Bir gün, uzaktan akrabam olan bir halam arayıp kendi kızının düğününe yani hayatımda en son altı yaşındayken gördüğüm kuzenime davet etti. Onun altı yaşında olduğu zamandan bahsediyorum.
Açıkçası, akrabalık bağlarına karşı aşırı hassas biri değilimdir, ama bu sefer kaçmaya çalışmam işe yaramadı. Halam telefonu kapatmadan önce tehditkâr bir tonla, Yirmi yılda bir bari görüşelim, sakın gelmemezlik etme! diyerek uyardı. Zeynep ve Ahmetten güvercinli, çiçekli düğün davetiyesi de ulaştı, üstüne birkaç gün önce tekrar arayıp hatırlattıyani mecbur kaldım.
Neyse, dedim kendi kendime, bu cumartesi yalan oldu, ama ne yapabilirim ki? Elimde bir demet çiçekle, moralsiz bir halde, bir saat sonra sessizce sıvışma ümidiyle restorana vardım. Beni, damadın neşeli arkadaşlarının bulunduğu masaya oturttular. Birkaç duble rakıdan sonra, Aaa, ne güzel bir teyzesi varmış gelinin, hiç teyze gibi durmuyorsun, deyip tanışalım, eğlenelim diyorlardı. Biz de onların gazına gelip eğlenmeye başladık.
Tabii gelini tanıyamadım; o sünepe, esmer kız bir anda sarışın, oldukça gösterişli bir kadına dönüşmüştü. Ben o eski halini daha seviyordum açıkçası. Genel olarak ortama bir karanlık çökmüştü; huysuz teyzeler, sıkılmış amcalar, panik halinde bir damat ve güzelliğinin ve gösterişli fiziğinin farkında kabarık bir gelin… Bizim hızlıca neşelenen masa olmasa cenazeye dönmüştü ortam. Teyzeler ise bizi hiç hoş bakışlarla süzüyordu.
İlk turda yapılan şerefelere yetişemedim, fakat ikinci tur başladığında gözler bana döndü. Sunucu kim olduğumu öğrenince sevinçle anons etti:
Şimdi yeni ve genç, güzel teyzeden bir tebrik alıyoruz!
Ben de içtenlikle konuşmaya başladım:
Sevgili Zeynep ve Ahmet!
Düğün zaten sessiz sakin geçiyordu ama bu anda ortama bir ağırlık çöktü. O an fark ettim ki, benim halam ortada yok; yoksa o kadar değişti ki tanıyamadım mı? Karşımdaki pembe elbiseli teyze tıslar gibi:
Gelinin adı Meryem, damadınki de Cem…
Nasıl yani, Meryem mi? Hangi Cem?
İnsanlar bedavadan karnını doyurmaya, içmeye geliyor diye ekledi bir diğeri. Geçenlerde askere uğurlamada da biri aynen böyle sızmıştı aramızda. Hiç utanma yok, ahlak desen sıfır.
O anda anladım ki, bugün bu düğünde daha çok eğlence yaşayacağız. Konuklar yırtıcı bakışlarla kımıldanmaya başladı, gözler parladı, yerlerinden hafifçe doğruldular. Kolları sıvamalarına ramak kalmış.
Ama bakın, şu tabloya bir bakın, elimde davetiye var! deyip, elimdeki davetiyeyi salladım. Bakın burada her şey açıkça yazıyor: Zeynep ve Ahmet, şu restoran, bu salon.
Neyse ki garsonlar beni kurtardı.
Hanımefendi, dedi, diğer katta bir salon daha var, belki asıl düğününüz oradadır?
Tabii tabii, şimdi oraya da geçip beleşe yemeye gidecek. Buraya geldi, işaret bıraktı, şimdi orada devam eder, dedi pembe elbiseli teyze. Bu ne yüzsüzlük? Maceraperest işte!
Başka bir teyze, yeşil elbiseli olan, araya girdi:
Yüzsüzlük ikinci bir şanstır, Hatice Hanım!
Belirtmem gerekir ki, ne kenar mahalleden bir tipim ne de küçük dolandırıcıya benzer bir halim var. Fakat dışarıdan görmek başka tabii. Damat arkadaşları arkamda durdu, ki onların da başına iş geldi:
Bak sen, şimdi de delikanlıların aklını karıştırıyor!
Pembe elbiselinin eklemesiyle:
Aynı bizim muhasebecinin kocası gibi. Fırsatını buldu mu hemen götürür, yılan gibi kadın.
Hiç kimsenin kocasını çalmadım bugüne kadar ama aniden aklımdan, Acaba buradaki kocalardan biri fena mı acaba? diye geçirdim. Nasıl olsa herkes suçlu ilan etti.
Neyse ki, iyi yürekli garson üst kata gidip asıl halamı buldu. Halam hemen durumu kavradı, Evet, ben bu kızı tanıyorum diye doğruladı, bir yandan da sanki başından beri hafiften deliymişim gibi etrafa göz kırptı.
Sonuç olarak asıl düğün salonuna götürüldüm; gerçekten de esmer güzel Zeynep ve galiba Ahmet oradaydı. Uzun uzadıya oturttular, her çeşit içki ikram ettiler.
En azından hediyemi yanlış kişilere vermeden işin içinden çıktım. Fakat beni uğurlayanlar, yine de az önceki ilk düğündeki damadın arkadaşları oldu.
Hayatta bazen yanlış yerlere düşmekten kaçamıyoruz; ama zorunlu durumlarda bile, iyi niyetimiz sınanır. Önemli olan, hangi masaya oturursak oturalım, nezaketimizi ve mizahımızı kaybetmemektir. Çünkü bazen bir tebessüm ve bir yanlışlık, yeni dostlukların başlangıcı olabilir.




