse uğramaz buraya, yolları unuturlar!
Dert etme anne, dedi Elif gülümseyerek. O hiçbir yere gitmez, merak etme.
***
Bir hafta sonra Şermin, valiz hazırlarken gözyaşlarını sile sile Elifi uğurluyordu. Meğer kız beklediği o kadar da masum değilmiş
Meğer torun geliyormuş! Anne sorunca kız bir sırıtışla cevapladı:
O beni arabayla ormana, çilek toplamaya bırakmıştı. Hatta ormanda beklemiş, geri getirmek için! Hoşuna gidince de bırakmadı işte Ben de güzelim ama, ne yapayım.
Ormanda mı dedin? Nasıl olur, hemen anlat bakalım! Ben senin hangi terbiyede eksik kaldığını bilmem gerek!
Kız afiyetle salamla peyniri götürüyordu:
Boşver anne! Hahaha Önemli olan şimdi evlenecek olmam!
Ama düğünde kim varsa çağıracağız bak, unutma! kararlıydı Şermin. Ah canım yavrum, seni başkasının memleketine yollamak çok zor! Tek evladım sen
Sık sık geleceğim ben sana, annem
Komşular da eve üşüştü kapıya:
Şermin, kızını evlendiriyormuşsun, hiç çaktırmadın bize!
Şehre gidiyor, ortalarda dolaşıyordu Şermin.
Biz hediyesiz geldik, önceden haber verseydin ya!
Yok, gerek yok, kızım yeni hayatına başlıyor, yeter zaten.
Ne güzel!…
***
Şerminin biricik kızı Elif, yeni hayatı ve sevgilisiyle şehre taşındı.
Kısa aralarla Elif annesini arıyor, yeni damadın pardon, sevgilinin evini ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Şermin düğün haberini, bir türlü beklediği gibi, bir türlü alamadı.
Önce bir ay, sonra iki ay, sonra altı ay geçti Bir gün Meryem telaşla gelip şehirde Elifi bebek arabasıyla gördüğünü söyleyince Şerminin nutku tutuldu.
Arabayla mı? Nasıl yani?!
Apar topar montunu ilikleyip otobüse bindi, yolu nasıl geçti hatırlamıyor bile.
Torunu olmuş, ama Elif haber bile vermemiş! Böyle büyük bir şeyi annesinden gizlemiş.
İstasyondan kızını aradı. Sağ olsun şehirde çekiyor tabii telefon, köyde nerde
Elif açmadı önce, birkaç kez meşgule attı. Şermin daha da delirdi.
Nerelerdeysin kız sen? diye bağırdı telefonda, istasyondakilerin bakmasına aldırmadan. Ben burda seni bekliyorum, gel al beni! Söyle bakalım, torunumu doğurdun, bana haber bile yok!
Elif tek başına, taksiyle geldi, gözü yerdeydi.
Anne, kusura bakma, anlatacak fırsatım olmadı. Bir kızım var, adını Derya koydum. Sana çok benziyor
Biz Poyrazın evinde yaşıyoruz (adamın adı Poyrazmış). Evi de çok güzel…
Sonra?
Şermin kızına dikkatlice ve biraz sitemkâr bakıyordu.
Beni utanıyor musun, söyle bakayım kızım?
Elif panik oldu:
Hayır anne, hiç öyle bir şey yok! Ne alakası var! Sadece nasıl anlatsam Poyraz annesiyle yaşıyor.
Ev ve araba, hepsi annesine ait. O da annesinin sözünden çıkmıyor Kadıncağız evlenmemize izin vermiyor!
***
Şermin, Burası dağ başı mı! Ben düzene sokarım burayı! diye düşünerek eve girdi.
Poyrazın annesi ne yapıyorsa yapsın, girişte havalı havalı piyano çalıyordu üst katta.
Şermin doğrudan yukarı çıkıp piyanonun kapağını kapadı.
Piyano başındaki oturaklı kadın, Şermine sertçe baktı.
Hayrola, siz kimsiniz? dedi ukala bir tavırla.
