Ee, evlilik cüzdanı gerçekten de birlikte yaşamaktan daha mı güçlü? – Nadya ile dalga geçen adamlar böyle konuşuyordu

Günlük 15 Mayıs
Bazen düşünüyorum, gerçekten evlilik cüzdanı resmi bir bağdan öte midir, yoksa hayatın akışına bıraktığın ilişkiler daha mı sağlamdır?
Marketin önünde çay içerken bunu bana yine takılan mahalleden birkaç adamdan duydum o gün.
Hem kendi kendime gülerken, telefonum çalmaya başladı: Ayşe arıyordu, üniversite mezuniyetimizin otuzuncu yılı için buluşmak istermiş.
Yalvardı resmen.
Ben gelemem, dedim, sonra bunalıma girip bir hafta evden çıkamam!
Her yıl katılanlar gitsinler, onlara değişim fark ettirmiyor zaten. Bağırarak söyledim neredeyse.
Ayşe, şaşkın bir edayla, Ne o, çok mu değiştin şimdi?
Beş sene önce buluşmuştuk, hiç de fena değildin.
Yoksa kilo mu aldın? diye sordu.
Ne alakası var, istemiyorum işte, boşuna ısrar etme, dedim.
Kapatacakken Ayşe inadı bırakmadı, Bak, grubumuz artık iyice seyreldi.
Yani, biri vefat falan mı etti? dedim istemsizce, o kadar yaşlandığımızı da düşünmüyordum.
Yok canım, bazıları yurtdışına taşındı.
Bir tek Erdem, o da yirmi beş yıl önce vefat etti, gençti daha, defalarca anlatmıştım.
Sakın naz yapma, dört grup birleşeceğiz; ama en fazla otuz kişi olur.
Sen oğlunu da evlendirdin sonunda, değil mi?
Artık azıcık bana eşlik edersin.
Ayşe konuşuyordu ama ben yine Erdemi düşündüm.
O çocuk her zaman yorgundu, gözlerinin altı mor olurdu, sınıftaki diğer oğlanlar zayıf bulurdu onu.
Meğer kalbi zayıfmış.
Çok iyi okurdu, hayali kasabaya asma köprü yapmakmış ama hiç yetişemedi Peki, ben neye yetişebildim?
Hayatım su gibi aktı, farkında değilim.
Ben ise inşaat mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, mahalledeki şantiyeye girdim.
O dönemde Cengizle tanıştım, ustabaşıydı.
Vardiyalı çalışıyordu, birkaç hafta İstanbulda, sonra İzmirde ailesinin yanına dönerdi.
Cengiz, herkese beni karısı diye tanıtırdı.
Gerçek aşk nikahsız da olur, derdi.
Birbirini seven insanları belge değil, yürek tutar bir arada.
Ben hamile kaldığımı anladığımda Cengiz ortadan kayboldu.
Meğer üç çocuğu ve ağır hasta bir eşi varmış.
İşi bırakıp bir daha dönmemiş, bana da söylemedi.
Benden bir şey istemesi, bir şey talep etmem pek mümkün değildi.
Ben de şantiyeden ayrıldım, kimse bir şey anlamadan.
O zaman birkaç adam, fısıldaşa fısıldaşa alay etti:
Bak, demek ki imzalı evlilik daha sağlammış, gördün mü?
Ama ben zaten umursamıyordum.
Evimin yakınındaki markete girdim, mahalleden tanıdık biri ayarladı orayı.
Anlaştık, hamileliğimde bile haftada iki gün çalışacağım.
Annem ise, Yazık çocuğa! diyerek torunu Dursunla ilgileneceğini söyledi.
Beni de utandırıyor: Hani sen akıllı olacaktın?
Üniversiteye gönderdim, gece gündüz çalıştım, sen hâlâ elin adamına kandın!
Ben de dayanamaz oldum.
Sen büyüttün beni böyle! dedim; ama sonra yine sarılıp ağladık, pişmandım da Bu şehirde kimseye yaranamazsın zaten.
Dursuna kendimi adayarak yaşadım hep.
