Elli bin lira, Serkan. Elli bin. Üstelik otuz bin nafakanın üstüne.
Zeynep telefonu öyle bir hızla mutfak masasına fırlattı ki, masa boyunca kaydı ve neredeyse yere düşecekti. Serkan son anda tuttu telefonu, bu hareket Zeynepi daha da öfkelendirdi.
Efenin spor ayakkabılarına ve kulüp forması lazımdı, dedi Serkan, telefonu ekranı aşağıya koyarak, sanki bir suç delilini saklıyormuş gibi. Büyüyor Zeynep. Çocuklar hep büyür.
Elli bin liralık ayakkabı mı? Milli takıma mı seçildi bu çocuk?
Sırt çantası da vardı. Bir de mont. Sonbahar geliyor ya.
Zeynep kocasına bakmak istemedi; yüzünü pencereye çevirdi. O, her ay yapılan bu havaleleri biliyordu. Her zaman aynı bahane: Oğlum, sorumluluk, vicdan Güzel laflar, ama ardında gayet net rakamlar vardı, kendi bütçelerinden başka bir kadının cebine akıp giden paralar
Ben onu seviyorum, Serkan bir adım daha yaklaştı, Zeynepin sırtına yaklaşarak durdu. Benim oğlum. Sadece
Sana çocuğunu bırak diyen mi var? Fazlasını niye ödüyorsun? Her ay otuz bin lira nafaka veriyorsun, Nehir çalışmıyor mu?
Çalışıyor.
O zaman sorun ne?
Serkan sustu. O suskunluğu Zeynep ezberlemişti artık cevabı yoktu. Hep razı olmayı, yardım etmeyi, iyi eski eş, iyi baba, iyi insan olmayı seçiyordu. Ama onların bütçesinden harcanıyordu hepsi.
Zeynep ellerini bulaşık makinesinin kenarına dayayıp derin bir nefes aldı.
Ben takip ediyorum. Zihnimde. Her ay ne kadar gidiyor oraya. Bir yılda toplamı ister misin?
İstemem.
Beş yüz doksan bin lira. Bugünün elli bini hariç.
Serkan kaşlarını ovuşturdu o konuyu açmayalım dediği hareketi. Ama artık Zeynep susamazdı, yeterince anlamış eş rolü oynamıştı.
Tatil hayali kuruyorduk Serkan, hatırlıyor musun? Kasımda, deniz kenarı, iki hafta. Nerede o paralar şimdi?
Biliyorum Zeynep. Ama Nehir aradı, acil dediler
Hep Nehir. Her zaman bir aciliyet
Serkan oturdu sandalyeye, ellerini dizlerine dayadı. Zeynep o an adamının gerçekten yorgun olduğunu anladı; işten değil, iki kadın arasında gidip gelen bitkinlikten. İçinde bir yer acıdı, ama susturdu kendini.
Kendi evi olsun istiyor, dedi Serkan başını kaldırmadan. Efeye ayrı bir oda
Hangi ev? Daha büyük mü?
Evet Şimdi stüdyo dairede. Sıkışık.
Sıkışık. Kim ödeyecek?
Serkan ilk kez gözlerine baktı, suçlu bir ifade belirdi. Zeynepin içi buz kesti.
Sakın ona yardım etmeyi mi düşünüyorsun?
Sadece peşinat için yardımcı olmayı istedi. Henüz karar vermedim
Karar mı? Serkan, bu devasa bir paradan bahsediyorsun! Nereden bulacağız?
Biriktirmiştik biraz. Arabaya verecektik.
Arabamız için! Bizim ailemiz için!
Zeynepin sesi çığlığa döndü. Ağzını eliyle kapadı ama iş işten geçmişti.
Serkan pencereye gidip ellerini cebine koydu.
Efe de benim ailem. Yokmuş gibi davranamam.
Kimse yok demiyor! Ama nafaka var yasal, resmi. Fazlası ise senin lütfun. Ve aslında benim de. Ortak paramız çünkü!
Biliyorum.
