Ay Müjgan, kıyametin kopacağı yok ya. Sadece üç gün! Aylinin elinde sıcak Antalya tatili, kadın kaç senedir bir nefes almadı. Benim tansiyon belli, geçen hafta bahçede belimi de burktum, eğilemiyorum. Ayrıca Kerem, dede işte, çocuklara yardımcı olması gerekmez mi? Ah, bir sen eksiktin!
Telefonun diğer ucunu mutfağa kadar yankılayan bu sesi duymak için eller serbest moduna ihtiyacı yoktu Keremin. Mutfakta sebze yemeğini karıştıran Müjgan her kelimeyi net işitiyordu. Bu yüksek, biraz da şımarık tonda birini asla karıştırmazdı: Nurhayat Hanım. Keremin ilk, ne yazık ki unutulmaz eski eşi.
Kerem her zamanki ezik tavrıyla Müjgana baktı, elinde ekmek, bıçakla bocalayarak yamuk dilimler kesmekte.
Nurhayat, dur bir, bir saniye Aylinin tatili güzel de Biz bu hafta sonuna plan yapmıştık, Müjganla
Ay ne planıymış seninkiler? Ne, bahçede ot mu yolacaksınız, yoksa Galata Kulesinde selfie mi çekeceksiniz? Kerem, çocuklar diyorum ya, Defneyle Kaan. Çocuk ne demek? Erkek örnek şart, sen ayda bir görüyorsun, hiç mi vicdanın yok senin! Yoksa yeni hanımın sıkı yönetim mi ilan etti?
Müjgan ağır ağır kepçeyi yerine koyup ocağı kapattı. Yeni hanım. Sekiz yıldır evliydiler. Sekiz huzurlu yıl tabii Nurhayat Fırtınası düzenli aralıklarla hayatlarına dalmadığı sürece. İlk önce büyümüş kızları Aylin için artırılmasını istediği nafakalar, ardından bitmeyen hadi şu derz tamiri, diş tedavisi, araba alma Kerem tipik yufka yürekli, hep suçluluk duyan bir adam; evden ayrıldığında Aylin yirmisindeydi zaten, Nurhayatla da ev arkadaşından halliceydi.
Bak Nurhayat, Müjgana laf etme, Kerem sesini biraz toparladı ama ürkekliği geçmedi. Sadece önceden haber vermeliydin. Çocuklar da altı yaşında, başlarını tepelemeye güç lazım, biz de yaş aldık artık
Aferin Kerem, yaşlılıktan şikâyet et, hareket candır. Torun peşinde bir koşarsın, sırtın da, ruhun da açılır. Hadi, Aylin yarın sabah onda çocukları bırakır, bana güvenme, belim mahvoldu dedim. Tartışmayı düşünme bile. Bunlar hepimiz için aile meselesi!
Telefon bip bip diyerek sustu. Kerem telefona baktı, derin bir iç çöküşle masaya bıraktı, Müjgana bakmaya utandı.
Bir süre mutfak sadece duvardaki saatin tik-takiyle doldu. Dışarda yaz yağmuru çiselerken, şehir hafif serin hava serpiştiriyordu. Müjgan masaya yaklaşıp, sanki bir kırıntı varmış gibi peçeteyle masayı sildi.
Demek yarın saat onda, dedi sakince.
Kerem zoraki bakabildi karısının gözlerine; affedicilik dileyen bir ifadeyle.
Müjgancığım, gördün işte, tank gibi kadın, Aylin uçağa, bu hasta, ne yapsınlar, torun işte
Kerem, dedi Müjgan, ellerini üst üste koyup karşısında Çocuklar torunun, benim değil. Güzel çocuklar ama dürüst olalım; beni hâlâ teyze diye şişirdiler, çünkü babaanneleri öyle öğretmiş. Her gelişleriyle ev harabeye dönüyor, çünkü Aylin çocuklara hiç sınır koymuyor.
Ben ilgileneceğim! coşkuyla atıldı Kerem. Sen hiç kalkmayacaksın! Parka götürürüm, lunaparka, sinemaya Sen sadece minik bir çorba, bir köfte Çocuklar bayılıyor, söyleyemiyorlar diye.
Müjgan hüzünlüce gülümsedi. Kendisinden kaçınılmaz sonu biliyordu. Kerem iki saate pes edecek, tansiyonu çıkacak, beş dakika kestireyim diye kanepeye yığılıp neticede iki başıboş çocuk ortada kalacak. Masanın, televizyonun üstünde zıplayan torunlar, Lalalala! Babaanne Nurhayat demiş, burada her şey serbest, çünkü dedem evin reisi! diyeceklerdi.
