KENDİNE EN GÜZEL HEDİYE

KENDİNE HEDİYE

Aysel Hanım mavi gözlü, kumral, ellili yaşlarının başındaki bir kadın, birazcık kiloya meyilli olsa da oldukça zarif, beş yıldızlı bir otelin lüks odasında pencere önünde duruyor; bir yudum fındık likörü alırken aklından şu düşünceler geçiyordu:

Vay be, işte buradayım Orta yaşlı, boşanmış bir kadın; aşk otelinde tek başıma. Yine de şanslıyım sanırım, odam lüks, yoksa otoparka bakan bir motelde olsaydım, iyice perişan hissetmez miydim?

Aysel, romantizmin yirmi sene önce bittiğinden, bir daha da dönmeyeceğinden emindi; tıpkı son çırpınan kapıların ardından büyüyüp giden çocuklar gibi. Son yıllarda hayatına zaman zaman erkekler girmişti ancak genellikle hayal kırıklığıyla sona eriyor, ardından gelen kısa süreli depresyonlar ona, ilişkiler bana göre değil dedirtiyordu.

Ama sonra O çıktı karşısına sanal dünyadan bir hayran. Aysele öyle mesajlar yazıyordu ki, kadının yanakları kızarıyor, sırtı kendiliğinden düzeliyordu. O mesajları çerçeveletip mutfağa asası geliyordu; hem tekrar tekrar okumak hem de mutfakla mesafesini korumak için. Bazen, hayranının edebiyat kulübüne gidip gelendiğine ya da gereğinden fazla boş vakti olduğuna inanıyordu.

Yeniden Aysel oldu; kendine yeni bir elbise aldı, çalışma arkadaşlarının hayranlıkla bakmasından içi kıpır kıpır oldu. Bir sütyen aldı ki, uçak bileti fiyatına denk! Hatta spor salonuna bile yazıldı. Squat yaparken kendini öyle bir kaptırıyordu ki, sanki Türk medeniyetinin kaderi onun dizlerinde yatıyordu.

Eğer bu squatlardan ölürsem, beni bu elbiseyle gömün. Eski kocam pişmanlıktan çatlasın! diye arkadaşlarına espri yapıyordu.

Nihayet buluşma günü geldi. Beklentisini karşıladı, detaylar etikete gelmez; sadece, aynaya baktığında hakikaten gençleşmiş ve mutlu bir Aysel gördüğünü söylemek yeter.

Ama ikinci buluşma maalesef olmadı. Buluşmak için, romantik olsun diye Ege kıyısında tatlı bir sahil kasabası seçmişlerdi. Aysel hazırlık yaptı, içi içine sığmadı, ama adamın son anda tansiyonu fırladı ve otele yalnız gelen yine Aysel oldu. Demek ki insanın yaşı ilerledikçe, heyecanı kaldırmak kolay olmuyormuş. Kısacası kader, ona tatlı tatlı göz kırptı: Abla, fazlasına kalkışma!

Aysel pencere önüne oturup elinde likör bardağıyla düşüncelerini toparlamaya çalıştı:

Boş ver ya Torunlara nasıl anlatırsın ki? Babaannen ikinci gençliğini nasıl yaşadı? Havalimanı otoparkında, adam beklerken, cebinde tansiyon ilacı ile. İşte romantizm!

Ertesi sabah kendini spada buldu ve içinden Yeter Aysel! dedi. Artık kutlamaları kendin için yapacaksın. Tadını çıkar. Spadaki görevli yüzünün parladığını söyledi. Aynaya bakınca gülümsedi; evet, bir parıltı vardı, ama o daha çok kullanılan yağdan geliyordu, gençlikten değil.

Sonra şehir turuna katıldı. Grupta uzun boylu, beyaz saçlı, kadife sesli bir rehber vardı. Yanında eşofman giymiş neşeli bir teyze çene çalıyordu ama Ayselin dikkati sadece rehberdeydi. Adam Orta Çağ savaşlarından bahsederken Aysel düşünüyordu: Yüzyıllar boyu erkekler şehirler için savaşmış, kadınlar ise ilgi için Hayatın dengesi böyle işte.

Buraya kadar gelmişken buranın ünlü elmalı baklavasını mutlaka denemelisiniz, dedi rehber, en güzel pastaneye girerken göz göze geldiler.

Baklava o kadar güzeldi ki, Aysel neredeyse bir defa daha âşık olacaktı tabi defnenin yaprağı ve elma aromasıyla! Neyse ki baklava, erkekler gibi yarı yolda bırakmaz, diye içinden geçirdi.

Sonra alışveriş turuna çıktı: bir kehribar kolye ve göğsünü saran turkuaz renkli bir elbise aldı. Aynaya bakınca kendine göz kırptı. Elbise öylesine iddialıydı ki, Aysel bir daha giyer mi emin olamadı ama almıştı bir kere, vardır bir sebebi.

Uçakta İstanbulun ışıkları pencereden yavaşça silinirken Aysel iç geçirip düşündü: Şehir eriyor, birlikte taşıdığı hayaller de

Ne yapalım Belki tekrar görüşürler, belki görüşmezler. Ama hayat, neyse ki burada bitmiyor.

Önünde yepyeni bir gardırop, birkaç tatil planı ve belki bir elmalı baklava daha vardı. Yanında biri olur veya olmaz.

Olmazsa da, yanında illaki bir top vanilyalı dondurma olsun! diye gülümseyip başını koltuğa yasladı; artık hayatın tadını kendiyle paylaşmayı öğrenmişti.

Çünkü bazen, insanın en güzel hediyesi kendiyle mutlu olmayı bilmesidir.

Rate article
Lifequest
KENDİNE EN GÜZEL HEDİYE