Ona yeni bir başlangıç yapabilmek için taşındım, ama sonunda “kendi evimde” koltukta uyuyan ben oldum

Onun yanına taşındım, her şeye sıfırdan başlayalım diye; sonunda ise kendi evimde koltukta yatmaya başladım. Onunla birlikte yaşamaya kabul ettiğimde, gerçekten ortak bir hayat kuracağımıza inanmıştım. Mahallemi, alışkanlıklarımı, eşyalarımı bıraktım. Yanıma sadece birkaç kıyafet, umutlarım ve bir yuvamız olacak fikrini aldım. O, İstanbulda küçük bir 1+1 dairede kalıyordu ama şimdilik idare ederiz, sonra daha büyük bir yer buluruz dedi. Sözüne güvendim.

İlk aylar güzeldi. Akşamları beraber yemek pişiriyor, dizi izliyor, yan yana uyuyorduk. Evet, küçüktü ama bizim alanımızdı. Ta ki bir gün eve gelip annesinin maddi sıkıntıda olduğunu, kız kardeşinin de evsiz kaldığını söyleyene kadar. Bir kaç gün idare etmemiz lazım, toparlanana kadar dedi. Bencil görünmek istemedim, kabul ettim.

Ama o birkaç gün haftalar sürdü. Yatak odası annesine ve kız kardeşine verildi; yaşlı, yatakta yatması lazım dedi. Kız kardeşi gardırobuma ve banyoya el koydu, sanki evin asıl sahibi oymuş gibi. Ben ise kendimi salonun açılır kapanır kanepesinde buldum. Önce geçici sandım, yakında çözüm bulunacak diye umut ettim. Ama kimse bu durumdan çıkmanın yollarını konuşmuyordu. Her gece battaniyeyle koltuğu yatağa çevirip sabah salona tekrar toparlıyordum, ev düzgün görünsün diye.

Zorluklar ise bitmek bilmedi. Kendi eşyalarımı koyacak bir yerim, başımı dinleyecek bir köşem kalmadı. İşten yorgun dönüyor, uzanacak rahat bir alan bulamıyordum. Bir de üstüne annesinin her şeye karışması nasıl yemek yaptığım, nasıl giyindiğim, saat kaçta eve geldiğim Kız kardeşi ise çalışmıyor, geç kalkıyor, kirli tabakları ortada bırakıyor, ama nihayetinde kendimi eve sığdıramayan, fazlalık gibi hissettim.

Asıl canımı acıtan ise onun hiçbir şey yapmamasıydı. Bir kere olsun Eşim de burada yaşıyor, onun da hakkı var demedi. Sınır koymadı. Aksine, bana sabırlı olmamı, anlamamı, abartmamamı öğütledi. Bir akşam, yorgunluktan bitmiş halde ona artık kanepede kalamayacağımı, bu şekilde barınamayacağımızı söyledim. O ise, Bu benim annem, benim ailem diye cevap verdi. O an anladım; ben o aileye ait değildim.

Annemi aradım ve büyüdüğüm eve geri döndüm. Arada hâlâ arıyor, Birlikte olabiliriz ama aynı evde yaşamayalım diyor. Artık ne düşüneceğimi bilmiyorumCevabımı içimden biliyordum: Birlikte olmanın anlamı, bir evin içinde yan yana olmaktan çok daha fazlaydı. Bir yastığa baş koyamıyorsak, masada iki tabak yer açamıyorsak, bir de bana başka bir çare düşün diyorsa O çare, bana kendime bir hayat kurmaktan başka bir şey olamazdı.

Küçük çocukken annemin balkonunda gökyüzünü izlerken hissettiğim huzuru bulmuştum yeniden. Herkesin bir evi vardı, bir de kalbinin yurdu. Ben kendi yurdumu, kendi sınırlarımı sahiplenmeye karar verdim. Ev dediğin, dört duvardan çok daha fazlasıydı: İnsanın kendine yer açabildiği, sevilip sayılabildiği bir sığınaktı.

Sabah gözümü açtığımda sırtımda ağrısı değil, gönlümde hafifliği hissettim. Çayımı aldım, çocukluğumun camına oturdum. Şehir yine gürültülüydü ama içimde bir sessizlik vardınihayet sadece kendime ait bir yer: dar, ama huzurlu. Geri dönsem de, artık aynı kişi değildim. Koltukları, odaları, hatta şehirleri değiştirmek kolaydı; asıl değişimi ben kendi içimde yapmıştım.

Ve anladım ki, kendi evimde koltukta yatmaktansa, kendi hayatımda baş köşede oturmak daha güzel.

Rate article
Lifequest
Ona yeni bir başlangıç yapabilmek için taşındım, ama sonunda “kendi evimde” koltukta uyuyan ben oldum