Ama seni durdurmuyor.
Sessizlik. Yan daireden televizyon sesi geliyordu kahkaha, alakasız bir mizah programı. Bu konuşmaya hiç uymuyordu.
Zeynep masaya oturdu, örtüyü düzeltti. İçinde; kırgınlık, öfke, şaşkınlık yanıyordu, ama sakin bir sesle sordu:
Ne kadar istiyor?
İki milyon lira peşinat için.
Rakam havada asılı kaldı, Zeynep alaycı bir kahkaha attı.
İki milyon. Hepsi bu. Başka paramız yok.
Biliyorum.
Gerçekten vermeyi mi düşünüyorsun?
Oğlum için.
Kabul etmiyorum. O para bizim.
Kocası yine sustu. Konuşacak bir şey kalmamıştı.
Bir hafta sonra Zeynep maaşının yatıp yatmadığını kontrol etmek için bankadan uygulamaya girdi. Hesap hareketlerine kaydırdı son üç yıldır biriktirdikleri araba parası.
Bakiye: kırk yedi bin beş yüz iki lira
Gözleri faltaşı gibi açıldı. Uygulama kilitlendi mi diye tekrar giriş yaptı.
Kırk yedi bin iki milyon yerine.
Telefon elinden kayıp halıya düştü.
Odadaki hava ağırdı. İki milyon lira. Üç yıl biriktirmişlerdi, tatile gitmemişler, büyük alışverişten kaçınmışlardı. Geriye bu kalmıştı; kırk yedi bin, hayallerinin kırıntısı.
Operasyon geçmişine baktı: Nehir Yıldırıma transfer.
Hiç saklamamış
Serkan salonda dizüstü bilgisayarla oturuyordu, Zeynep uçarcasına girdi. Adam başını kaldırıp, sıradan bir gülümseme takındı; Zeynepin yüzünü görünce dondu.
Tüm birikimimizi eski eşe mi gönderdin?!
Artık sesi bağırmaya dönmüştü, umurunda değildi duyulması.
Zeynep, bir dakika, açıklayabilirim
Açıklayacak ne var Serkan?! İki milyon! Bizimdi!
Serkan bilgisayarı kapatıp ayağa kalktı. Hiç mahcup değildi, inatçıydı.
Efe için. Odaya ihtiyacı var. Ben babayım, görevim
Senin görevin ailen! Bana! Dört yıl önce boşandığın kadına değil!
O, oğlumun annesi.
Ben neyim?!
Sen karımsın, seni seviyorum. Ama Efe
Efenin arkasına saklanma! Zeynep yaklaşınca Serkan istemsizce geri gitti. Sen Nehire ev aldın! Efeye değil! Ev onun adına olacak, o kullanacak, isterse satar, parayı harcar. Oğlanla ne ilgisi var bunun?!
Serkan cevap veremedi, ağzı açıldı, kapandı.
Hâlâ seviyorsun onu. Bütün mesele bu. Efe değil. Hiç reddedemedin, değil mi?
Hayır, öyle değil!
O zaman neden? Neden bana sormadın, ikimiz için karar verdin?
Serkan yaklaşmak istedi, ellerini uzattı:
Zeynep, ne olur Sakin konuşalım. Anlıyorum öfkelisin ama bu oğlum için
Zeynep geri çekildi.
Dokunma bana.
Üç kelime aralarına koskocaman bir duvar ördü. Serkan elleri havada kaldı, nihayet anlamış gibi bir ifade geldi yüzüne. Çok geçti gerçi.
Ben böyle yaşayamam, Zeynep yatak odasına geçip bir çanta çıkardı. Tek başına karar veren, gizleyen biriyle yaşayamam. Yalan söyleyenle
Yalan söylemedim!
Söylemedin, ama gizledin. Aynı şey.
Gerekli birkaç parça giysi, evrak, şarj aleti Zeynep çantasını hazırlarken Serkan kapıda hayalleri yıkılmış gibi bakıyordu.
Nereye gidiyorsun?
Anneme.
