Hatice, sabaha karşı saat dört buçukta uyanmıştı. Her şey kutsal olmadan, hemen toplanıp buradan çıkmalıyız, diye içinden geçirdi. Hayatı boyunca böylesine utanç verici bir duruma düşmemişti. Neden bütün bunlar başına gelmişti ki? Ne aptalca davranmışım! diye kendine kızdı.
Kızı Eda, bir apartman dairesine taşındıktan sonra Hatice artık evde yemek pişirmeyi bırakmıştı. Her öğle yemeğini, işyerine yakın küçük bir lokantada yiyordu. Bir gün, yemeğini yerken Mehmet masasına oturmuştu. Sohbet ilerledikçe kısa süre sonra bir ilişkileri başlamıştı. Mehmet Haticeden biraz gençti; fakat saçlarındaki asil benekli grilik ona hem olgun bir hava hem de çekicilik katıyordu.
Mehmetin sevgisi gösterişliydi; Haticeye çiçekler alıyor, restoranlarda birlikte vakit geçiriyor, ay ışığında yürüyüşlere davet ediyordu. Hatice ise yeni tanıştığı bu adamdan başını döndürmüştü. Her telefonunu heyecanla bekliyor, buluşmadan önce güzellik salonuna uğramadan edemiyordu. Yeni ilişkisine gömülmüş, sürekli geleceğe dair hayaller kuruyordu.
Düşlerinde düğünlerini planlıyor, sıcak bir ülkeye balayına gitmeyi düşünüyordu.
Bir hafta kadar önce, Mehmet ona bir tatil köyünde iki günlük bir kaçamak teklif etmişti. Cuma akşamı gidip pazar akşamı döneceklerdi. Hatice romantik hafta sonunun hayaliyle yaşıyordu, Mehmetin ona göl kenarında evlenme teklif edeceğini düşünüyordu.
Cuma öğleden sonra Mehmet aradı: Biraz içmek zorunda kaldım, arabayı sen süreceksin. Tamam, dedi Hatice.
İş çıkışı buluşup yola koyuldular. Hatice, Mehmetin sarhoş olduğunu fark etti ama tatil köyüne vardıklarında toparlanır diye düşündü. Bir saat sonra kabine giriş yaptılar, kabinin kapısını açan Mehmet, adeta yeni bir hayata davet ediyordu. Hatice kendini kraliçe gibi hissetti.
Varır varmaz bir kahvede oturup dinlendiler. Hafif bir müzik çalıyordu. Mehmet, Bir kadeh konyak alalım. Sen de ister misin? dedi. Rahatlayalım, bir şey olmaz, diye ekledi.
Haticenin ilk eşi alkol yüzünden vefat etmişti ve alkolle hiçbir şekilde barışamamıştı. Mehmet bunu biliyordu. Bir saat içinde Mehmet büsbütün sarhoş olmuştu. Haticeyi dansa sürüklemeye başladı, ama Hatice reddetti. Mehmet tek başına dans etmeye gitti ve bir kız ona yanaştı. Önce dans ettiler, sonra tüm sınırları aştılar. Bir süre sonra görevli gelip ikisini kahveden çıkmalarını istedi.
Mehmet ve kız bir anda Haticenin masasına gelip şişeyi bitirdiler ve Mehmet, Bu gece beni bekleme hayatım, dedi. Kız ise, Sen onun yanında yaşlı kalıyorsun, deyip Mehmeti koluna takarak çıktı.
Hatice, o an o kadar öfke ve utanç içindeydi ki, hiçbir karşılık veremedi. Sadece derin bir acı ve mahcubiyetle yanıp tutuşuyordu. Bir garson buzlu dondurma getirdi ve Burası ikram ediyor, dedi.
Hatice dondurmasını yerken gözyaşları sel olup aktı. Önce hemen eve dönmek istedi, sonra sabahı beklemeye karar verdi. Eve varınca ortamdan kalan her şeyi makinaya attı, Mehmetin kokusunu zerresine kadar silmek istiyordu. Çantasını açtığında, Mehmetin kanı bulaşmış bir gömlek buldu. Şaşkınlıkla ne yapacağını bilemedi; eğer Mehmet öldüyse en çok onun şüpheli olacağını düşündü.