Ben Elifin annesiyim! diye seslendi Şermin. Çocuk var evde, uyuyacak, sen burada çatır çatır piyano çalıyorsun!
Deryadan mı bahsediyorsun? O yeni uyandı zaten, dişlerinin arasından köpürerek cevapladı piyanocu. Ardından küçümseyen bir sesle ekledi: Kim kimin uykusunu bölüyor, tartışılır!
Sana çocuk mu engel oldu? hayretle sordu Şermin. Çözüm basit: Ayrı eve çıkarsın, rahat rahat uyursun!
Ben kendi evimden niye çıkıyormuşum hanımefendi?
Çünkü gençlere karışıyorsun.
Ben mi engel oluyorum? Gitsinler kapı orada, kendi hayatlarını kursunlar.
Yani torununu umursamıyor musun? dedi Şermin bozulmuş şekilde.
Kadın buz gibi bir bakış attı:
Adın neydi, Şermin miydi? Memnun oldum. Şimdi de şunu cevapla bana; kızına ve torununa neden ben sahip çıkıyormuşum? Sen ve Poyraz varsınız ya! Ben oğlumu verdim, yeter! Hala bana mı laf ediyorsun? Bak, biraz daha zorlarsan evi terk ettiririm sana! Delirtme beni, ana yurdunu terk edeceksiniz hepiniz!
O sırada Poyraz içeri koştu, telaşla Şerminin önüne atladı:
Yol yorgunusun anne, Elif sana mutfakta çay koydu, hadi geçelim!
***
Çay içmek belki biraz ortamı yumuşatır diye düşündü Şermin ama içindekiler dinmek bilmedi. Karşısında cadı kadın çay içip sinsi sinsi gülüyordu.
Ben seni daha çok görürüm, diye içinden geçiriyordu Şermin.
Poyraz ise bir köşede huzursuz, Elife gözleriyle Annanı toparla, ortalığı karıştırıyor, der gibiydi.
Elif de bunun farkındaydı; annesini odada konuşmaya aldı:
Anne, biraz konuşmamız gerek!
Nedir yine? öfkeyle sordu Şermin. Görüyorum ki bu zaman zarfında oyalanmayı hiç beceremedin! Kaynanan bildiğin başınıza geçmiş.
O benim kaynanam değil anne, itiraf etti Elif. O, Poyrazın karısı! Tek ve yasal karısı!
Şermin şoka girdi:
Ne diyorsun kızım! Nasıl böyle oldu bu iş?
Elif annesine üzgün bir tavırla baktı:
Gördüğün gibi Poyraz zengin. Ama tüm mal mülk onun sayesinde Yirmi yıl önce ellisine yaklaşırken evlendi kadınla. Çocuk istemiyor, çocuk hiç yok
Şermin şaşkınlıkla odada gezindi. Kafası allak bullak; altın varaklı duvarlar, kadife perdeler, şık mobilyalar Ev dolusu kitaplık
Hepsi kadınınmış, anladı. Elif içini döktü:
Başta ben de anlamamıştım, hatta senin gibi kaynanası zannediyordum, ama Poyraz anlattı. Her şey ona ait.
Vay alçak! öfkelendi Şermin. Ne buldun bu adama?
Anne, Poyraz bir aile, çocuk istiyor. Kadın kabul etmemiş, yıllarca sabretmiş, sonunda gönül eğlendir diye bana izin verdi. Yani, ben metresim Şimdi aynı evde laf olsun diye komşu gibi yaşayıp gidiyorlar.
Yeter artık! dedi Şermin. Topla eşyaları, kucağına al torununu, köyümüze geri dönelim!
Ama Elif bir anda diklendi:
Hayır anne, gitmeyeceğim. Her şeyim burada, ben burada kalacağım! Bir gün kadın ölünce Poyraz bana evlenme teklif edecek.
O zamana kadar burnundan getirir!
Olsun anne. Ben kendi yolumu seçtim.
Öyle olsun! Ama ben burada bir gün daha durmam! diyerek Şermin valizini kaptı.
***
Şermin için günler çekilmez ve tek düze olmaya başlamıştı. Sadece komşuların dedikodularıyla oyalanıyordu.
