Nazlı, al götür onu! Dayanamıyorum artık! Ona dokunmak bile tiksindirici!

Nermin, al şunu! Dayanamıyorum artık! Dokunmak bile istemiyorum ona!
Elif titriyordu. Kucağındaki bebek ise kesintisiz ağlıyordu.
Nermin, minik yeğenini kollarına aldı ve başını salladı.
Peki. Ama bu senin kararın, sonra pişman olmayacaksın, değil mi?
Hayır, neden pişman olayım ki?! Al götür, istemiyorum onu!
Minik bebek, daha bir ay önce bu dünyada avlusunu duyurmuştu. Elifin hamileliğinden beri her şey garipti. Nermin, ablasındaki bu ani ruh hali değişikliklerini hamileliğe yormuştu. Ablası Elif, yedi yıldan fazladır duldu. Diğer iki çocuğu büyüyüp evden ayrılmıştı. Haziran ayının birinde yapılan Karadeniz tatili, kısa süreli bir yaz aşkı ve ardından gelen beklenmedik hamilelik herkesi şaşkına çevirmişti. Elif, asla ani kararlar alan biri olmamıştı. Başlarda çok sevinmiş gibi davranıyordu. Sonra, bir gün bebek için alışverişe çıkıyor, günlerce minik elbiseler arıyor, ama ertesi hafta bir köşeye çekilip tek bir kelime bile etmiyordu; kendini tuğladan örülmüş bir duvarın ardına saklamış gibiydi.
Doğuma az vakit kala, Elif ansızın herkese küstü. Anneye bile bir daha seslenmedi, kardeşlerle konuşmadı, çocuklarıyla ilgilenmedi. Nermin telaşlandı, izini sürdü ve Elifi bir hastanenin kadın doğum katında buldu. Elif bebeğine dair tüm haklarından vazgeçen dilekçeyi imzalamak üzereydi.
Elif, ne oluyor sana? Neden böyle yapıyorsun?
Bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmiyorum. O bana yabancı.
Yabancı mı?! Neler söylüyorsun! Senin çocuğun o!
Olmayacak… dedi Elif, gözlerini duvara dikerek.
Nermin en güçlü kozunu ortaya sürdü; annelerini yanına aldı. Elif, bebeğin götürülmesini kabul etti. Anne ise, başta yardımcı olacağım bahanesiyle, Elif ve bebeğini yanında kalmaya ikna etti. Aslında hepsi birlikte, bir gözü Elifin üstünde olacak şekilde dikkat kesilmişlerdi. Elif her şeyi otomatik yapıyor, bebeğin yanına zorunluluktan bir dakika fazla kalmıyordu. İsmini büyükannesi koydu, kucağında ise hep teyzesi gezdirdi onu.
Elif, ben onu alacağım. Ona ben annelik ederim, ama biraz zaman geçerse, sence kime ‘anne’ diyecek?
Umurumda değil. Yeter ki bana demesin.
Bir hafta sonra resmi işlemler tamamlandı, Nermin küçük yeğeninin yasal vasisi oldu. Elif başka bir şehre gitti.
Küçük Asuman capcanlı, şen kahkahalarıyla büyüdü. Erken yürüdü, erken konuştu. Nermine ‘anne’ dedi.
Aradan on iki sene geçti.
Anne, bugün üç tane beş aldım! Yarın da sınıfla sinemaya gideceğiz, neşesi tüm evi çınlattı.
O mu geldi?
Evet, Elif o. Lütfen, senden rica ediyorum
Merhaba! Ben Asuman. Siz kimsiniz?
Mutfak kapısında, kocaman gözlü uzun boylu bir kız duruyordu. Gözleriyle, masada oturan kadından pencerenin önünde bembeyaz kesilmiş annesine geçti bakışları.
Ben… Elifim. Senin annenim, Asuman.
Sana yalvarmıştım! diye Nermin öfkeyle kız kardeşine baktı, kızına doğru yürüdü. Asuman! Açıklayacağım, dayan!