Bir komşusunu aramaya karar verdi. Komşusu Ayşe polis memurunun yanında çalışıyordu. Hatice, ne yapıyorsun, sabahın altısı! dedi.
Hatice telefonda ağladı, durumu anlatmakta zorluk çekti. Ayşe, Geliyorum, kapıyı aç. diye yanıtladı.
Haticenin karışık anlatımını dinleyen Ayşe, bir numara çevirdi: Günaydın, bugün kim adli tıp uzmanı? Yarım saate geliyorum. Haticeye. Korkuyorum, tutuklanmamdan endişe ediyorum. Korkmaya devam et, ama gömleğini ve Mehmetin telefon numarasını ver.
Bir saat sonra Ayşeden telefon geldi: Sakin ol, gömlekteki kan domuz kanı, Mehmetin sahtekar biri olduğu anlaşılmış. Gelince detayları anlatacağım.
Hatice dolandırıcının kim olduğunu bir türlü kavrayamıyordu. Ayşe eve gelir gelmez ilk sorduğu şey: Anne-babanın evini sattın, parayı nereye koydun? Kartta mı? Telefon kartla bağlantılı mı? Kart dolapta, telefon bağlantılı değil. Peki, Mehmet kart şifresini biliyor tabii. Evet, yılını konuşurken söyledim. O kartı hemen iptal etmelisin.
Hatice kartının birkaç dakika önce bir lokantada kullanıldığını gördü. Gömleğine kan sürdüler ki sen korkup hareket etmeyesin. Karttan parayı çekene kadar tutulsun istediler. Hadi, birlikte gidip şikayet dilekçesi yazalım, kartı blokladığını fark etmeden…Hatice, Ayşe’nin yanında bir güvenle, karakola doğru yürürken içindeki korku yerini bir tür feraha bıraktı. Yolda Ayşe ona sessizce, Bazı insanlar, başkalarının kalbini kötüye kullanmak için doğmuş, dedi ve Haticenin elini sıktı. Karakolda şikayet dilekçesini yazarken, Hatice içindeki utancın bir kısmının eridiğini hissetti. Artık yalnız değildi ve başına gelen her şeye rağmen gururunu toplayabiliyordu.
Dilekçeyi verdikten sonra, Ayşe Bir kahve içelim mi? diye sordu. Olur, dedi Hatice, hafif bir gülümsemeyle. Bir kafede oturduklarında güneş yavaşça yükseliyordu. Ayşe, Hayat bazen karmaşık oyunlar oynar ama, bu sabah asıl güçlülüğün ne olduğunu gördüm, dedi. Hatice uzun süre aradığı iç huzura kavuşmuş gibi başını cama yasladı ve dışarıdaki kuşlara bakarak, Belki de her yeni gün, bir önceki gecenin lekelerini temizler, diye düşündü.
O anda telefonu çaldı; Eda arıyordu. Hatice açtı: Anne, iyi misin? diye sordu Eda telaşla. Hatice, kızının sesini duyunca tüm ağırlıklarını geride bıraktı ve hafif, güven dolu bir tonla, İyiyim kızım. Dondurmayla başladım, kahveyle bitirdim. Bugün, yeni bir gün, dedi.
Gözlerinde hem sevinç hem de şaşırtıcı bir dinginlik vardı. Ayşe gülümseyerek, Sana hep bir şans daha var, Hatice, dedi.
Ve güneş, Haticenin yüzüne vurduğunda, içine umut dolu bir sıcaklık yürümeye başladı. Yeni gün, yeni güçle geldi. Yola çıkmadan önce, Hatice arkasına bakıp, Hiçbir dolandırıcı, kalbimin kapısını bu kadar kolay açamayacak, dedi. Ayşeyle birlikte sokakta yürürken, ilk kez gülmesi hakettiğini fark etti; ve gülümsedi, derin bir nefes aldı. Başına gelenleri anlatacağı bir hikâyesi vardı artık ve yeni hayatı, kendine olan güvenle yeniden başlamıştı.




