Araba sakin bir şekilde buzlu yolda ilerliyordu, bense hep kenardaki sık ormana gözüm takılıyordu. Aracın içinde oğlum direksiyondaydı, gelinim Derya yanında oturuyordu. İçimdeki düşünceler dönüp duruyordu nasıl olur da kendi oğlum beni huzurevine göndermeye kalkar? Nerede yanlış yaptım, nasıl eksik davrandım ona? Belki yeterince sevgimi gösteremedim, ama elimden gelenin en iyisini yaptım, ona mutlu bir çocukluk sunmak için çırpındım hep. Ama işte, Alper hep kendi bildiğini okurdu.
Bir sabah geldi, elinde bir çanta dolusu eşyayla. Ben mutfakta oturuyordum, çayımı yudumluyor, biraz kurabiye kemiriyordum. Alper kendinden emin bir şekilde içeri girdi, çantayı yere bıraktı ve hafifçe gülerek dedi ki:
Tamam anne, hazırlıklarını yapıyorsun, huzurevine gideceksin. Orada sana çok daha iyi bakacaklar. Hangi huzurevi, Alper? Ne diyorsun sen?
Huzurevi. Altı ay için parayı peşin ödedim, sonrası için de ayarlama yapacağım. Kendi özel odan olacak, kimseyle paylaşmak zorunda değilsin. Doktorları harika, sana masaj ve tedavi yapıyorlar, tansiyonunu düzenli takip ediyorlar. Günde beş kez yemek veriyorlar. Kısacası, anne, bir cennet gibi olacak orası.
Ama Alper, ben huzurevine gitmek istemiyorum. Ben senin yanında, ailemin içinde yaşamak ve kendi evimde ölmek istiyorum. Anne, lütfen abartma. Derya ve ben düşündük, karar verdik, bütün işlemleri hallettik. Çocuk gibi davranma giyin, hadi kahvaltıya oturalım.
Kadıncağızın kalbi paramparçaydı, yüzünde bir damla yaş süzülüyordu. Hatırlıyor musun, Alper küçükken dizini yaraladığında hep annesinin kollarına koşardı, ağlardı ve Anneciğim, seni asla bırakmayacağım derdi. O mavi gözlerini annesinin yeşil gözlerine bakarken öyle bir söz vermişti ki, annesi ona hep güvenmişti. Onun hayalindeki destek buydu, başka bir şey değildi.
Ama işte, o koca yürekli çocuk bir anda Alpere dönüşmüş, ne vicdanı kalmış ne merhameti annesini hiç utanmadan huzurevine göndermekten çekinmemişti.
Yol boyunca, Alperin babasıyla tanıştığım ilk günler aklıma geldi. İlk aşk, birbirimize hemen kapılmıştık. Hayalini kurduğumuz evimiz, çocuklarımız… Sonra, daha ben hamileliğin altıncı ayında bilemeden, ilk aşkım, eşim hayata veda etti.
Eşim… beni kim bırakıp gitti? Kime? İçimdeki özlem ve hasret, kaybettiğim sevdaya duyduğum acı o kadar büyüdü ki, boğazıma düğüm düğüm olup gözyaşı olarak döküldü.