Uzun mu sürecek?
Zeynep fermuarı çekip çantayı omzuna attı. Kocasına büyümüş bir çocuğa bakar gibi bakıp cevap verdi.
Bilmiyorum Serkan. Gerçekten bilmiyorum.
Annesinin evinde üç gün geçti. İlk gün kanepede tavana bakıp sessizce yattı. Anne hiç soru sormadı, çay getirdi, saçını okşadı. İkinci gün keskin, saf bir öfke geldi. Üçüncü gün aklı netleşti.
Bir tanıdık avukatı aradı:
Boşanmak istiyorum. Evet, kesin. Barışma yok.
Serkan her gün aradı. Mesajlar attı uzun, karmaşık, açıklama ve özür dolu. Zeynep okudu ama cevaplamadı. Artık konuşacak bir şey yoktu. Bir karar vardı ve herkes yolunu seçiyordu.
Bir ay sonra Zeynep başka bir semtte küçük bir kiralık daireye taşındı. Küçüktü, manzarası sanayiye bakıyordu, ama artık kendinin olmuştu. Perdeleri kendi seçti, mobilyaları yerleştirdi, maaşını nereye harcayacağına kendisi karar verdi.
Boşanma hemen oldu Serkan direnmedi, tüm evrakları ikiletmeden imzaladı. Belki vazgeçer diye umdu; Zeynep vazgeçmedi.
Bazı akşamlarda Zeynep pencere kenarına oturup hayatın garip döngüsünü düşünüyordu. Üç yıl önce adamı buldum diyordu. Bugün yalnızdı, ama bunun korkutucu yanı yoktu.
Bir deftere sıfır rakamı yazdı. Başlama noktası. Yanına plan koydu: bir ay, altı ay, bir yıl Ne kadar biriktirecek, nasıl yatırım yapacak, hangi kursa gidecek.
Uzun zaman sonra, ilk kez geleceği sadece kendine bağlıydı.
Ve gördüm ki; insan ne kadar güvenirse güvensin, ortak karar verilmeden kurulan hayatın temeli çabucak yıkılır. Şimdi yeniden başlıyorum, ama bu defa kendi kurallarım ve tercihlerimleZeynep defterin bir köşesine küçük bir çizim yaptı: minik bir ev, penceresinde bir çiçek. Gülümseyerek kendine mırıldandı:
Bu defa, önce bana soracağım.
Telefon sessizce titreşiyordu, biraz uzakta, masanın kenarında. Arayan Serkandı; ekranda onun adı belirdi, sonra kayboldu. Zeynep telefonu kaldırmadı. Pencerenin dışında kırmızı bir akşam güneşi sanayi binalarının çatılarında turuncu izler bırakıyordu.
Biraz sonra bir mesaj geldi, ama bu defa Zeynep gözlerini devirmedi, okumadı bile; serin bir huzur yayıldı içinden. Her kelimeyle, her vazgeçişle kendine bir duvar değil, bir kapı açmıştı aslında.
Dışarıdan bir çocuk sesi yükseldi: Anne, bak uçurtmam uçuyor! Zeynep pencereye yaklaştı, aşağıya baktı. Kendi hayatının ipini sımsıkı tutan, rüzgâra bırakan o çocuk gibi hissetti bir an.
Şimdi, beli doğrulmuştu; yaşadığı kayıptan bir özgürlük, sessizlikten bir yön bulmuştu. İkinci bir hayal kurabilirim diye düşündü; bu kez, bir başkası için değil, sadece kendisi için.
Ve bilmişti artık: Bazen en büyük kaybını yaşadığında, aslında en değerli kazancını alırsın. Çünkü hayat, başkalarının değil, kendinle yaptığın hesapta başlıyor.
Zeynep pencereyi açtı, içeri akşamın serinliğini aldı. Derin bir nefesle sanki eski evin ağırlığını da dışarı bıraktı. Sonra, mavi bir kalemle, defterinin yeni bir köşesine yazdı:
Buradan başlıyorum.




