Bir kedi tesadüfen bir cep telefonuna rastladı…
Kedi, parkta dolaşırken birden karşısına çıkan siyah ve ince bir eşyayı fark etti. Üzerinden insan kokusu geliyordu ve garip bir şekilde sıcacıktı. Rahatça kıvrılıp uzandı, patileriyle sarıldı ve tam üstüne yerleşti. Bir anda, minicik patisiyle dokununca akıllı telefon ekranı aydınlandı.
Seda, yeni aldığı telefonuna doğru dürüst sevinememişti. Kutudan çıkar çıkmaz telefon hemen ısınıyor, cebinde neredeyse ateş gibi oluyordu. Üstelik ilk haftasında bir de kaybetmeyi başardı. İçine oturmuştu… Telefonu harikaydı: Geniş ekranlı, uzun ömürlü bataryalı… Fakat sonunda işte bu batarya ona oyun oynamıştı. Şimdi ise geri iade etmesi mümkün değildi çünkü cihaz ortada yoktu.
Seda kendi kendine söylendi: “Aklın neredeydi Seda?” Sonra eski, tuşlu telefonunu eline alıp kendi numarasını aradı. Uzun uzun çaldı ama kimse açmadı.
Stresini yatıştırmak için aktardan aldığı melisa damlasını bir bardak suya damlattı, ardından yatağa uzanıp bugün nereye gittiğini hatırlamaya çalıştı. Belki geçtiğim yolu bir daha gidersem telefonu bulurum, diye düşündü. Birden yastığın altından titreme sesi geldi. Onu arıyorlardı! Ekranda çok tanıdık rakamlar vardı kendi numarası.
Alo, buyurun?
Karşıdan sadece garip hışırtılar, kısa kısa nefes alışlar geliyor; derken bir ses:
Miyav
Seda ani bir refleksle aramayı sonlandırdı. Birileri dalga geçiyor, diye düşündü. Keşke ekran kilidi kursaydım, şimdi biri telefonumla oyun oynuyor diye içi burkuldu. Sinirlenmesine fırsat bırakmayan bir başka çağrı geldi.
Yine nefes sesleri, yine cızırtı… Ve tekrar bir miyavlama.
Beni aramayı bırakın artık! diye bağırdı.
Ama telefon susmadı. Seda sonunda En kötü ne olabilir ki? deyip evden çıktı. Sesler açıkça dışarıdan geliyordu. Demek ki şakacı telefonu bulduğu yerde olabilir. Hemen güzergâhını tekrarlamaya karar verdi.
Yol boyunca sık sık kendi numarasını çevirdi. Umutsuzca yürürken, birden tanıdık zil sesini işitti. Yönünü sese çevirip adımlarını hızlandırdı; içinde hırsla, telefonuyla oynayan kişiye ne söyleyeceğini kurcalıyordu.
O sırada kedicik, sıcacık telefona sarılmış, ekranına bakıyor, şaşkın gözlerle bu canlı gibi davranan nesneyi izliyordu. Kokladı, telefon bir şeyler söyledi. O da kibarlıkla cevap verdi: “Miyav!”
Telefon sustu. Kedi tekrar dokundu, cihaz yine konuşmaya başladı. Gitgide ısınıyordu; hava soğuktu ve bu minik kutu sanki bir ısıtıcıydı. Bir kez daha hafifçe patisiyle dürttü.
Ansızın telefon çalmaya başladı. Kedi, ani sesten korkup cihaza sertçe patisini indirdi. Tam uğraşırken, başını kaldırdığında yalnız olmadığını fark etti.
Sedanın bütün öfkesi, telefonun başında hareketsiz oturan sarman kediyi görünce uçup gitti. Altında yatan telefona patisiyle vuran, soğuktan üşümüş, sevimli bir turuncu kedi… Ama Seda yaklaşınca, minik dost ona öyle bir sevgiyle koştu ki, sanki yıllardır tanışıyorlardı. Mırıldanarak kollarına atladı, sıcacık başını boynuna sürttü. Seda ise hayretle kaldı; bu kadar sevgi dolu bir sokak kedisi görmemişti.
Kedi, Sedanın yanaklarına kendini sürterken, o soğuktan titrediğini hissetti. Demek garip telefonun sıcaklığına sığınmıştı.
Telefonunu cebine ve kediyi kucağına alan Seda, eve dönerken hem gülüyor hem düşünüyordu: Belki de ilk görüşte aşk insana kediyle de yaşanırdı. Bu sarı sevecenliği, bu yakınlığı görünce onu oraya bırakmak mümkün değildi.
Kedi ise mutluluktan adeta deliye dönmüştü; kucağında oraya buraya sürünüyor, burun buruna geliyor, Seda gülerek kaçınmaya çalışsa da bu yakınlıktan hoşlandığını gizleyemiyordu. Sokak kedisi demeye bin şahit isterdi, meğer ne kadar uysal, ne kadar içtenmiş.
Aslında her şeyin açıklaması daha da basitti…
Kedi, Sedanın bir saat önce kendine damlattığı melisa kokusundan sarhoş olmuştu.
Hayatta bazen kaybettiğimizi düşündüklerimiz, bize beklemediğimiz güzel sürprizler ve dostluklar getirebilir. Biraz sabır, biraz cesaretle yolunu tekrar gitmeyi göze alırsan, belki de asıl ihtiyacın olanı bulursun. Hayat bazen bir cihazda, bazen bir dostun sıcaklığında anlam kazanır.




