Artık Hayat Başlıyor

Artık yaşanabilir

Deniz, babasının mezarı başında duruyordu. Tabutun toprağa indirilmesini izlerken içinde garip bir boşluk vardı.

Hava soğuktu, kasım rüzgarı çelenkteki siyah kurdeleyi savuruyordu, paltonun içine doğru girip omzunu titretiyordu.

Yanında birkaç kez ancak gördüğü uzaktan akrabası Güzin teyze hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Annesi dimdik duruyordu, sadece Denizin elini sımsıkı tutan parmakları buz gibiydi.

Babası

Deniz tabuta bakarken ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu.

Hiçbir şey.

İçinde donmuş bir evin soğuk, tekinsiz sessizliği vardı. Sanki uzun zaman önce kaloriferi kapatılmış, hayat çekilmişti o evden.

Arkasından biri kısık sesle İyi adamdı, Allah rahmet eylesin dedi.

Deniz neredeyse kahkahasını tutamayacaktı.

İyi biri mi? Nereden biliyorlar ki?

Bayramlarda görürlerdi babasını, ayık, güleryüzlü, şakalaşan, elinde sazıyla. Altın bilek, sohbetin neşesi, güler yüzlü adam.

Hepsi o kadar.

Evde nasıldı, kimse görmedi.

Deniz gözlerini kapadı, hatıraları hemen gelip ona bir sahne sundu: Yedi yaşında, gece yarısı gürültüyle uyanıyor. Babası kapıdan içeri zor giriyor, ağır alkol kokusu ve ekşi bir hava sarıyor ortalığı. Annesi onu odaya çekmeye çalışıyor, babası ise bağırıp ellerini sallıyor: Beni hiç saymıyorsun! Deniz gözlerini sımsıkı kapatıp yorganı başına çekiyor, ne duymak ne görmek istiyor.

Sabah babası suçlu bir yüzle mutfakta oturuyor, ayran içiyor ve Kusura bakma kızım, yine dayanamayıp içmişim. Bir daha olmayacak diyor.

Hep tekrarlandı.

Her defasında.

Deniz gözlerini açtı. Tabut toprakla kapanmıştı, üstüne çelenkler bırakılmıştı. İnsanlar mezarlıktan çıkışa doğru yürümeye başladı. Annesi ona dokundu:

Haydi kızım, yemeğe geçelim

Yemekte Deniz yabancı biri gibi oturdu. Yedi, başını salladı, taziyeleri kabul etti. Ama içindeki tek düşünce, sinir bozucu bir şekilde zihnini kemiriyordu:

Neden hiçbir şey hissetmiyorum? Neden acım yok?

Akşam, herkes gittikten sonra, annesiyle mutfakta yalnız kaldılar. Çay içip sustular. Bir süre sonra annesi kısık bir sesle konuştu:

Biliyor musun, garip bir şey geldi aklıma

Deniz annesine baktı.

Şimdi artık korkmamıza gerek yok diye düşündüm. Yolda düşmez, bir yerde kaybolmaz, gece üşüyüp gelmez. Artık sadece normal yaşayabiliriz.

Deniz annesinin gözlerinde kendi korkusunu gördü. O korku, acı yerine gelen rahatlama duygusuydu.

Ben kötü biri miyim? dedi annesi, neredeyse fısıldayarak.

Deniz yanına geçti, omzuna sarıldı.

Hayır anne, kötü değiliz. Sadece yorulduk.

Sabaha kadar öyle oturdular. Konuştular. Nasıl içtiğini değil, başka şeyleri: Babasının ona yaptığı bebek evini, bisiklete binmeyi nasıl öğrettiğini, pazardan kocaman bir karpuz getirdiği günü karpuzu üç kişi yerde oturarak yemişlerdi, çünkü masada yer yoktu.

Babası farklıydı. Bu da bir gerçek.

Sonra annesi yatağına gitti, Deniz yalnız kaldı. Telefonunu çıkardı, eşine mesaj yazdı: İyiyim, yarın geleceğim.

O anda fark etti: Günler sonra ilk kez rahatça, korkusuz, kötü bir haber beklemeden nefes alıyordu. O sürekli, yıpratıcı endişe yoktu artık.

Babası ölmüştü. Ve hayat ilk kez sakinleşmişti.

Bunun tekrar tekrar aklına geleceğini biliyordu. Geceleri vicdan azabıyla uyanacağını, Güzin teyzenin ve akrabaların Ne katı, gözyaşı dökmedi bile diye fısıldayacağını biliyordu.

Ama şimdi, sessiz, alkolsüz, kavgasız bir evde, Deniz ilk kez dürüst olabildi kendine.

Affet baba, dedi boşluğa. Seni gerçekten sevdim. Ama seni sevmekten yoruldum.

Sabah erkenden ayrıldı.

Trende uzun süre kasımın gri manzarasını seyretti, sonra defterini çıkarıp aklına gelen cümleyi yazdı:

Alkoliklerin çocukları cenazede ağlamaz. O acıyı yıllarca yaşamıştır. Katı değildirler; sadece hayatta kaldılar.

Defteri kapadı, uzun bir aradan sonra gülümsedi.

Tren onu yeni bir hayata taşıyordu. Artık geriye bakmak gerekmiyorduDışarıda trenin camına vuran yağmur damlalarını izlerken, Deniz kendi yansımasına baktı. Gözlerinde huzur vardı; alışık olmadığı bir tanıdıklık. O an karar verdi: geçmişin gölgesiyle yavaş yavaş barışacaktı, kendisini yalnızca acısıyla değil, dayanıklılığıyla da tanıyacaktı.

Tren bir tunelden çıkınca gökyüzünde ince bir güneş çizgisi belirdi. Deniz, çantasından babasının eski sazını çıkardı; parmakları hafifçe tellerin üzerinde gezindi. Hiçbir ezgi çalmadı, sadece dokundu. Ve kalbinin içinde fısıldadı: Artık yaşanabilir bir hayatın var. O yıkıntının ortasında filizlenecek bir umut buldun.

Tren istasyona yaklaşırken Deniz, yeni bir günün her şey olduğu gibi, kendisine sunduğunu kabul etti. Ve ilk adımını attığında, omuzlarında on yıllık yük yoktu artıkyalnızca hafif bir rüzgâr, kasım güneşinin altında, yolunu aydınlatıyordu.

Rate article
Lifequest
Artık Hayat Başlıyor