Kapıyı Aç, Geldik: Ailemiz Kadar Yakın Misafirlere “Hayır” Diyebilmenin Zor Sanatı

Kapıyı aç, geldik!

Zeynep, ben halan Nevin! Teyzemin telefondaki sesi o kadar sahte bir neşeyle çınladı ki kulaklarımda. Bir hafta sonra şehre geliyoruz, bazı evrak işleri var. Bir-iki hafta senin evinde kalacağız, olur mu?

Neredeyse içtiğim çayı boğazımda bıraktım. Ne bir merhaba, ne bir nasılsın, direk kalacağız! Kalabilir miyiz yok, uygun olur mu hiç yok. Kalacağız. Nokta.

Hala Nevin, sesimi yumuşatmaya çalıştım seni duymak güzel ama evde kalmak Sana uygun bir otel bulmamı ister misin? Şu anda çok uygun fiyatlar var.

Ne oteli ya? dedi, sanki saçmalamışım gibi burnundan soluyarak. Niye boşu boşuna para harcayalım? Koca babanın üç odalı dairesi sana kaldı! Tek başına ne yapıyorsun o evde?

Gözlerimi kapadım. Yine başlıyor…

Burası benim evim, hala.
Senin mi? Sesi bir anda sertleşti, rahatsız edici bir tınıyla. Peki baban kimdi? Bizim aileden değil miydi? Kan su değildir, Zeynep. Biz senin yabancın değiliz, ama bize otel öneriyorsun, sanki sokaktaki birilerini!
Ben kimseyi kovmuyorum. Sadece misafir alamam, durumum elvermiyor.
Nedenmiş o?

Çünkü geçen sefer hayatım rezil oldu sayenizde, demek isterdim. Ama dilime gelen cümle daha diplomatik oldu:

Şartlarım müsait değil, hala Nevin. Sizleri alamam.
Şartları varmış! Artık sabrını gizlemiyordu. Üç oda bomboş, onun şartları var! Babana bak, bizim aileyi asla kapının önüne koymazdı. Hele sen, anana çekmişsin, o da
Hala
Ne halası? Cumartesi öğlen geliyoruz. Mustafa ve Ozan da benimle. Güzelce karşılarsın bizi.
Alamayacağımı söyledim.
Zeynep! Sesi buyurgan, emredici bir ton kazandı. Bu konu kapandı. Cumartesi oradayız.

Telesekreterin kısa, soğuk pırıltısı.

Telefonu masaya koyup bir dakika öylece oturdum. Derin bir nefes aldım, arkamdaki sandalyeye yaslandım.

Her seferinde aynı…

İki yıl önce de böyle gelmişti Nevin Hala. Dört kişi gelip üç gün kalacağız demişler, iki hafta çıkmamışlardı. Kabus gibiydi: Mustafa amca, ayakkabısıyla koltuğuma yayılarak sabaha kadar televizyon izler, Ozan ise yirmi üç yaşındaki koca adam ama, buzdolabından yemeği alıp bir kez tabak yıkamazdı. Nevin Hala ise mutfağıma hükmedip perdeye, fayansa, her şeye laf söylerdi.

Gittiklerinde koltuğun döşemesinde yanık, banyoda kırık raf, salonda ise leke olmuş bir halı bulmuştum. Eve katkıları sıfır; ne yemeğe, ne faturaya, ne bir kuruş vermediler. Valizleri toplayıp giderken de Sağ ol Zeynep, ne akıllı kızsın deyip çıktılar.

Şakaklarımı ovdum.

Hayır, bir daha asla. Hala isterse babayı, akrabayı diline dolasın. Cumartesi gelsin, ev kapalı olacak.

Telefonu aldım, arama motorunu açtım. Onlara düzgün bir otel bulmalı, adresi iletmeliyim. Yardımım ancak bu kadar.

Anlamazlarsa, kendileri bilir.

İki gün boyunca huzur dolu bir sessizlik vardı evde. İşime odaklandım, akşamları yürüdüm, kendime bir kişilik yemekler yaptım. Neredeyse kendimi, halanın aramasını bir kabus gibi unuttum. Belki vazgeçerler. Belki başka bir akrabanın kapısına giderler.

Perşembe akşamı telefon çaldı. Ekranda Hala Nevin yazınca midem küçüldü.

Zeynep, geldik! sesi evin sessizliğini deldi. Yarın geliş trenimiz iki gibi burada. Bizi karşıla, sofrayı kur, yorgunluktan açız valla!

Yavaşça yatağın kenarına oturdum, parmaklarım telefonun üzerinde gerildi.

Hala Nevin, tek tek, tane tane konuştum size söyledim. Sizi eve alamam. Hiç gelmeyin.
Hadi canım! halam güldü, dalgasını geçti. Ne kaprisi bu? O kadar bileti aldık!
Sizin sorununuz.
Zeynep, bak, sen akrabasın, yardım edeceksin tabii, görevindir!
Kimseye borcum yok.
Olmaz olur mu? Baban nur içinde yatsın…
Hala, yeter. Dedim ya, kararım kesin. Son sözüm.

Derin bir nefes aldı telefonda. Bir çocuğu azarlayacak gibi:

Zeynep, senin fikrin burada kimseyi ilgilendirmez! Biz akrabayız, sen de karakter gösteriyorsun sanki düşmanınmışız gibi. Yarın iki gibi oradayız, unutma!
Benim cevabım belli
Neyse, görüşürüz canım, öptüm!

Telefondaki ses sustu.

Bir süre sessizce ekrana baktım. İçimde bir kızgınlık, bir öfke kabardı. Telefonu divana attım, odada rastgele yürümeye başladım; üç adım ileri, üç adım geri, bir kafesteki hayvan gibi. Fikrimin hiç kimseyi ilgilendirmediği öyle mi? Harika!

Birden durdum.

Buyurun bakalım, sevgili hala.

Telefonu alıp Anneyi aradım.

Alo? Zeynep, bir şey mi oldu? Annemin sesi sıcacık ve biraz meraklıydı.
Anne, yarın sana gelmek istiyorum. Bir hafta, belki biraz daha fazla.

Kısa bir duraksama.

Yarın mı? Geçen ay gelmedin mi?
Biliyorum. Çok ihtiyacım var. İşimi uzaktan yapabiliyorum, nereden çalıştığım fark etmez. Beni kabul eder misin?

Bir an sessizlik oldu, neredeyse annemin yüzünü gözümde canlandırdım, kafası karışık.

Tabii ki gel. Ne zaman istersen gel, bilirsin. Ama bir sorun yok, değil mi?
İyiyim anne, özledim sadece.

Telefonu kapattım, hafifçe gülümsedim. Yarın Nevin Hala kapıma dayandığında evde kimse olmayacak. İstediği kadar arasın, bağırsın, apartmanı ayağa kaldırsın; ev sahibi başka şehirde. Ne markete, ne bir arkadaşına bambaşka bir şehirde, üç yüz kilometre uzakta.

Bilet uygulamasını açtım. Sabah treni, altı kırk beş. Harika. Halam apartmana vardığında, ben annemin mutfağında çay içer olacağım.

Kan su değil belki, ama bazen akrabaya da hayır denmeli.

Trende giderken tekerlek seslerini dinledim; halamın kapıdaki ifadesini düşündüm. Gözlerim kapanıyordu, ama içim rahattı.

Anne istasyonda karşıladı, sıkı sıkı sarıldı, eve götürdü. Peynirli gözleme yaptı, çay ikram etti, dinlenmeye gönderdi.

Önce dinlen, dedi, boş tabağı alırken. Sonra konuşuruz.

Yatakta gözüm kapanır kapanmaz uykuya daldım.

Telefonun tiz sesiyle uyandım. Elimle cihazı buldum, ekranı zor seçtim. Hala Nevin.

Zeynep! öyle bağırıyordu ki telefonu kulağımdan uzak tuttum. Yirmi dakikadır kapının önündeyiz! Niye açmıyorsun?!

Yataktan oturdum, yüzümü elimle ovaladım. Dışarıda akşam güneşi.

Çünkü evde değilim, dedim; hafif bir gülümseme geldi dudağıma.
Nasıl evde değilsin? Neredesin?!
Başka şehirdeyim.

Sessizlik. Sonra bir patlama:

Sen iyice azıttın! Geleceğimizi bildiğin halde gitmişsin! Nasıl yaparsın bunu?!
Çok rahat. Sizi alamayacağımı söyledim; dinlemediniz.
Ne cüretle! Nefesi kesiliyordu öfkeden. Eminim komşudan, bir arkadaşından evin anahtarı vardır! Hemen arayıp getirtsin! Biz sen olmadan da kalırız, çocuk değiliz!