Olsa olsa mahallelerin girişlerinde, okulda ve kreşte temizlikçilik yaptım.
Ne anlatabilirdim ki mezuniyet partisinde diğerlerine?
Onlar kariyer, aile, arabalar, fotoğraflar Bense üç farklı yerde yer siliyorum.
Ne konuşacağımız var?
Dursun büyüdükçe hayatımın tek anlamı oldu.
Annem işini bitirdikten sonra köye, halamın yanına taşındı.
Şehir havası fenalık yapıyor! diyerek kaçtı resmen.
Ben ise beklenmedik şekilde şansıma kavuşup, yarı zamanlı olarak kendi alanımda iş buldum.
Dursun ilkokula gittiğinde, tam zamanında işten dönüp oğlumu okuldan alıyordum, arkadaşları bana özenirdi.
İşyerinden biri bana ilgi göstermeye kalkınca, hemen kestim.
Oğluma yabancı bir amca gerekmiyor.
Babasını da kimseyle değiştiremem, sıkıntıdan başka bir şey getirmez.
Oğlum büyüyünce, ben de tam zamanlı mühendis olarak işe döndüm, maaşım iyileşti.
Ama ben hep mahçuptum, güvensiz, renksiz giyinirdim.
Saçımı boyamazdım, kırkımdan sonra da beyazlar bastı.
Kendi kendimi suçlardım: Bir adamı elinden almak üzereydin, mutlu olmayı hak etmiyorsun!
Renkli giyinemezsin, dikkat çekmemelisin
Etrafımda da bir sürü boşanmış insan vardı zaten.
Ben diğerlerinden iyi veya kötü değilim ki
Dursun ise beklediğimden daha olgun ve vicdanlı büyüdü.
Babaanne ve halasıyla köye yaz tatillerinde gitmek isterdi.
Bahçede patates, havuç, pancar eker, tarlada çalışır, odun kırardı.
Sonbaharda turşu kurmaya, reçel kaynatmaya yardım ederdi.
Annem Böyle bir evlat ve torun Allahtan hediyedir, derdi.
Haksız da değildi.
Düşünüyorum da, benim ne işim var kafede, eski arkadaşlarla buluşup, başarı hikâyeleri ve çocuklarının evliliklerini dinleyecek, sonra utanıp eve dönecek
Tüm bunları tekrar düşündüm, Ayşenin sesiyle kendime geldim:
Hafize, unutma, eski yurdun karşısındaki kafede buluşuyoruz, cuma günü saat üçte.
Ne olur gel, ben de yalnızım, birlikte konuşacak biri olurum bari.
Gelir misin?
Ayşenin sesi titredi.
İçimde anlam veremediğim bir şekilde Tamam, gelirim dedim.
Sonra pişman olup aynada kendime baktım.
Telefonu tekrar aldım, arayacaktım caydığımı söylemek için.
Ama aradıkça Ayşenin telefonu sürekli meşgul çalıyordu ve üzerime garip bir mahcubiyet çöktü.
Gece olunca, gardırobumu açtım, bir sene önce Dursunun düğünü için aldıkları mavi elbiseyi buldum.
Dursun ve gelinim Zehra ısrar etmişti almam için.
Onlar mağazada oradan oraya koşturup denettirmiş, sonunda bu elbise hem bana hem gelinime hem oğluma çok yakışmıştı.
Zehra saçımı boyatmaya götürdü, özel bir bakım yaptırdık.
Şimdi beyazlar yeniden çıkmış, kim için süsleneceğim ki?
Kendimi tuhaf hissediyorum Gene de saçımı taradım, o elbiseyi giydim, hafif de olsa ruj sürdüm ama sonunda peçeteyle sildim, fazla iddialı gibi geldi.
Kafeye vardığımda ortam çok kalabalık ve hareketliydi.
Ayşe hemen beni gördü:
Hafize, ne güzelleşmişsin, iyi ki geldin! dedi boynuma sarılıp.
Ayşe de biraz tombullaşmış ama ona iyi gelmiş, çok enerjik görünüyordu.