Bir gün dayanamadı, evini kilitleyip şehre gitti. Elifin yaşadığı konağın köşesine sığındı, bir süre öylece baktı.
Gördü ki torunu Derya, bahçede iki süslü kanişle koşturuyor, Babaanneee, babaanne! diye bağırıyor Ama kadın olan kadını, Poyrazın karısını babaanne diyerek çağırıyor!
Bak hele, içi buruldu Şerminin, O kadının ünvanı yok benim torunumda, asıl babaanne benim!
Gölgelerden fırlayıp kapının tokmağına vurdu.
***
Kimse Şermini evden kovmadı. Hatta konağın sahibi kadın bile, Ev büyük, hepimize yer var, deyiverdi.
İki kadın da kendi aralarında laf dalaşlarını bırakıp arada sırada tatlı tatlı iğneleyerek, bazen bahçede çiçek ekerken, bazen de Deryayla saklambaç oynarken geçindiler:
Geldin sonunda ha! Kızını ezdireceğimden korktun galiba? Doğru yaptın; senin kızın biraz pısırık, iyi koruman gerek bana karşı.
İstersem evi boşaltırım, istersem de olduğu yerde bırakırım. Kızın da sana çekmemiş, babasına benzemiş bence. Sende yine biraz diklik var, gerçi zayıf.
Bak ben de seni şöyle bir önüne gelsem, vız gelir! Hem benimki niye zayıf olsun! diye mırıldandı Şermin.
Çünkü sen kızının peşinden geldin, o sana gelmedi! Demek ki sen daha zayıfsın.
Sen öyle san. Şimdi buraya niye taşındım sanıyorsun? Bakıyorum bir halin yok, bugün olmazsa yarın yatağa düşeceksin, başına bakacak biri lazım olacak. Benim için aileden biri, üstelik alışkınım; yeter ki benim Elifime iş düşmesin.
Haha, güldürdün vallahi. Ben turp gibiyim, en iyi doktorlardan bakım alıyorum, doğurmadım da stresim yok. Nereden çıkardın Şermin, önce ben bırakırım bu dünyayı?
Artık kızgınlıklar geride bırakıldı, hayat böylece devam etti. Herkes, kendi yolundaO akşam, bahçede üç kadın yan yana oturup çaylarını yudumladılar. Derya çimenlerde daldan taç yapmaya uğraşıyor, arada babasına el sallıyordu. Poyraz ise uzakta, balkonun demirine yaslanmış, onları izliyordu; hayatında ilk kez bu kadar kalabalık ve huzur dolu görüyordu evini.
Şermin fincanı usulca masaya bıraktı, gözleri nemli ama dudaklarında mutlu bir gülümsemeyle Elife baktı:
Korkma kızım, bazen hayat bir yolunu bulur. Biz iki kadın, bir torun, az da olsa sevdalı bir adamın gölgesinde Eh, bunu da yaşarmışız, hiç aklıma gelmezdi.
Elif başını annesinin omzuna yasladı, Her şey yoluna girecek, anne, dedi kısık sesle.
O sırada Derya elinde papatya tacıyla koşup geldi, üç kadının arasında döndü:
Bakın size taç yaptım, şimdi hepiniz prensessiniz! Ben de küçük kraliçeyim!
Şerminin kalbi o anda sıcacık oldu. Konağın avlusunda akşam güneşi kızıl gölgeler bırakırken, Şermin gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. Nerede yaşarsa yaşasın, sevginin kök saldığı her yerde yuva vardı.
Ve hayatta bazen en karmaşık masallar bile, sonunda herkesin birbirine alıştığı, bir masal bahçesinde buluşan tuhaf ama mutlu bir aileyle biterdi.
Şermin o gece yıldızlara bakıp kendi kendine fısıldadı: Demek ki mutluluğun tarifi, bazen geçmişin inadını bırakıp, yanında kim varsa onlarla yeni bir öykü kurmaktan geçiyormuş.
Ve konağın pencerelerinde o gece ilk defa üç kadın, bir çocuk ve sonsuz umutla yanan hafif ışıklar parladı.