Unutmadan, tiyatro biletlerimiz vardı cumartesiye, dedi. Sonra bahçeye gitmeyi, gülleri budamayı planlamıştık.
Tiyatro biletini devrederiz Gül de bir hafta bekler. Müjgan, ne olur, son bir kez değil mi? Ayline de söylerim bir daha haber vermeden bırakmasın.
Son bir kez. Müjgan bu cümleyi yirmi kez duymuştu. Her defasında tartışmadan kaçınmak, Keremi üzmemek için tamam diyordu. Ama o gün içinde bir şey kırıldı. Belki Nurhayatın lafın arasında ben zaten karar verdim tınısındandır, habersizce Müjganın hem planını, hem mutfağını iptal etme cüretindendi.
Hayır, Kerem, Müjgan gayet sakin, tok bir tonda söyledi.
Kerem resmen afalladı, hayır kelimesinin anlamını çözememiş gibi.
Ne demek hayır?
Hayır, çocuklara bakmam. Bu sefer değil. Tiyatroyu iptal etmeyeceğim. Çocuklara üç gün boyunca ilk, orta, tatlı pişirmek için mutfağa girmeyeceğim. Hele geçen sefer bu ne biçim çorba kokuyor, anneminki daha güzel dedikten sonra hiç!
Müjgan, yapma ama? Çocuk bunlar Aylinin başka nereye bırakacak?
O artık Aylinin sorunu. Koca kadın; kocası var, kayınvalidesi var, gerekirse bakıcısı var. Neden hep ben bedel ödüyorum?
Biz, canım, birlikte değil mi?
Hayır Kerem, burada ben ödüyorum. Çünkü dağılan evi ben topluyorum, mutfağa ben giriyorum, çamaşırı ben yıkıyorum Sen sadece iki saat dede oluyorsun, sonra baş ağrısı ilaçlarıyla köşeye çekiliyorsun. Valla ben, eski karının beni aşağılamasına rağmen mecbur bir dadı değilim.
Keremin kaşları çatıldı. Müjganı böyle kararlı ilk kez görüyordu. Normalde barış güvercini gibiydi.
Ee şimdi? Hayır mı diyeceğiz? Nurhayat öldürür vallahi. Skandal olur!
Arama, dedi Müjgan, pencereye geçerek. Bıraksınlar çocukları.
Yani kabul ettin mi şimdi?
Hayır, gelsinler O zaman görürüz.
Cumartesi sabahı pırıl pırıldı, fakat evin içi bildiğin huzursuz. Kerem evin içinde volta atıyor, yastıkları düzeltiyor, saate bakıp duruyordu. Müjgan aldırmaz bir tavırla kahvaltısını yaptı, en sevdiği keten elbiseyi giydi, hafif makyajını yaptı, bir küçük çanta hazırladı.
Nereye bu hazırlık? dedi Kerem, kitap ve şemsiye çantaya atılırken.
Akşam yediye tiyatromuz var, unutmadın ya? Öncesinde berbere uğrayacağım, kıyı boyu yürüyeceğim. Havamı alacağım.
Müjgan! On beş dakikaya gelirler! Nasıl baş edeyim tek başıma! Çocuklar ne yer, ne içer, nerede ne var bilmiyorum
Sen dedesin, dedemiz örnek olacak demedi mi Nurhayat Hanım?
Bu sırada zile basıldı; upuzun, inatçı, sabırsız bir vuruş. Kerem, koş dede, senin işin deyip apartman girişinde fırladı, Müjgan ise odasında sandaletlerini bağladı.
Antreden kargaşa sesleri yankılandı.
Oh, trafik yokmuş! dedi Aylin, gürbüz kızı. Baba bak, çocuklar sende, çanta burada. Tablet şarjlı. Yemek, uyku falan önemli değil, hafta sonu sonuçta! Pişirirsin bir mantı, çözümsün! Ben kaçtım, taksi bekliyor!
Aylin, bir dakika yahu! Yemek, yatak, oyun Kerem kekeliyordu.
Hadi öptüm, çocuklar sana emanet!
Kapı hızla çarptı ve iki çocuk, savaş narasıyla eve daldı: SALDIRIII!
Müjgan antreye göz attı: İki minik, cüsseli kerata, Keremin ceketi ve fötrü üstüne tırmanmış, Kerem ise spor çantayla tam anlamıyla kitlenmiş halde. Ama asıl sürpriz: Kapıda, belim ağrıyor diyen Nurhayat Hanım şahsen hazır ve nazır.
