Evliliğe Hazır Değilim: Fazla Sorumluluk Sahibi Biriyim, Başkasının Kaderini Ellerime Alamam…

Üniversiteyi bitirdikten sonra Esra, İstanbulda güzel bir şirkette işe başladı. Çalışanların hepsi oldukça sıcakkanlı ve kaynaşmıştı, Esranın gelişiyle ekipteki huzur ve motivasyon daha da arttı. Esra son derece güler yüzlü ve insanı rahatlatan bir yapıya sahipti. Onunla konuşunca hemen güvenirsiniz. Esra, işyeriyle yakın bir semtte, yeni bir apartmanda tek başına yaşıyordu. Aynı şirkette çalışan Hasan onunla tanıştığı ilk andan itibaren Esradan hoşlanmaya başladı. Esranın bir odalı bir evi olduğunu duyunca kulakları dikildi; çünkü neredeyse 30 yaşına gelmişti ve doğru düzgün hiçbir şeyi yoktu.

Hasan mağdur gibi davranmayı severdi. Her sabah köyden İstanbula gelip işe gidiyordu. Akşam yine köye dönmesi ne kadar acıklıydı! Ama genellikle eve dönmez, çoğu zaman kızlar onu yanlarına alırdı. Fakat Esra bambaşka biriydi, adeta hayalini kurduğu kadındı. Ne dış görünüşünde ne de karakterinde tek bir kusur vardı. Her şeyiyle mükemmeldi. Hasan üç yıl boyunca Esradan adeta ayrılmadı, hep yanında takıldı. Esra sürekli iş seyahatlerine çıkar, iyi para kazanırdı. Hasan ise hala öğrenci gibi zor durumdaydı, sağlığı da pek iyi değildi. Sürekli hastaneleri dolaşıyorlardı ve çocuk sahibi olamıyorlardı.

Evlilik hiç konuşulmuyordu. Bazen patron, yeğeninin hikayesini anlatırdı: Genç adam sevgilisine evlenme teklif etmiş, düğünden hemen önce kızın üçüncü evre kanser olduğunu öğrenmiş. Yine de evlenmişler; kocası enerjisiyle, gençliğiyle hasta karısına üç yıl bakmış. O hikayeyi Esra da sık sık düşünür olmuştu. Sonra bir gün şöyle düşündü: “Bu adam benim evimde kalıyor, tüm masraflar bana ait ama evlilikle ilgili tek bir laf etmiyor.” Esra, Hasana bu düşüncelerini söyledi. Hasan, bunun üzerine hemen bir yüzük aldı, evlenelim dedi. Fakat Esra bir iş seyahatinden döndüğünde Hasan fikrini değiştirmişti.

Hasan dedi ki: “Daha evlenmeye hazır değilim. Ben fazla sorumluluk sahibi biriyim, başkasının kaderini üstlenmeye gücüm yok… Yüzüğü hatıra olarak sakla, güzel sevgimizin anısı olsun…” Esra, bu sözler karşısında çok şaşırdı, hiç böyle bir şey beklemiyordu. Patronu, Esrayı tekrar bir iş seyahatine gönderdi. Ona tiyatroya gitmesi için bir bilet verdi ve gitmezse kovacağını söyledi. Tiyatroda Esra, patronunun dul yeğeniyle karşılaştı. Yan yana oturdular. Seyahat boyunca da sürekli vakit geçirdiler. Esra hamile kaldı ve ikisi de mutluluktan havalara uçtu.

Hemen düğün organize ettiler. Esra o gün gelinlik içinde gerçekten prenses gibiydi. Tam on yıl geçti. İki oğulları var, şimdi üçüncü çocuğu düşünüyorlar. Kız ya da erkek olması önemli değil; tek dilekleri sağlıklı bir çocuk. Güçlü, sıcacık bir aileleri var! Hasan ise hâlâ hayatta neye ihtiyacı olduğunu kesin olarak belirleyemedi. Aile sorumluluğunun pahalı bir zevk olduğuna inanıp hiçbir zaman birinin kaderini sahiplenemedi. Arabasının kredisi bitince, bu kez yeni bir dizüstü bilgisayar aldı. O kadar övündü ki herkes duymuş oldu. Bu kredinin ne zaman biteceği ise meçhul…

Hayatımda bu hikâyeden önemli bir ders çıkardım: Korkularının peşinde kaçarsan hep olduğu yerde sayarsın. Cesaret edip sorumluluk alınca, gerçek mutluluğu yakalıyorsun.

Rate article
Lifequest
Evliliğe Hazır Değilim: Fazla Sorumluluk Sahibi Biriyim, Başkasının Kaderini Ellerime Alamam…