Kapısına Geldiler ve Şunu Söylediler:

Kapının önüne geldiler ve dediler ki:
Teyzeciğim, üzgünüz ama evi boşaltmanız gerekiyor.
Ben şimdi nereye gideyim evladım, bu yaşta? Allahım ben ne yapacağım
Böyle söylediler.
Soğuk.
Gözlerinin içine bile bakmadan.
O sabah, Nebahat teyze avluyu süpürüyor. Yetmişini çoktan geçmiş, ömrünü bu küçük evin duvarları arasında geçirmiş bir kadın. Çocukları burada doğmuş. Eşi burada vefat etmiş. Bütün sevinçlerini de, acılarını da burada yaşamış.
Kapı birden açılıyor.
Elinde evraklarla iki takım elbiseli adam izinsiz giriyor avluya.
Siz Nebahat Yılmaz mısınız?
Benim… diyor, başındaki yazmasını düzelterek.
Size bildirmek istiyoruz ki bu araziye yeni bir bağlantı yolu yapılacak.
Ev sizin yolun üzerinde kalıyor.
Nebahat teyze sık sık göz kırpıyor.
Yani çıkmam mı gerekiyor?
Teyzeciğim, size tazminat verilecek. Paranız ödenecek.
Bu yaşta ben nereye gideyim evladım?
Burası benim yuvam
Adamların biri içini çekiyor, sabırsızca.
Teyze, artık buranın yuva olduğundan bahsetmeyelim.
Burası sadece bir arsa.
Böyle durumlarda duyguların bir önemi yok.
Bu sözler haberden daha çok ağırına gidiyor.
Sormaya hakkım yok mu? diyor yavaşça.
Size ne zaman denirse, imza atma hakkınız var, diye diğer adam sesini yükseltiyor.
Olay çıkarmayın.
Nebahat teyze evin duvarındaki bankta oturuyor.
Göğsünde bir şeyin koptuğunu hissediyor.
Onlar gidince, ona ev daha küçük geliyor.
Daha kırılgan.
Odadan odaya geziniyor, duvarlara, asılı tablolara, eski masaya dokunuyor.
Ben şimdi nereye gideyim Allahım?
Haber köyde tez yayılıyor.
Bir ateş yanıyor.
Komşuları gelmeye başlıyor.
Önce ikişer, sonra onar kişi.
Sonra tüm köy.
Nebahat teyzeyi nasıl atarlar evinden?
Bu kadın hiç kimseden bir şey istemedi ki!
Yolu başka yere alsınlar!
Yetkililer yeniden geldiğinde Nebahat teyze yalnız değil.
Kapıda kalabalık toplanmış.
Genç, yaşlı, çocuk
Hiç kimse buradan ayrılmıyor!
Bir insanın hayatını hiçe sayamazsınız!
Memurlardan biri sesini yükseltiyor:
Kanun kanundur!
İnsafsız kanun, adalet değildir! diye biri bağırıyor.
Nebahat teyze, evin kapısında.
Küçücük ama dik duruyor.
Ben para falan istemem diyor sesi incecik.
Sadece ömrüm geçtiği yerde, burada vefat etmek istiyorum.
Sessizlik oluyor.
Günler geçiyor.
Dilekçeler. Yerel basın. Baskı.
Bir sabah, başka biri geliyor.
Ne kibirli, ne sert bir tonla.
Projeyi değiştiriyoruz.
Yol başka güzergaha alınacak.
Bu araziye hiçbir şey yapılmayacak.
Nebahat teyze hemen anlamıyor.
Yani burada kalacak mıyım?
Kalacaksınız.
Avlu alkışlarla yankılanıyor.
Birileri ağlıyor.
Bazıları sarılıyor.
Nebahat teyze, kapıya yaslanıp fısıldıyor:
Allahım, beni yalnız bırakmadın
O akşam, köy yalnızca bir yer değil.
Gerçek bir aileye dönüşüyor.
Çünkü bazen büyük yollar, küçücük bir evin kapısında durur
İnsanlar, YUVA ne demek unutmadıklarında.
Sen olsan Nebahat teyzenin kapısına çıkar mıydın?
Yorumlara yaz
Asfalt insandan değerli değildir diyorsan bir bırak.
Hikâyeyi paylaş Unutulmayacak şeyler varAkşam güneşi duvardaki solmuş fotoğrafların arasından usulca süzülüyor. Nebahat teyze kasvetli günlerin ardından ilk kez içini huzurla doldurarak geçiyor başköşe odasına. Bir tepside çaylar, komşu çocukları cıvıldaşırken bahçede, gülümseyerek pencereden bakıyor.

Küçücük kapısı günlerdir hiç olmadığı kadar insan gördü; ama yüreği de hiç olmadığı kadar destek. O eski, çatlak çaydanlıktan tüm köye yetecek kadar çay dökülüyor sanki o gün. Bir çiçek, bin filiz açıyor taş avluya; eski tablonun, duvardaki çatlağın, sedirin bile anlamı değişiyor.

O gece köyün tüm ışıkları geç sönüyor. Herkes evine, kendi çatısının altına dönerken bir şey biliyor artık: Yalnız bir yaşlı kadının evi değil, herkesin yüreği kurtuldu bu avluda.

Nebahat teyze bakıyor gökyüzüne, sağ yanında bir tabak ayva reçeli, sol yanında eski radyosu.

Usulca mırıldanıyor:

Bu toprak, sahip çıkınca vatan olur evladım. Biz birbirimize sahip çıktık.

Ve o andan sonra, köyde artık hiçbir kapı o kadar kolay kapanmıyor; kimsesiz kimse kalmıyor.

Çünkü herkes biliyor: Bir eve uğrayan yol, bazen tüm köyün yüreğine varır.

Rate article
Lifequest
Kapısına Geldiler ve Şunu Söylediler: