Otuz yaşında bir kızla sevgili oldum. Benim yaşım kırk iki. Yaş farkı dedikleri şey küçücük bir detay gibi gelmişti başta. Altı ay sonra fark ettim… Evet, yanlış atı oynamışım. Büyük tartışmanın ardından kendisini kapıdan uğurladım.
Biz spor salonunda tanıştık. Koşu bandına gidiyordum, o da hemen yanımda elliptik bisikletteydi. Gülümsedi ben de gülümsedim. Antrenmandan sonra, su sebilinin başında iki kelam ettik.
Merhaba, sık sık mı geliyorsun buraya? dedi.
Evet, neredeyse her gün, dedim.
Onun adı Ece. Otuz yaşında. Bir yazılım firmasının pazarlama bölümünde çalışıyor. Ben kırk iki yaşındayım, sanayi tesisinde mühendislik yapıyorum.
Aramızda on iki yaş var. Aman, ne olacak ki? dedim. Sonuçta ikimiz de yetişkin, eğitimli, çalışan insanlarız. Aradaki fark ne ki?
Yanılmışım. Meğer o yaş farkı, sandığımdan çok daha büyükmüş. Ama aklımdaki şekilde değilmiş tabii.
İlk üç ay: Her şey lay lay lom
İlk aylar güzeldi. Haftada iki-üç kez buluşmalar, sinema, kahve, yürüyüşler… Ece neşeli, enerjik, eğlenceliydi.
Şu filme bak, birlikte görelim mi? diye soruyordu.
Harika, gidelim tabii, diyordum.
İşten, kitaptan, planlardan konuşuyorduk. Samimiyetimiz yerindeydi; keyifler gıcırdı. Her şey yolunda zannediyordum.
Üç ay sonra can sıkıcı detaylar çıkmaya başladı
Bir kafede oturuyorduk; Ece telefonunda TikTok videosu açtı ve bana uzattı:
Şuna bak, çok komik!
Ekranda bir adam saçma sapan danslar yapıyor; yüzünü komikleştiriyor. Ben pek bir şey anlamadım.
Evet, fena değilmiş, dedim nezaketen.
Sen tabii anlamazsın, dedi, Yaşlısın ya, bunlar sana hitap etmiyor! diye güldü.
Birden içim kıyıldı. Ya yaşlı lafı içime oturdu. Ama sesimi çıkarmadım.
Ecenin bir de video çekme huyu vardı. Sürekli. Restoranda yemek, sahilde günbatımı, arabada ikimiz…
Haydi bir story çekelim! Bir şey söyle! dedi geçen gün, arabada giderken.
Ece, araba kullanıyorum ama.
Bari merhaba de!
Neden?
Takipçiler için! Hadi, sıkıcı olma!
Kameraya merhaba dedim, surat asarak. Güldü tabii:
Bak bak, benim asabi sevgilim ne tatlı!
Sonra da Direksiyonda benim minik diye story attı. Minik lafından gerçekten nefret ederim.
Sık sık, bir şeyi unutursam ya da esprisini anlamazsam da şaşkın diye dalga geçerdi.
Benim şaşkınım ya, der saçımı karıştırırdı.
Ulan kırk iki yaşındayım, yirmi yıllık mühendisim, şaşkınım oluyorum…
Ece, böyle söylemeni istemiyorum, dedim bir gün.
Neden ki, çok tatlı söylüyorum, dedi.
Benim için alay edici bu.
Amaaaan canım, hemen ciddi oluyorsun, gevşe biraz! diye güldü.
Turnusol kağıdı gibi sınav: Ecenin arkadaşı Yaseminin doğum günü
Mayısta Ecenin arkadaşı Yaseminin doğum günü partisi vardı, yirmi dokuz yaşında. Yaklaşık on beş kişi olacakmış.
Gel, seni arkadaşlarımla tanıştırayım! dedi.
Ben tamam dedim.
Partiye gittik, müzik son ses, ortada bir masa; yiyecek, içecek, bolca genç Herkes yirmi beş-otuz beş arası. Ece beni Bu da sevgilim Koray! diye tanıttı.