Donakaldım. Tam anlamıyla arsızlık!

Hala, ciddi misin?
Elbette! Yol yorgunuyuz, burada tiyatro yapıyorsun!
Sizinle aynı evde yaşamak gibi bir niyetim yoktu, anahtarı da vermem.
Sen…

Odadan bir çıtırtı geldi. Annem, pijama ve dağınık saçlarıyla kapıda belirdi. Sessizce elini uzattı, ben de otomatik olarak telefonu verdim.

Nevin, annemin sesi soğuktu, keskin. Ben Vildan. Dinle ve bölme.

Telefonda bir uğultu.

Rahmetli Yücel seni hiç sevmezdi, dedi annem. Hayatı boyunca sevmezdi. En iyi ben bilirim. Kızına niye musallat oluyorsun? Ne istiyorsun?

Nevin Hala bir şeyler mırıldandı, kekeliyordu.

Peki, dedi annem bundan sonra Zeynepi arama. Hiçbir zaman. Kimin yardıma ihtiyacı varsa, o da kesinlikle sen değilsin. Bitti bu konuşma.

Telefonu kapatıp geri verdi bana.
O an anneme ilk defa gibi bakıyordum.

Anne Seni böyle hiç görmemiştim.

Alaycı bir hırıltı attı, sabahlığını düzeltti:

Baban bana bunu öğretmişti. Nevinle bir defa sert konuşursun; sonra yıllarca uğramaz, derdi.

Sonra hafifçe gülümsedi, gözlerinde kırışıklıklar belirdi:

Hâlâ işe yarıyor, şaşırmazsın!

Patlayarak güldüm, içimdeki gerginliği attım. Annem de bana katıldı.

Neyse, başını mutfağa doğru salladı çay koyayım. Anlat bakalım, neler olduBirlikte mutfağa geçtik. Annemin elleri alışkanlıkla demliklere uzandı; ben sandalye çekip pencerenin önüne oturdum, dışarıda sükûnetli bir akşam vardı.

İçimde bir hafiflik Sanki yıllardır bastırdığım bir yumru çözülmüş, ağırlık sıfırlanmıştı.

Çay demlenene kadar konuşmadık, ama arada göz göze geldiğimizde bir gülümseme paylaştık, kendi sessiz dilimizle anlaştık. İlk fincanı masaya koyduğunda dışarıda gece iyice yaklaşmıştı.

Küçük bir yudum aldım, sıcaklık dilimde yayıldı. İyi ki geldim, dedim fısıltıyla.

Annem ses çıkarmadan başımı okşadı. Zamanın içinde kaybolmuş eski bir şefkatti onunki; yıllardır açmayı unuttuğum, derin bir kapının karşısında durmak gibi.

Birden mahallenin sessizliğinde komik bir düşünce geldı aklıma; halam kapıda hâlâ bağırıyor olabilirdi, apartmanın konuşulan tek konusu mu oldum acaba? Holda ayakkabılarıyla debelenen Mustafa, ikide bir odayı karıştırıp Zeynep burada mı? diyen Ozan Ama hiçbiri şu anda bana ulaşamazdı.

Ben ise miskin akşam ışığında, annemin yanında, hâlâ bu dünyada bir yere ait olduğumu hissediyordum.

Birlikte güldük. Kimi zaman, kendi küçük evinden kalkıp başka bir şehre, ama asıl özgürlüğüne giden bir tren yolculuğu gerekirmiş.

Annem ikinci çayı doldururken, telvesinden hayatı okuduğunu gördüm. Geceyi birlikte bitirirken, birkaç şey daha netleşti kafamda: Sınırlar çizmek, hayır diyebilmek, kendini koruyabilmek Bunlar da akrabalık kadar eski ve haklıymış.

O akşam, evin sessizliğinde, huzur bulmuş bir içeride; bana ait, bana yakışan bir ev hissiyle uyudum.

Sonra yeni bir gün başladı.

Ve ben, kendi hayatımın anahtarını sonunda elime aldım.

Rate article
Lifequest
Kapıyı Aç, Geldik: Ailemiz Kadar Yakın Misafirlere “Hayır” Diyebilmenin Zor Sanatı