Hiçbir Ses Duyulmuyor

Hiçbir şey duyulmuyor
Uçak, utangaçça bulutların arasından burnunu gösterecek gibi oluyor, etrafa bakınıyor, uzun bir dönüş atıyor ve yere, sevdiğine nikah masasında yanağını nazikçe okşayan bir damat gibi, yumuşakça dokunuyor.
Alkışlar kopuyor ama pilotlar onları duymuyor.
Ve bir de Kolya Kaplin duymuyor; uçuş sırasında kulakları tıkanmış.
Kaplin durmadan burnunu tutup üflüyor.
Hava her yerden çıkıyor ama bir türlü olması gereken yerden çıkmıyor, kafasının içinde beyaz bir uğultu çınlamaya devam ediyor.
Nikolay sabahın erken saatlerinde annesinden dönüyor, tam işe hazırlanmak için vakti var.
Eşi uyumamış, evde sinirli bir şekilde bir eşyayı oradan oraya taşıyor.
Kolya mutfağa geçip kendine öğle yemeği hazırlamaya başlıyor.
Hala hiçbir şey duymuyor.
Ben gidiyorum!
Bıktım artık!
Her şeyden bıktım!
Bu hayattan, senin üç kuruşluk maaşından, dünyanın arka sırasındaki bu apartmandan.
Ben sanıyordum ki bana kronik bir aşk var ama meğerse sadece bir hastalık kapmışım!
Kaplinin arkasından eşi öfkeli itiraflarını sıralıyor, o ise huzurlu şekilde patatesi tencereden termosuna aktarıyor.
Ben artık Aliye gidiyorum, sen onu tanımıyorsun, o da seni tanımıyor, ama harika biri.
Ona karşı gerçek duygularım var.
Hem merak etme, sana ihanet etmedim; aramızda hiçbir şey olmadı.
Yani buradan dürüst bir kadın olarak gidiyorum, sonra benim hakkımda dedikodu yapmayasın!
Özellikle de annene!
Kolya yemeğini bitirip hepsini çantasına koyuyor, kahve hazırlamaya başlıyor.
Hiç mi bir şey söylemeyeceksin?
Ben burada içimi döktüm sana!
Sevgiliim!
diye sesleniyor Kolya omzunun üstünden.
Şu pantolonumu ütüleyebilir misin?
Ne?
Pantolon mu?!
Ben sana duygularımı anlatıyorum, sen ütü diyorsun.
Al işte, her şey defolsun!
Belki bir durdurursun diye düşündüm
Cümlesini bitirip çantasını kapıyor, sinirle kendi kadın çantasını Kolyanın işe hazırladığı çantayla karıştırıp apartmandan çıkıyor.
Ancak evde kapı çarpıp titreşim bırakınca Kaplin anlıyor ki eşi gitmiş.
Bu saatte nereye gidiyor ki?
Pantolon ne olacak?
Off, yemek nerede? diye düşünüyor Kolya bu sabahki ayrılığı geçirirken.
İki termosunu bulamadığı için üzüntüyle, Kaplin buruşuk pantolonla işe çıkıyor.
Asansöre girerken, apartmanın aidat işlerinden sorumlu olan Hatice Hanım’ı bir kafa hareketiyle selamlıyor.
Her ay apartmandan aidat toplarken, hâlâ paraları Altın Orduda saklıyormuş gibi davranıyor.
Rivayetler, parfümünün Moğolları diriltip düşmanları kovmak için kullanıldığını anlatıyor.
Kaplin nefesini tutup asansöre binip yüzünü çıkışa dönüyor.
Asansör iniyor, tam bir gaz odası gibi.
Haşere ilaçlama için para vermediniz.
Bugün bütün apartmanı ilaçlayacaklar, Hatice Hanımdan ses geliyor.
Kaplin sessizce kapı fitilinin parfümden eridiğini izliyor.
Akşama kadar parayı havale edersiniz değil mi?
diye sıkıştırıyor.
Kolya hiç cevap vermiyor.
Kadın Kaplinin kulağına eğilip yüksek sesle söylüyor:
Bugün sonuna kadar bekliyorum havaleyi.
Tebrikler.
Sizi nereye havale ediyorlar?
diyor Kaplin.
Geri Semerkanta mı?
Gerçekten, Kaplin kadının Cengiz Han soyundan olduğuna inanıyor.
Hatice Hanım Kapline pek çok şey söylüyor ama onun kulağına sadece -ük, -dor, -tı, -et gibi parçalar geliyor; sanki eski Türkçe konuşuluyor.
Adam ne dediğini hiç anlamıyor, bir sergiye bakar gibi başını sallıyor.
Asansör kapısı açılınca Kolya taze havaya koşuyor, Hatice Hanım ise daireleri dolaşıp aidat toplamaya gidiyor.
Kaplin elektrikçilik yapıyor.
Geçen haftadan beri, huysuz bir müşterinin, ne maddi ne hayal gücü olan birinin, ortaya güzel bir işler çıkarmak isteğiyle çalışıyor.
Müşterinin malzeme ve çizimleri karakterine uygun, biraz sorunlu.
Kolya tek başına değil, aynı çıkmazda bir tesisatçı ve boyacılar da var.
Kolya duvarları kablo için keserken, arkadaşları diğer odalarda ter dökerken müşteri içeri giriyor.
Gece boyunca arkadaşının doğum gününde eğlenmiş, ilhamla uyanıp tam bir kontrol yapmaya geliyor.