Kadıncağız sağlıklıymış gibi rimellere bulanmış, şık bir kuaför topuzu, kalın altın bilezikler.
Ha, geldin işte, Nurhayat Müjgana şöyle bir tepeden süzdü. Hazırlıklı ol, çocuklara kızartma yok, Kaan portakala alerjik, Defne soğanlı yemiyor. Çorba da yeni pişmiş olacak, hadi çocuklar telefona dalmasın fazla.
Dilinde kahyalara özgü ahkam Kerem iyice büzüldü, Müjgan ise aynada son pürüzünü düzeltti, çantasını aldı.
Günaydın Nurhayat Hanımcığım, günaydın çocuklar!
İkizler durup bir baktı, sonra tekrar tırmanmaya devam etti.
Uyarılarınız için çok teşekkür ederim, dedi Müjgan hafif gülümseyerek Hepsini Kerem Beye ileteceğim. Kendisi bugün başrolde.
Eee? dedi Nurhayatın kaşları şaşkın havada. Sen nereye hazırlık yapıyorsun?
Bugün benim izin günüm. Kişisel işler, buluşmalar, tiyatro. Geç dönerim, hatta sabaha bile olabilir.
Nurhayat kulaklara inanamıyor, yolu kesmeye çalıştı:
Delirdin mi? Kocanın evinde, çocuk var? Bakıcı mısın sen?
Söz verdiğim kişilere borçluyum sadece, dedi Müjgan tatlı ama katı. O çocuklara sözüm de yok, onlarla ortak hayatım da. Onların annesi, babası, iki babaanne ve anneanneleri var. Sizin mesainiz yok, siz ilgilenirsiniz.
Benim belim çekmiyor!
Benim de bir hayatım var. Onu başkalarının zorbalığına harcamam.
KEREEEM! Nurhayat yayıldı. Görüyor musun şu kadını? Adam gibi adamsan, emir ver!
Kerem bir eskiye, bir yeni karısına bakakaldı; iç savaşı suratına vurmuş, Nurhayata alışmış, ama Müjganın haklılığını da es geçemiyordu.
Nurhayat başladı ürkekçe Müjgan yazdan beri programlıyız. Ben kendim ilgilenirim, ama
Sen mi ilgileneceksin? Bir saatte bayılacaksın! Kim bakacak çocuklara, kim duş aldıracak? Şuna bak, tiyatro diyor! Aile dağılmış umurunda değil!
Aile? Müjganın gülüşü dondu, bakışı buz kesti. Nurhayat Hanım, nokta koyalım: Ben ve Kerem aileyiz. Siz, Aylin, torunlarınız onlar Keremin akrabası. Ama benim değil. Gece aramalarınızı, para bitmeyen istekleri, arkamdan dedikodularınızı çektim yıllarca. Ama evimi otel, beni ücretsiz dadı yapmanıza izin vermeyeceğim.
Nasıl cüret edersin! Bu ev benim kocamın! E, eski kocamın! Sonuçta onun da hakkı var!
O istediği misafiri çağırabilir. Ama bana bakıcı rolü verilmesini kabul etmiyorum. Kerem, seçimini yap. Ben tiyatroya gidiyorum.
Tam kapıdan çıkacakken Nurhayat kolundan tuttu:
Gitmek yok, çocuklara çorba kaynatmadan çıkamazsın! Aylin havalimanında, nereye götüreyim çocukları?
Müjgan kibarca ama kesin bir hareketle onun elini bıraktı.
Bu senin sorunun Nurhayat Hanım. İstersen taksiyle evine götürüp bak, ya da Aylini çağırt. Sakın bana elini kaldırma. Polisi de ararım, usulsüz eve girip şiddet uygulamaktan şikayet ederim. Ve inanın, ederim.
Korkutucu bir sessizlik İkizler bile köşede sus-pus. Kerem hem hayran hem ürkmüş şekilde Müjgana baktı. Onu böyle hiç görmemişti. O an Müjgan, yumuşak eş değil, sınırlarını savunan güçlü bir kadın olmuştu.
Nurhayatsa resmen kekeliyordu; hep pısırık sandığı Müjgandan bu tepkiyi beklemiyordu.
Sen sen tam bir canavar, dedi sonunda. Herkese anlatacağım, ne fena birisin!
Buyurun, anlatın, dedi Müjgan omuz silkerek. Umurumda olmaz.
Dış kapıyı açtı ve basamaklara indi.
Kerem, anahtar sende, çözersin. Çözemezsen ben gelene kadar uğraşırsın.
Apartman asansörü kapandı. Bir nebze titreyerek çıktı dışarıya ama ruhu sıfır ağırlıktaydı. Hayır demişti, ilk kez.
