Uzun zamandır evliyim. Eşimle üniversitede tanıştım. Onun dışında kimseyle görüşmedim, onu seçtim ve onunla kaldım. Sadık ve tek bir adama bağlı kalan o “eski kafalı” insanlardan biriydim, başka kimseye yüzümü dönmedim.
Üçüncü sınıfta evlendik. Gençtik, daha tecrübesizdik. Aşkımız ne kadar kuvvetliydi bilmiyorum ama sanırım yeterince güçlüymüş, çünkü bunca sene aynı çatı altında birlikte yaşadık. Tüm arkadaşlarımız bizi örnek gösterirdi, halbuki sınıfta başka çiftler de vardı. Bunu neden yaparlardı? Muhtemelen her türlü zorluk ve probleme rağmen birbirimize kenetlendiğimiz için.
Dördüncü senede anne baba olduk. Okulu bırakmadık; birçok hocamız bize anlayış gösterdi, biz de asla saygısızlık etmedik. Sabır ve azimle üniversiteyi bitirdik, diplomamızı aldık ve bu başarıyı birlikte kutladık. Eşim her zaman bana destek oldu, ev işlerini birlikte paylaştık.
Başka bir kocayı hayal bile edemezdim. Eşim benim için idealdi, ruh eşimdi. Tamamlayıcıydık ve neredeyse hiç kavga etmezdik. Böyle bir huzur ortamında çocuklar da mutlu olur diye düşündük ve iki yıl sonra bir kız çocuğu daha yapmaya karar verdik.
Neden olmasındı ki? Sevgi dolu ve ilgili bir eş, sağlıklı ve kendi işini görebilen bir oğlum varken… Bir de kızımız olursa ailemiz tam olacaktı.
Dünyanın en mutlu kadınıydım galiba. Eşim beni seviyordu, her zaman destek oluyordu. Vardiyalı çalışsa bile eve gelir, çocuklarla oynar, ben de kendime vakit ayırabilirdim. Her şey yolundaydı, ta ki bir gün eşimin bana olan ilgisinin azaldığını fark edene kadar.
İş çıkışı eve geç gelmeye, bana karşı söylenmeye başladı. Sürekli huysuz ve asabiydi. Bir gün, Nasılsın? diye sorduğumda, Senin işin mercimek çorbası yapmak, çocukların burnunu silmek, gece de kocanı memnun etmek! dedi.
Bu tavırdan sonra ne mutfağa ne de yatak odasına giresim kaldı. Davranışlarını sorgulamasını, olumlu bir değişim bekledim ama işler daha da kötüye gitti. Zamanla alkole başladı, geceleri eve uğramaz oldu. Eskiden mis gibi baba gelirken, birden evde bir zorba ile baş başa kaldık.
Bir gün eve gelip bağırmaya başladı:
Çocukların bağırışından, üstündeki eski eşofmanlardan bıktım. Sana asla hayran olmadım, ne makyaj yaparsın ne de benim için süslenirsin. Seninle bir yere gitmek istemiyorum, çünkü kendine bakmıyorsun. Tek derdin para istemek, kimse benim ne istediğimi sormuyor!
Kayınvalidemi aradım ama o da oğlunu savundu, sakın boşanmayayım diye yalvardı. Çocukları topladım, evden çıktım ve bir ev tuttum. Bir arkadaşım kızımın kreşe kaydını yaptırmama yardım etti, ben de ek bir iş buldum. Hayat kolay değil, ama başımızı sokacak bir yerimiz ve huzurumuz var. En azından artık kimse yumruğunu bize kaldırmıyor!
Dava sırasında gerçeği öğrendim; meğer eşim psikolojik rahatsızlığı olan bir adammış. Kayınvalidem ve kayınpederim özellikle benden bu hastalığı saklamışlar. Uyumluluğum nedeniyle oğullarına en uygun eş olarak beni görmüşler. Kayınvalidem zamanında onu Almanyada tedavi ettirmiş ama fayda etmemiş. Sürekli ilaçlarla normal bir hayat sürebilmiş. Elbette üzülüyorum ama ruh sağlığı bozuk biriyle aynı evde devam edemem. En büyük tesellim, bu hastalığın çocuklarıma geçmemesini diliyorum.