Gerek yok, anneciğim. Dinleyelim bakalım. Ne var yani? Siz şimdi benim annemizsiniz, öyle mi?
Seni almaya geldim. Benimle yaşamanı istiyorum.
Neden?
Çünkü sen benim kızımsın.
Hayır, değilim. Benim bir tane annem var, o da burada duruyor. Başka annem de istemiyorum! Ve sizi ilk ve inşallah son defa görüyorum! dedi Asuman, mutfaktan çıkıp gitti.
Nermin, yorgun bir şekilde sandalyeye çöktü.
Ne elde ettin şimdi?
Henüz bir şey değil. Ama elde edeceğim. Gerekirse mahkemeyle!
Neye yarayacak? Onu sen gönderdin. Nedenini hiç kimse anlayamadı! Şimdi yıllar sonra çıkıp, sana sarılmasını mı bekliyorsun? Kusura bakma Elif, sen şimdi git annemize uğra, sonra konuşuruz. Kızımla ilgilenmem lazım.
Kızına değil, yeğenine! Elif ayağa kalktı.
Nermin sadece iç çekti. Kapıyı kapatıp Asumanın odasına yöneldi.
Asumancığım
Anne, bir bekle. Ben konuşacağım önce. Her şeyi biliyorum. Bir yıl önce ne oldu hatırlıyor musun, babaannede temizlik yapıyorduk. Vasi belgelerini buldum. Önce çok sinirlendim, bana söylemediğiniz için. Sonra onunla buluşmak istedim, ben de sormak istedim: neden? Sonra fark ettim ki, hiç ihtiyacım yok ona. Benim annem sensin! Başka da kimseye ihtiyacım yok!
Asuman, canım kızım! Seni kimseye vermem.
Ben zaten kendimi hiç kimseye vermem ki, diyen Asuman güldü. Sınıf arkadaşım Kerem var ya Annesi avukat, aile hukuku uzmanı, arayabilirsin.
Ah canım kızım, büyümekte acele etmeye gerek yok. Her şeyi çözmüş maşallah! Ama şunu unutma, hâlâ bu evde büyük olan ve anne benim, yani, şimdilik. Nermin de gülerek sarıldı ona. Tabii ki ararız, tabi ki her şeyi hallederiz.
Zor günler ve mahkeme süreçleri geçti, ama mahkeme her şeyi olduğu gibi bıraktı. Asuman’ın, biyolojik annesiyle yaşamak istememesi karara esas alındı.
Kardeşler mahkeme kapısında yan yana durdu.
Sonunda bitti. Nihayet bu kabus sona erdi, dedi Nermin yorgun ama rahat bir nefes alarak. Şimdi ne yapacaksın?
Gidiyorum, Nermin. Rahat bırakacağım sizi. Ama maddi desteğimi esirgemem. Asumanın hesabı var, belgeleri annemde, hepsini bıraktım.
Bütün bunlar neden oldu, Elif? Neden o gün kızını terk ettin?
Bir aşk yaşamadım, Nermin, hiçbir şey olmadı. Karanlık bir park, geç bir gece vardı sadece.
Nerminin nefesi kesildi.
Ve yıllarca hiç kimseye söylemedin?! İçinde tutup kendi kendini yedin!
Değiştirebileceğim hiçbir şey yoktu. O yüzden sustum. Başlarda anlayamadım bile, hamileliği geç menopoz sandım, sonra fark ettiğimde ise çok geçti. Asumana anlatma bunu. Bilmesin. O başka bir hayat, onun hayatı değil. Belki bir gün beni affeder.
Nermin kardeşine sarıldı ve ikisi de, babaannesiyle birlikte bekleyen Asumana baktı.
Bazen en korkunç şey, bir mucizeye dönüşür Ne kadar güzel bir çocuk! Elif gözlerini sildi ve Nermin, yıllar sonra kardeşinin yüzünde ilk defa bir gülümseme gördü.

Rate article
Lifequest
Nazlı, al götür onu! Dayanamıyorum artık! Ona dokunmak bile tiksindirici!