Günü harika geçti. Sergi gezdi, Boğazda kahve keyfi yaptı, parklarda yürüdü. Telefonu sadece gece tiyatrodan sonra açtı: On çağrıyı kaçırmış, bir mesaj: *Nurhayat çocukları aldı. Evdeyim. Beni affet.*
Müjgan gece vakti eve döndü. Ev misss gibi, sessiz Kerem, soğuyan bardakla mutfakta, hem yorgun hem hafiflemiş.
Merhaba, dedi sessizce.
Selam. Çocuklar nerede?
Nurhayat alıp kendi evine gitti. Kıyameti kopardı, bize cehennem diledi. Ayline de bağırmış, tatil parasını geri yolla, çocuklarla ilgilen diye. Bildiğin curcuna.
Peki sen ne yaptın?
Kerem başı dik, ama yorgun:
İlk defa hayatımda yeter! dedim. Sana laf etmeye kalkınca, Bir daha karıma laf edersen, sana eski zamandan kalma nafakadan başka bir kuruş yok, dedim. Bir daha bu kapıdan içeri giremeyeceğini de ekledim.
Müjgan, Keremi omuzlarından sardı. Adam çocuk gibi başını ona yasladı.
Defneyle Kaanı toplayıp gitti. Bir tokat kapı, neredeyse sıva dökülecek. Artık akraba değilmişiz. Umursamıyorum.
Bizim için değişen bir şey yok, dedi Müjgan, gülümseyerek, Ayline ne oldu?
Havalimanından ağlıyordu. Mecburen biraz harçlık gönderdim, orada bakıcı tutsun diye. Çocukları yanında tatile götürdü. Nurhayat da bir bahaneyle yardım etmemiş.
Bak gördün mü, çözüm bulunmuş. Annelik görevini yaptı, tatil çocuklarla olunca asıl anlamlı zaten.
Müjgan, Kerem kadının gözlerine baktı. Sana teşekkür ederim.
Beni arenaya attığın için mi?
Bana adam olduğumu tekrar hissettirdin. Yıllarca eski eşe yaranmaya, suçlulukla ezilmeye çalışmışım Oysa şimdi anladım: Kimseye borcum yok senden başka Sen ailemsin. Sen dayanağımsın.
Bunu anladın ya, yeter. Şimdi gel, vişneli pastayla çay içelim.
Ertesi gün Nurhayat ortadan kayboldu. Sadece Aylinden uçtuk, iyiyiz mesajı geldi. Hayat normale döndü. Havası daha ferah, eşyalar huzurlu
Bir hafta sonra, bahçede gülleri budarken Kerem küreğini toprağa dayadı:
Dün telefon etti.
Müjgan temkinli sordu: Ne istedi?
Para sordu. İlaçlara zam gelmiş.
Verdin mi?
Vermedim. Bütçemiz belli, dedim. Evde tadilat olacak, sana yeni palto alacağım Yani geri çevirdim.
Müjgan kahkaha attı.
Palto mu! Şahanesin, gene hayalperestsin. Bu kafayı sevdim!
Telefonu suratımıza kapattı, dedi Kerem ve özgürce gülümsedi. Gördün mü, dünya yerinden oynamadı.
Oynamadı, diyerek onayladı Müjgan. Artık gökyüzü daha da mavi oldu.
Torun Deposu meselesi çiftin hayatını değiştiren dönüm noktası oldu. Müjganın asıl gücünün Hayır! demek olduğunu, Keremin de değerli olanın karısının huzuruna sadık kalmak olduğunu öğrendiği gün. Tabii ki torunlar zaman zaman misafir olmaya devam etti ama artık günü, saati, yeri önceden kararlaştırıldı. Nurhayat Hanım ise o evin sınırından bir daha içeri adım atmadı. Kerem çocukları kendisi gezdirip geri götürdü; böylece herkes mutlu oldu. Çocuklar yorgun değil, keyifli bir dede buldu, Müjgan ise sonunda eşi tarafından gerçekten seçilmiş olmanın huzurunu yaşadı.
Bazen, akşamüstü verandada oturup çay içerken Müjgan, o unutulmaz günü düşünür; tiyatronun ismini bile hatırlamasa da, esas asıl büyük finalin antrede oynandığını ve mutlu bittiğini hatırlardı.
Hayatta sınır koymak, bazen Hayır! demekle başlar. Müjgan ve Keremin hikâyesi, iç huzurun ve karşılıklı saygının nasıl kurulacağının gülümseten bir tarifiydi.




