Tanıdıklarımız, “Nasıl olsa siz de gidiyordunuz” diyerek arabamıza katılmak isteyip yol masraflarına ortak olacaklarını söylediler; ancak varınca verdikleri sözden caydılar

Her şey, sıradan bir yaz tatili planlaması gibi başlamıştı. Ben ve eşim, yıllardır bize hizmet eden crossover aracımız, gidiş yönünde bin kilometreden fazla bir rota ve yolun heyecanını hissetmenin tatlılığı… Otomobille seyahat etmeyi hep bu özgürlük hissi yüzünden sevmişizdir: Hangi tempoda istersen o hızda gidersin, canın nerede isterse orada durursun, istediğin tarafa saparsın. Ne tren saatine bağlısın, ne kupede ağlayan çocuk sesine, ne de rötarlı uçuşlara.

Ama bu defa büyük bir hata yaptık tatil planımızı ağzımızdan kaçırdık.

Bir akşam yemekte, farklı çevrelerden bir grup arkadaşla buluşmuştuk. Sohbet esnasında, dikkatsizce İki haftaya Egeye gidiyoruz, arabayla, deyiverdim.

Ne zaman çıkıyorsunuz? karşı masadaki çift hemen atıldı.

Onlar Emre ve Şermindi. Samimi dostluğumuz yoktu, arada bir ortak arkadaş ortamlarında karşılaşırdık.

On beşinde yola çıkıyoruz, dedim, içime hiçbir şüphe düşmeden.

Tam bize de uyuyor! dedi Emre gözleri parlayarak, çatalı elinden bıraktı. Bizim de izin on altısında başlıyor, asıl trenle gidecektik de iyi bir bilet bulamadık, hep tuvalet yanında yataklar kalmış. Sizinle gelelim? Akaryakıtı da paylaşırız, yol daha keyifli olur, biz de sessiz insanlarız, sorun yaşamayız.

Eşime baktım, gözlerinden kesin bir Hayır! okunuyordu. Ben de, Bagajımız dolu, biz genelde yavaş yol alırız çok mola veririz… diye gevelemeye başladım.

Aman boşver, bizim bir valiz iki kişiye yeter! pes etmiyordu Emre. Hem maliyet de yarı yarıya olur, benzinin fiyatı malum. Araba boş gitmez, siz de yardımcı olmuş olursunuz. Sonuçta yabancı değiliz.

Ve kabul ettik. Ekonomik gerekçe orada baskın çıktı, bir de yüzlerine karşı kesin olarak Hayır demek zor geldi. Kendi kararsızlığımızın cezasını ise iki hafta boyunca fazlasıyla ödedik.

Dert istemiyorsan iyilik yapma
Beş sabahında, bizim apartmanın önünde buluşmaya sözleştik. Biz vaktinde aşağı inmiştik. Bagaj pırıl pırıl yerleştirilmiş: Çantalarımız, suyumuz, alet çantası, battaniyeler… Emreyle Şermin ise tam kırk dakika geç geldiler.

Taksici bulamadık, gecikti, dedi Şermin, hiç özür dilemeden, kocaman bir bavulu ve çeşit çeşit yolluk poşetlerini sürükleyerek.

Az eşya demiştik ya, dayanamadım.

Kadın işte; üst baş lazım ona, diye güldü Emre.

Bagajı yeniden dizip, kendi eşyalarımızı sıkıştırarak, valiz-maratonunu birleştirmek zorunda kaldık.

Bir saat sonra kabus başladı. Şermine sıcak geldi, klimanın ayarı sonuna kadar açıldı. Beş dakikaya kalmadan bu sefer Emreye soğuk geldi. Çaldığım müzik hoşlarına gitmedi. Ardından ardı ardına gelen duraklama istekleri: tuvalet için, kahve için, bacakları uyuştu diye, sigara için…

Kendi hesabıma göre, yoğun bölgeleri trafiksiz geçecek şekilde rota hazırlamıştım, hepsi bozuldu. Seyrek mola vermek hayaliyle çıktığım yol, sanki şehirlerarası minibüs seferine döndü.

Dönüm noktası bir benzin istasyonunda yaşandı.

Aracı fulledim, toplam 3.500 TL tuttu, geri döndüm. Emre arabada oturmuş, sosisli yiyordu.

Ne yapıyoruz, bölüşüyor muyuz? dedim, parayı paylaşmayı kast ederek.

Yolda alırız hesapları, sık sık uğraşmayalım, deyip geçiştirdi.

İçime sinmedi, ama eşim kulağıma Olay çıkarma, sonradan verilirler diye fısıldadı. Susup geçtim. Otoyol geçiş ücretlerini de yine ben ödedim, tutarı merak bile etmediler.

Yol boyunca kendi sandviçlerini yediler, kırıntılar döküldü koltuklara. Biraz dikkatli olun, uyarıma ise sadece güldüler:

Amaan, araba ya, süpürürsün geçer.

Varış yerine gece yarısı geldik. Hem yol yorgunu, hem de yanımızdaki çiftten kaynaklı çok daha fazla bitkin hissediyordum.