Her şey yanlış!
müşteriler bağırıyor, ayağını yere vuruyor.
Prizler satranç gibi dizilmeli, avize tam merkezin üç derece sağında olmalı.
Benim dediğim gibi yapmazsanız hiçbirinizi ödemem!
Bu absürt talep ve tehditlerle bütün odaları dolaşıyor, sonra çocuk odasında kendini torba üstünde uyuyakalıyor.
Yedi saat sonra müşteri uyanıyor ve kendi garip tasarımının sonuçlarını görüyor.
O sürede ustalar salon ve mutfağı yeni bir kapıyla birleştiriyor, banyoda yeni bir misafir tuvaleti beliriyor.
Müşteri üstü başı sıvadan bembeyaz, yüzü korkudan bembeyaz.
Kararlarını hatırlamıyor, işçilere iftira atacak gibi oluyor, ama onlar video kayıtlarını gösteriyor.
Bir tek Kolya hiçbir değişiklik yapmamış; müşteri sarhoş talimatını duymamış.
Ya duygulardan ya umutsuzluktan, müşteri Kolyaya sarhoş sanatçılığa direnç için küçük bir prim veriyor, diğerlerini işten çıkarıyor.
Ama video baskısıyla yapılan her işi ödemek zorunda kalıyor.
Akşam aç ve yorgun Kolya dayanamayarak doktora gidiyor, yeniden seslerin dünyasına dönmek için.
Yol boyunca arkasına sinirli bir köpek takılıyor, havlayınca korkutmaya çalışıyor ama Kaplinin dünyası sessiz bir film gibi: insanlar ve hayvanlar rol oynuyor ama ne istediklerini anlamak zor.
Kolya sadece yürümeye devam ediyor, rahat ve kendinden emin.
Sonunda köpek sıkılıyor, o da peşini bırakıyor.
Sesler seninle olsun!
diye espirili bir şekilde, doktor Kolyanın kulağını temizliyor.
Yeniden duyar hale gelince Kaplin eve dönmek için acele ediyor.
Yol üstünde cüzdanından primini çıkarıp bir poğaça ve eşi için mütevazı bir çiçek alıyor.
Apartman girişinde üzgün bir komşu karşılıyor.
Duydun mu haberi?
diye soruyor.
Ben zaten bütün gün hiçbir şey duymadım, diyerek küçük parmağını kulağına sokuyor Kolya.
Migunova, yani şu Altın Ordu Hatice, tüm apartmandan paraları topladı, batıya taşındı.
Başka şehre taşındı, izini kaybettirdi.
Önceden planlamış her şeyi.
Yedi blok dolaşmış.
Sen verdin mi?
Hayır, vermedim, başını sallıyor Kolya.
Sabah bana havale dedi, hiç anlamadım.
Şanslısın.
Ben aptal, verdim.
Bir tek şu teselli var: kadının parfümüyle apartmanda dolaşırken bütün böcekler zaten öldü, komşu hafif gülüyor.
O yüzden çok üzülmedim.
Ev, Kolyayı nefis yemek kokuları ve alışılmadık derecede nazik bir eşle karşılıyor.
Affet beni, aklımı kaçırmışım, ne olduysa kendim de bilmiyorum.
Belki güneş patlaması.
Her neyse, bütün söylediklerimi geri almak istiyorum ve inan ki hiç kötü bir şey yapmadım.
Ali diye biri yok.
Benimle kız kardeşimdeydim, sinirimi attım, kafam yerine geldi.
Senin sabah verdiğin tepki tam erkekçe; beni sarsan da o oldu.
Beni affedecek misin, aptal halimle?
Kolyanın yüzü sıcak öpücüklerle dolarken eşi onu sofraya davet ediyor.
Vallahi hiçbir şey duymadım, diyor Kolya, hak etmediği bir ödül alırken.
Teşekkür ederim!
diye eşi onu sarılıyor.
Vay be, düşünüyor Kolya, bugün hiç olağanüstü bir şey yapmadığı halde.
Galiba daha sık kulaklarımı tıkasam, hayat daha kolay olur.Kaplin, bir an duraksayıp pencerenin önüne kadar gidiyor.
Şehrin kalabalığı, aşağıdan uğultulu bir dalga gibi yükseliyor; ama şimdi o ses Kaplinin kulağında değil, kalbinde yankılanıyor.
Eşiyle göz göze geldiğinde, iki bakış arasındaki huzur, kulakların duyabileceğinden çok daha derin bir dil konuşuyor.
Sessizliğin kıymetini, gürültünün arasında kaybolmuşken bulmuş olduğunu fark ediyor.
Çiçek, mutfak masasının ucunda, yeni bir başlangıcın narin sembolü olarak duruyor.
Kaplin, termosunu, buruşuk pantolonunu ve kulaklarının açılan kanallarıyla; hayatındaki tüm düzensizlikleri gülümseyerek kabulleniyor.
Kimi zaman hiçbir şey duymamak, gerçeklerin filtresinden geçip sadece en değerli anları işitmek demekmiş diyor içinden.
O anda, sokaktan çocukların kahkahası duyuluyor; Kaplin, pencerenin camından yansıyıp kendine dönen sesi özümseyerek, Belki bazen duymamak lazım Ama önemli olan kalben işitebilmek, diye fısıldıyor.
Ve Kaplin, huzur dolu akşamda, tabakta patates, bardakta kahve ve yanında sevgiyle, ilk defa her şeyin tam yerinde olduğunu hissediyor.

Rate article
Lifequest
Hiçbir Ses Duyulmuyor