Yıllarca ailenin uyumlu kızı olduktan sonra, bir aile akşamı fazlalık olduğumu hissettirdi bana.
Kız kardeşim her zaman annemin gözdesiydi. Ben ise sessiz, mantıklı, sorun çıkarmayan kişiydim. Babam vefat ettiğinde annemin yanında ben kaldım. Kız kardeşim eşiyle birlikte yaşıyordu ve yalnızca Pazarları uğrardı. Ben faturaları öderdim, market alışverişini yapardım, kışın odun taşırdım. İş dönüşü annemin apartmanına uğrar, yedek anahtar ile kapıyı açar, odaları havalandırırdım. Annem Ben de yapabilirim derdi ama yardımımı hiç geri çevirmezdi. Kız kardeşim bana Sen güçlüsün derdi.
Geçen ay annem aileyi akşam yemeği için bir araya getirmeye karar verdi. Pazar günüydü, yıllardır sakladığı beyaz örtüsünü masaya serdi. Kız kardeşim ve eniştem büyük bir pasta ile geldiler. Annem daha kapıda gülümsüyordu. Ben salata ve ekmek getirdim fakat kimse fark etmedi.
Akşam yemeği sırasında annem gelecekle ilgili konuşmaya başladı. Evle ilgili plan yapılmalı, ileride kavga olmasın, dedi. Kız kardeşim ciddi bir şekilde başını sallıyordu. Ben tabağımda domatesleri doğramaya devam ettim. Annem, evin kız kardeşime kalmasına karar verdiğini açıkladı. Sebebi, onun çocuk sahibi olmasıymış ve daha çok ihtiyacı varmış.
O anda eniştem, kız kardeşimin omzuna elini koydu. Kız kardeşim, başını önüne eğdi; sanki utanıyordu. Ben elimde bıçakla öylece kaldım. Bir ödül beklemiyordum, ama en azından bir konuşma beklerdim. Sakin bir şekilde anneme neden önceden benimle konuşmadığını sordum. Annem Sen her zaman anlayışlısın, konuşmaya gerek yoktu dedi. Bu sözleri, kararın kendisinden daha çok yaraladı beni.
Anlayışlı olmak, yok sayılmak mı demek? Annem devam etti; Sen kendi ayakların üzerinde duruyorsun, işin var, sen kendini kurtarırsın. Kız kardeşim hiç konuşmadı. Yemeğe kaldıkları yerden devam ettiler, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi. Salonun saatinin tiktaklarını duyuyordum.
Herkes gidince, ben bulaşıkları yıkadım. Annem pencere dibindeki koltukta oturuyordu. Ona, benim de güvenceye ihtiyacım olup olmadığını hiç düşünüp düşünmediğini sordum. Annem iç çekip Sen güçlüsün, güçlüler istemez dedi. O an, yıllarca hep uygun olanı oynadığımı anladım. Ne iyi, ne sevilen sadece uyumlu olan kişiymişim.
Ertesi gün annemin evine uğramadım. Telefon iki kere çaldı. Annem, iyi olup olmadığımı sordu. İyiyim, artık her gün gelemeyeceğim,dedim. Annem sustu. Kız kardeşim daha sonra arayıp Darılma, gerek yok dedi. Darılmadım; yoruldum sadece.
Yıllarca başkalarının ihtiyaçlarını kendiminkilerin önünde tuttum. Yıllarca hep O kendini kurtarır dediler. Artık kendi evime dönünce, bulaşıkları sabaha kadar bekletiyorum, yorulduysam. Sebepsiz çiçek alıyorum kendime. Annemin ihtiyacı olunca, kız kardeşime gidip gidemeyeceğini soruyorum. Bazen o da Yoğunum diyor. O zaman ağırlığın asla ortak olmadığını, hep benim üstlenmiş olduğumu anlıyorum.
Annemle aramı bozmadım. Yalnızca artık otomatik olarak hep hazır olmuyorum.
Annem bana daha hassas konuşmaya başladı. Kız kardeşim artık yardım teklif ediyor. Evin kararında değişiklik olur mu bilmiyorum. Ama içimde bir şey değişti.
Güçlü olmak, sessiz olmak demek değilmiş. Herkes sana bel bağladığında, çekilip ağırlığını göstermek gerekiyormuş kimi zaman.
Anneye sınır koymak, onu hayal kırıklığına uğratsa da, doğru mudur? Sanırım artık sınırlar koymak da normal.