Soğuk bir meyve suyu söyledim, etrafı seyrettim, ortamın tadını çıkardım.
O kadar güzel seçilmiş şarkılar vardı ki, tam o eski, üniversite yıllarımıza ait.
O günlerin hayalini kuran genç insanlar, hala yaşasaydık dediğim anlar
Sonra bir ses:
Bir dans edebilir miyiz? Kafamı kaldırınca, Emreyi gördüm.
O, paralel sınıftaydı, üniversitenin üçüncü yılında evlenmişti; ben ise o zamanlar içten içe kıskanırdım.
Hep beğenirdim Emreyi
Hafize, ne kadar değişmişsin Tüm mezunları ilk kez görüyorum ama seni hemen tanıdım.
Elini uzattı, kabul ettim.
Rıza şaşkın şaşkın bakıyordu.
Birkaç dans boyunca hiç konuşmadık.
Sonunda Emre sordu:
Hafize, sana eşlik edeyim mi eve kadar?
Açık söyleyeyim, uzun süredir yalnızım.
Evde birileri seni bekliyorsa, sadece bırakırım, geç oldu diye.
O gece Emre beni evime bıraktı.
Sonra tekrar görüştük Sonrası adeta kendiliğinden gelişti.
Gelinliğimi almamda Zehra yardım etti.
O da hamile, biraz karnı belirginleşmişti; ben neredeyse torun beklerken bir gelin oluyorum diye utanıyordum.
Ama bu kez kendime izin verdim: Mutlu olmaya hakkım var diye düşündüm.
Zehra da kulağıma eğildi:
Hafize Abla, sana hayranız!
Dursunla ikimiz çok mutluyuz.
Mutluluğun yaşı yok, ne güzel örnek oldunuz!
Ve düğün masasında Emreye bakarken aklımdan geçti: Demek bana da artık mutluluk serbestmiş.
En sonunda kendimi affettim, mutlu olmayı hak ettiğime inanmayı başardımGöz göze geldik, bir an sustuk.
Gülümsedim ve içimden, yıllarca gizlice utandığım ne varsa dökülüp gitti sanki.
Dursunla Zehra yan yana, el ele, bana bakıp gülümsüyorlar; Ayşe uzaktan Bravo Hafize! diye el sallıyor O an anladım: Geç kalmak diye bir şey yok.
Hangi yaşta, hangi biçimde huzur buluyorsan, mutluluk orada başlıyor.
Eskiden, duvar gibi önüme ördüğüm utancım, şimdi yerini hafifliğe bırakıyor; başkalarının öykülerinde değil, kendi öykümde huzura yanaşıyorum.
Son dans bittiğinde başımı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldım.
Elim Emreninkinde, masaların etrafında dolaşan çocuklar gibi neşeli hissediyorum yeniden.
Kendimi ilk kez, olduğu gibi, eksiksiz kabul ediyorum.
Ve o gece, evimin girişinde, annemin bir zamanlar söylediği sözleri anımsadım: Kızım, kimseye yaranamazsın, ama kendine sahip çıkmayı unutma. Şimdi biliyorum; razı olduğum hayatı değil, hak ettiğim hayatı yaşama cesaretim oldu sonunda.
O eski mavi elbise, kırışmış ellerim, yüzümdeki çizgiler Hiçbiri beni alıkoymadı.
Artık hayatın akışını izlemiyorum; onunla birlikte yürüyorum, sevdiklerimle kol kola, gülerek, umutla
İşte gerçek mezuniyet şimdi: Geçmişin yükünü indirip yeni bir sayfa açmak, kendini bunca yıldan sonra yeniden büyütebilmek.
Ve biliyorum, mutluluk bazen yolun tam ortasında, hiç beklemediğin yerde karşıdan gelir, başını önüne eğmeni istemezbaşını kaldırıp karşılamanı bekler.
Ben de kaldırdım başımı.
Ve sonunda, kendime gülümsedim.

Rate article
Lifequest
Ee, evlilik cüzdanı gerçekten de birlikte yaşamaktan daha mı güçlü? – Nadya ile dalga geçen adamlar böyle konuşuyordu