Selam verdim, kendime bir kadeh şarap doldurdum, koltuğa oturdum. Netflixte çıkan diziler, fenomenler, capsler Hiçbirine vakıf değilim; Akaip yabancıyım o ortama.
Bir ara Yasemin ortaya doğruluk mu, cesaret mi? oyununu attı.
Herkes sırayla başından geçenleri anlatıyor; biri ilk öpücüğünü, biri saçma bir dansı canlandırıyor…
Sıra Eceye geldi.
Doğruluk mu, cesaret mi?
Cesaret!
Sevgilini öptüğün videoyu story yap, altına da Sugar Daddy’m yaz!
Herkes koptu tabii. Ece kamerayı uzattı:
Hadi, bir öpücük için video çekelim!
Hayır, dedim.
Neden?
Canım istemiyor.
Koray, oyun işte, sıkıcı olma!
Ece, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Hele storyde Sugar Daddy olarak görünmek… Beni küçük düşürüyor.
Bir sessizlik oldu, millet bana baktı.
Koray, şaka bu! Kimse ciddiye almıyor, dedi Ece kıpkırmızı olarak.
Ben almıyorum işte. Kusura bakma, dedim.
Balkona çıkıp hava aldım.
Eve dönüş yolunda
Sessizce döndük. Ece camdan dışarı hüzünle bakıyordu.
Ece, konuşmamız lazım, dedim arabayı park ettiğimde.
Ne hakkında?
Hakkımızda. Bugün bir şey netleşti bende. Farklı dünyaların insanlarıyız.
Ne demek istiyorsun?
Sen sosyal medya, story, video, meme, like dünyasındasın. Senin için takipçi yorumu, story attın mı, millet güldü mü önemli.
Cevap vermedi.
Ben başka bir yerdeyim: saygı, mahremiyet, ciddiyet dünyasında. Beğeni umrumda değil; ben nasıl hissediyorum, ona bakarım.
Ama olanlar sadece eğlence…
Sana göre evet. Bana göre aşağılayıcı. Bana minik, şaşkın, yaşlı diyorsun eğlenerek; videolarda kullanıyorsun, yaşımla dalga geçiyorsun. Bu bana koyuyor.
Ağlamaya başladı:
Seni üzmek istemedim…
Biliyorum ama üzüyorsun. Farklı diller konuşuyoruz. Senin için oyun, benim için saygısızlık.
Belki de sen çok ciddisin, dedi.
Olabilir. Kırk iki yaşıma geldim, TikTok videosunda Şeker Baba olmak istemiyorum. Salak salak oyunlarla uğraşacak halim yok.
Başıyla onayladı.
Anlaşıldı. Sanırım yolumuz buraya kadarmış.
Sanırım.
Neden ayrıldık ve sonra düşündüklerim
Ertesi gün medeni biçimde ayrıldık. Kavga, gürültü yok.
Beraber geçirdiğimiz zaman için teşekkürler. Annemin kızı olsaydın da bu kadar farklı olamazdık, yazdı Ece.
Sen de iyi insansın, dedim. Sadece farklı evrenlerdeyiz.
Dört ay geçti. Hala bazen düşünüyorum. Mesele yaş değilmiş aslında; hayat döngümüzde farklı yoldaymışız.
Ece için eğlence, onay, sosyal medya, oyunlar önemli. Benim için huzur, saygı, gizlilik. Başka kelimelerle konuşuyorduk resmen.
Onun için minik lafı aşk dolu, bana göre küçültücü.
Onun için story tatlı bir anı, bana göre mahrem hayatıma müdahale.
Şeker Baba onun için komik, benim için aşağılayıcı.
Zaten birbirimizi anlamadık. Mesele arzuda, niyette değil; yaş ve hayat deneyiminde.
Sizce adam on iki yaş küçük sevgilisinden bu nedenle ayrılırken haklı mı? Ecenin sınır tanımaması mı hata? Yoksa ben mi çok hassasım?
On iki yıl fark, karakter uyumu meselesi mi, yoksa bambaşka değerler mi? Dört yol ağzında minik ve şaşkın diye seslenmek, kırk ikisindeki adama sevgi göstergesi mi yoksa gizli bir ayar vermek mi?