Siz zaten gidiyordunuz
Ertesi sabah, konakta ortak mutfakta karşılaştık. Not defterimi açtım, yolda harcadığım tüm masrafları yazmıştım.

Şimdi dedim sakin sakin Benzin 12 bin, otoyol geçişleri 2.500. Toplam 14 bin 500 TL. Yarısı sizden, 7 bin 250 TL.

Emre çayını yudumlarken boğazında kaldı, Şerminin ise gözleri büyüdü.

Nasıl yani yedi bin? Cidden mi? diye sordu.

Gayet ciddiyim, dedim. Önceden anlaşmıştık, masraf yarı yarıya.

Emre bardağını bıraktı, Bak abi, sen zaten gidecektin o yolu. Yani bu parayı ister istemez harcayacaktın. Sonuçta araba senin, benzini de koyacaktın. Biz sadece boş koltukları doldurduk.

Bir dakika, artık sabrım taşmıştı. Şartları en başta net konuştuk. Hem bagajım doldu, hem yol boyunca sizlere göre hareket ettim, hem fazladan durdum, sizin yediğiniz de, sigaranız da benim düzenimi bozdu. Yani ben size yardımcı oldum, siz de masrafı paylaşacaktınız.

Ne alakası var canım! diye atıldı Şermin. Güzel vakit geçirdik, sohbet ettik. Biz işin samimiyetinde düşündük. Para isteseydin erken haber verseydin, biz de başka bir yol bulurduk.

Başka bir şöför sizin kırıntınıza dayanamazdı, kahrınızı çekmezdi, diye araya girdi eşim.

Bak dedi Emre son noktayı koyar gibi Bin, bilemedin bin beş yüz verebiliriz, anı kalsın diye. Ama senin zaten gideceğin yolun masrafının yarısını ödemek saçmalık. Zaten bizim de bütçemiz kısıtlı.

Ayağa kalktım.

Para istemiyorum. Size ikramım olsun. Ama dönüş yolunu kendi başınıza bulacaksınız dedim.

Nasıl yani! Emre yerinden sıçradı. Gidiş-dönüş anlaştık! Biletimiz yok!

Oturup konuştuğumuz tek şart, masrafları eşit paylaşmaktı. Siz bozduğunuz için, gerisi yok. İyi tatiller.

Tatilde yollar ayrıldı
Geriye kalan on gün, aynı bölgede olmamıza rağmen pek karşılaşmadık. Arada plajda selamlaştık, onlar ise bildiğin görmezden geliyordu.

Dönüşten bir gece önce Emreden mesaj geldi: Hadi inat etme. Hem gidiş hem dönüş için toplam altı bin verelim. Dönüşte beraber çıkalım. Otobüs Şermini mahveder, midesi bulanıyor.

Cevap vermedim.

Sessizce toparlandık, eşyalarımızı yerleştirdik, yağı kontrol ettim ve şafakta yola koyulduk. O yol benim için gerçek bir keyifti: İstediğim müzik, istediğim molalar ve huzurlu bir sessizlik.

Sonradan ortak arkadaşlardan duydum; hakkımda ne kadar kötü insan olduğum konuşulmuş. Sözde arkadaşlarını yüz üstü bıraktı, üç beş bin lira için diye anlatmışlar. Emre ile Şermin aktarmalarla otobüsle dönmüş, hem paraları hem sinirleri tükenmiş. Şimdi herkese hakkımızda kötü konuşuyorlarmış.

Fakat bize paha biçilmez bir ders oldu. Şimdi birisi, Şehre mi gidiyorsunuz? Bize de yer olur mu? diye lafı dolandırsa, nazikçe ama net bir şekilde cevap veriyorum: Kusura bakmayın, eşimle yalnız seyahati tercih ediyoruz.Biliyorum ki, bazen insanların gerçek yüzünü öğrenmek için bin kilometre yol gitmek gerekir. Biz ise o yolu, hem kendimize hem de başkalarına sınır koymayı öğrendiğimiz bir özgürlüğe dönüştürdük. Artık arabamızın yolcu koltukları, yalnızca yolculuğun kıymetini bilenlere açık ve en çok da birbirimize.

O tatilden döndüğümüzde, bagajı boşalttım, o kırıntılı koltukları süpürdüm ve aynaya bakıp hafifçe gülümsedim. Çünkü bu yolculuğun sonunda, sesli harcamalarla, sessiz derslerle ve bolca sabırla büyüdük. Yolda kaybettiklerimiz için değil, yolda kazandıklarımız için şükredecek çok şeyimiz vardı.

Ve bir gün yeni bir seyahate çıkarken, arkama yaslanıp, hayatıma eşlik eden o insanın elini tuttum. Tek başına yapılan yolculuklar da güzeldir elbette; ama en güzeli, aynı hızda, aynı müziği dinleyerek ve kimseye hesap vermeden ilerleyebildiğin o yol arkadaşlığıdır. Yani biz, tatilimize dair en güzel hatırayı yine birlikte yarattık: Kendi huzurumuz.

Rate article
Lifequest
Tanıdıklarımız, “Nasıl olsa siz de gidiyordunuz” diyerek arabamıza katılmak isteyip yol masraflarına ortak olacaklarını söylediler; ancak varınca verdikleri sözden caydılar